Ekim 2007 için Arşiv

Bac

PerÅŸembe, 11 Ekim 2007

Türkçe’de genel olarak vergi ve resim karşılığı olarak kullanılır. Tarih metinlerinde malî deyim olarak vergilerden bahsedilirken, bunlara bâc denildiÄŸi görülmektedir.

Osmanlı kanunlarında bâc deyimine sık sık rastlanır. Memleket yollan üzerinden geçen yahut memlekette kalmak üzere gelen mallardan alınan gümrük resminin adı bâc-ı büzürg’dür. Fatih Kanunnâmesi’nde bu genel anlamından baÅŸka, ÅŸehirlere mahsus alım-satım vergisi anlamına kullanıldığı da görülmektedir. Süleyman Kanunnâmesi’nde de bu anlamdadır ve buna ait bazı maddeler olduÄŸu gibi Fatih Kanunnâmesi’nden alınmıştır. Bununla beraber Süleyman Kanunnâmesinde daha baÅŸka ve aynı hükümler de vardır.

Bâc-ı bazar, bâc-ı ağnam, bâc-ı tamga, hayvanlardan alınan resim anlamına bâc-ı kirtil, yolculardan alınan resim hakkında bâc-ı sevendegan, yabancı memleketlere götürülen mallardan alınan bâc-ı ubûr , Bâc-ı mizâdet, bâc payı gibi birleşik deyimlerde kelimenin genel anlamda kullanıldığı açıktır.

Bacı Ubür

PerÅŸembe, 11 Ekim 2007

Osmanlı İmparatorluÄŸu’nda,yabana bir ülkeden getirilerek baÅŸka bir ülkeye giden imparatorluk yollarından geçirilen emtiadan alınan vergidir. “Mürûriyye” olarak da adlandırılırdı.

Babus saade

PerÅŸembe, 11 Ekim 2007

Topkapı Sarayı’nda 3. kapıdır. AkaÄŸalar Kapısı, Enderun Kapısı olarak da adlandırılır. Enderun denilen üçüncü avluya geçiÅŸ bu kapıdan olur; cülus ve bayram teorikleri merasimi bu kapı önünde yapılırdı. Kapının her iki tarafında akaÄŸalara ait koÄŸuÅŸlar bulunurdu. Son ÅŸeklini III. Selim döneminde almıştır.

Babu selam

PerÅŸembe, 11 Ekim 2007

Topkapı Sarayı’nın orta kapısıdır. Bâb-ı Hümâyûn ‘dan girilen ve birinci avlu denilen Alay Meydanı’nın sonunda, çifte kulesi olan ikinci kapı.

Buyruldı

PerÅŸembe, 11 Ekim 2007

Emretmek, ferman etmek, hükmeylemek manalarına gelen “buyurmak” mastarından alınan buyruldı tabiri Osmanlılarda vezir ve beylerbeyiler tarafından bir iÅŸin ne ÅŸekilde yapılacağı hakkında yare’sen ya da bir muamele üzerine derkenar suretiyle verilen talimatın adıdır. Herhangi bir iÅŸ hakkında “Şöyle yapılması emrolundu”yerine “Şöyle yapmak buyruldı”,   “Babıâli’ye   takdime müsareat edesiz deyu buyruldı”gibi emirlerin sonuna gelen bu özel tabirden dolayı veziriazam, vezir ve beylerbeyilerin emirnamelerine buyruldı denilmiÅŸtir.

Osmanlı İmparatorluÄŸu’nun sonuna kadar sadrazamların yare’sen ya da bir muamele dolayısı ile mektubî kaleminden yazılan kâğıtlara buyruldı-ı sâmi adı verilmiÅŸtir.

Breslau

PerÅŸembe, 11 Ekim 2007

Aman kruvazörü. 10 AÄŸustos 1914′te Yavuz (Goeben) zırhlısıyla birlikte İngiliz takibinden kurtulmak için Osmanlılara sığındı. Seferberlik ile silahlı bîtaraflığını ilân etmiÅŸ olan Osmanlı imparatorluÄŸu, İngiltere’nin el koyduÄŸu iki gemisine karşılık, bu gemileri satın aldığını ilân etti. Osmanlı hükümeti bu kruvazöre Midilli adını vermiÅŸtir. Gemilerdeki Alman mürettebat görevlerine devam ettirilmiÅŸtir. Osmanlı Devleti’ni emri vaki ile savaÅŸa sokmak için Karadeniz’e çıkan gemiler Rus limanlarını topa tuttular. Bu bombardıman sonucu Osmanlı Devleti I. Dünya Savaşı’na katılmak zorunda kaldı. Midilli kruvazörü İmroz Adası’na yapılan bir saldırı sırasında mayın tarlasına düşerek mürettebatıyla birlikte battı (20 Ocak 1918).

Midilli kruvazörü 4.550 ton ağırlığındaydı. Hızı 27 mil/saat olan kruvazörün 105 mm.lik 12 topu ile 450 mm.lik bir torpido kovanı vardı.

Biti ( Bitik )

PerÅŸembe, 11 Ekim 2007

Osmanlılarda ferman, mektup ve berat karşılığı olarak kullanılan bir tabirdir. Biti tabirine XIV.-XV. yüzyıllara ait belgelerde rastlanmaktadır. II. Murat ve Sultan Fatih Mehmet’in verdikleri beratlarda Biti ferman ve nişan yerine kullanılmıştır. Arşiv vesikalarında Biti tabirinin Sultan Kanunî Süleyman zamanına kadar kullanıldığı anlaşılmaktadır.

Beşik Alayı

PerÅŸembe, 11 Ekim 2007

Osmanlılarda padişah çocukları için yapılan törendir.

Şehzade dünyaya gelince saray kethüdası tarafından Darphaneye süslü bir beşik ısmarlanırdı. Beşik, kethüda, baş efendi, baş-kullukçu, çantacı, kaftancı, enderun ağaları ve diğer saray mensupları tarafından harem dairesinin divan yerine bitişik olan kapısına getirilir, beşiği orada darüssaâde ağası,hazinedar ağa, başkapı gulâmı, hazine vekili ve nöbetçi ağalar teslim alırlar, harem dairesine götürürlerdi. Emeği geçenlere bu iş için saraydan hediyeler verilirdi.

BaÅŸvekil ve BaÅŸvekalet

PerÅŸembe, 11 Ekim 2007

Osmanlı İmparatorluğu’nun son zamanlarında sadrazamlar ve Cumhuriyet devrinde hükümet başkanları için kullanılmış olan resmî unvan.

II. Mahmut, Yeniçeri Ocağı’nı kaldırdıktan sonra devlet teÅŸkilâtında yaptığı yenilikler arasında Dahiliye, Hariciye ve Maliye nezaretlerini kurmuÅŸ, sadrazam ve sadaret tabirlerini de deÄŸiÅŸtirmeyi isteyerek 30 Mart 1838′de bir hatt-ı hümayunla son sadrazamı Rauf PaÅŸa’dan sadaret yerine BaÅŸvekalet ve sadrazam yerine BaÅŸvekil tabirlerinin kullanılmasını istemiÅŸtir. Böylece kabul edilen BaÅŸvekil unvanı II. Mahmut’un ölümüne (2 Temmuz 1839) kadar devam etmiÅŸ ve Abdülmecit’in cülusunda hükümetin başına kendini geçirten Hüsrev PaÅŸa en geniÅŸ yetkilerle yine sadrazam unvanını almıştır.

I. MeÅŸrutiyet’in ilânından bir süre sonra II. Abdülhamit tarafından kendisine sadaret teklif olunan Ahmet Vefik PaÅŸa, MeÅŸrutiyet’in bir gereÄŸidir diye BaÅŸvekillik makamını yeniden ÅŸart olarak ileri sürdüğünden 4 Åžubat 1878′de bu unvanla iÅŸ başına getirilmiÅŸ, kendisinden sonra Sadık PaÅŸa da aynı unvanı taşımış ise de dört ay geçmeden Mütercim Rüştü PaÅŸa yine sadrazam unvanıyla vazifeye tayin olunmuÅŸtur.

29 AÄŸustos 1879′da ve Mebûsan Meclisi dağıtılarak (13 Åžubat 1878) MeÅŸrutiyet rejimi bilfiil kaldırıldıktan bir buçuk yıl sonra, Arifî PaÅŸa’ya tekrar BaÅŸvekil unvanıyla görev verilmiÅŸ ve 3 Aralık 1882′de Sait PaÅŸa’nın dördüncü defa sadrazam olduÄŸu tarihe kadar üç buçuk yıl daha bu unvanın kullanılması sürmüştür.

Ankara’da T.B.M.M. Hükümeti’nin kuruluÅŸundan 28 Ekim 1923 tarihine kadar “İcra Vekilleri Heyeti Reisi” unvanıyla anılan hükümet baÅŸkam, Cumhuriyet’in resmen ilâm sırasında Anayasa’ya eklenen yeni hüküm gereÄŸince “BaÅŸvekil” adım almış ve Anayasa’nın TürkçeleÅŸtirilmesinden sonra (10 Ocak 1945) bu unvan “BaÅŸbakan”a çevrilmiÅŸtir.

BaÅŸtarda

PerÅŸembe, 11 Ekim 2007

Buharlı gemilerin icadından önce Osmanlıların kullandıkları savaş gemilerinden birinin adı.Baştarda, bir cins küçük gemi, kadırganın küçüğüdür.

Yelkenle ve kürekle hareket eden gemilerde oturak “birim”di. Oturak sayısı çoÄŸaldıkça gemilerin adı da deÄŸiÅŸiyordu, iÅŸte bunlardan 26-36 oturaklı gemilere bastarda denilirdi. Bu gemilerin büyüklük itibariyle birbirinden farklı olmak üzere birkaç çeÅŸidi vardı.

En büyüğü olan 36 oturaklısı “paÅŸa bastardası” adını alıyordu. Bu gemilerin uzunlukları 210′dan 216 Osmanlı kademidir (yarım arşın uzunluÄŸunda bir ölçü olup, 34 cm).

Baştardaların kadırgalarda olduğu gibi baş taraflarına üçer top konulduktan başka çıkmaları üzerine de dörder beşer top yerleştirilirdi. Pasa gemisi olduğuna işaret olmak üzere kıç kamaraları üzerinde üçer fener yakılırdı.

PaÅŸa bastardasına 84′ü gemici ve topçu, 216’sı savaşçı ve 500′ü de kürekçi olmak üzere 800 mürettebat bulunurdu.

Orta bastardada, 26 oturak olup, uzunluÄŸu 171 kademdir. Bir çeÅŸit daha bastarda vardır ki, buna “hünkâr gemisi” adı verilir. Bunda da alâmet olarak üç fener yakılırdı.

Bir bastarda, 6 mavna, 40 da kadırga bir donanmayı teşkil ediyordu.