‘Anadolu Beylikleri’ Kategorisi için ArÅŸiv

Dulkadiroğulları Beyliği

PerÅŸembe, 04 Ekim 2007

MaraÅŸ Elbistan yöresini merkez alarak XIV. ve XV. yüzyıllarda egemenlik kurmuÅŸ bir Türkmen beyliÄŸidir. ÇeÅŸitli tarihler de deÄŸiÅŸik adlar ile anılmışlardır. Dulgadır, Dulkadir,Tulgadır, Zülkadir gibi. BeyliÄŸin kurulduÄŸu dönemde Anadolu’da siyasî birlik olmaması, BinboÄŸa DaÄŸları, MaraÅŸ, Antakya’da yaÅŸayan ve kışlayan Bozok Türkmenleri’nin bağımsızlık ilan edip beylik haline gelmelerini kolaylaÅŸtırmıştır. BeÅŸbin kadar atlı ile çevrelerinde var olan çeÅŸitli beylikleri yenen ve topraklarını geniÅŸleten Zeynettin Karaca Bey, ilk Dulkadir emiri oldu. Çukurova’da Ermeni varlığını gerileten Karacabey, bir anlamda Mısır’da güçlü bir devlet kurmuÅŸ olan Memlûkların da himayesine girerek, kurduÄŸu beyliÄŸi resmen tescil ettirdi. Böylece beylik ilk kuruluÅŸ döneminde aynı zamanda bir Memlûk ValiliÄŸi haline gelmiÅŸ oldu.

Anadolu içlerinin karışık ve güçsüz olması, DulkadiroÄŸullarının kuzeye ve batıya doÄŸru geniÅŸlemesine de yaradı. Bu yörelerde egemenlik kurmuÅŸ bulunan ErtanoÄŸullarının ve TaÅŸkunoÄŸulları Beylikleri aleyhine topraklarını geniÅŸleten DuîkadiroÄŸlu Karacabey, güçlendikten sonra Memlûk Sultanı’na da baÅŸkaldırdı. 1341-1352 yılları arasında çeÅŸitli Memlûk ordularını ve Bizans ordularını yenerek gücünün zirvesine çıktı. Karacabey “Melik Zahir” adıyla kendini hükümdar ilan etti. Bu oldu bittiyi kabul etmeyen Memlûklar güçlü bir ordu göndererek MaraÅŸ-Elbistan yöresini yakıp yıktılar. Karacabey’i de öldürdüler. Türkmen aÅŸiretlerinin birbiri ile kavgalarından yararlanıp, Dulkadir BeyliÄŸi topraklarının bir bölümünde Üçok Türkmenlerinden RamazanoÄŸullarına verip beyliÄŸi böldüler (1353). Karacabey’in oÄŸlu Halil Bey de Memlûklulara bağımlı olmak ÅŸartı ile Elbistan ValiliÄŸi’ne getirildi. Halil Bey Anadolu’daki güçler dengesini gözleyerek, ilk fırsatta da geniÅŸleme politikasını sürdürdü. Önce Ertana BeyliÄŸi’ne saldırıp, Yozgat-KırÅŸehir Malatya’ya kadar ilerledi. Ardından 1371 ve 1378′de Memlûk ordularını yenerek Memlûk himayesindeki topraklarda geniÅŸledi. Antakya, Harput, Amik, ovalarını ele geçirdi. Halep’in kuzeyine kadar ulaÅŸtı.

Güçlenme dönemi iç karışıklıklarla yeniden bir düşüşü getirdi. Halil Bey’le bozuÅŸan kardeÅŸleri Halil Bey’i öldürdüler (1386). Halil Bey’in yerine geçen Süli Bey, kızlarını Kadı Burhaneddin’e ve Osmanlı hükümdarı Çelebi Mehmet’e vererek batı ve kuzey sınırlarını güvenlik içine aldı. Sonra Memlûklularla çatışmaya fırsat kalmadan kardeÅŸi tarafından öldürüldü. Bu durum Dulkadir BeyliÄŸi’nde yeni karışıklıkların çıkmasına sebep oldu. Yıldırım Bayezıd bu karışıklıktan yararlanıp Elbistan’ı ele geçirdi (1399) ve yönetimini DulkadiroÄŸlu Mehmet Bey’e verdi. Mehmet Bey bir yanda Osmanlılarla bir yanda da Memlûklularla hoÅŸ geçinmek istiyordu. Ancak hesapta olmayan Timur saldırısı ile (1402) beyliÄŸinin düzeni bozuldu. Malatya, Elbistan, Behisni gibi ÅŸehirleri Timur tarafından yakılıp yıkıldi. Bu gerçek karsısında DulkadiroÄŸlu Nasirüddin Mehmed Bey, Timur’a boyun eymek durumunda kaldı.         Timur         güçlerinin         çekilmesiyle

Osmanlılarla dostluk iliÅŸkisine giren Mehmed Bey RamazanoÄŸlu BeyliÄŸi ile KaramanoÄŸlu BeyliÄŸi aleyhine geniÅŸleme politikası gütmeye baÅŸladı. KaramanoÄŸlu Mehmed Bey’i esir etti (1436).

BeyliÄŸin bundan sonraki tarihi Osmanlılarla Memlûklular arasındaki denge politikası üzerine kuruldu. Bazen Osmanlılarla, bazen Memlûklularla iyi geçinerek birbirlerine kız alıp vererek, varlığını 1515′lere kadar getirdi. Bu arada DoÄŸu Anadolu’da güçlenen Akkoyunlular da beyliÄŸin içiÅŸlerinde önemli bir etki merkezi oluÅŸturdu. 1515′te DulkadiroÄŸlu Beyi Alaüddevle’nin Osmanlılarca TumadaÄŸ Savaşı’nda yenilmesinden sonra beylik bütünüyle Osmanlı güdümüne girdi. Osmanlılar adlarına hutbe okutmak ve para bastırmak ÅŸartıyla Ali Bey’i beyliÄŸin basma getirdiler. Ali Bey tam bir Osmanlı yanlısı politika güderken, bundan hoÅŸnut olmayan Ferhat PaÅŸa’nın oyunları ile öldürüldü. Bu durumu kökten çözmek isteyen Osmanlılar,BeyliÄŸi MaraÅŸ, Malatya, Antep, Zülkadiriye, Samsat sancaklarını kapsayan bir beylerbeylik haline getirildiler. Böylece yaklaşık iki yüzyıl süren DulkadiroÄŸlu BeyliÄŸi ortadan kalkmış oldu.

DulkadiroÄŸlu BeyliÄŸi egemenlik süresi içinde MaraÅŸ, Antep, Antakya, Bahçe, Kadirli, Yozgat, KırÅŸehir gibi yerlerde bayındırlık alanında derin izler bırakmıştır. Camiler, medreseler, imaretler, türbeler, zaviyeler yaptırılmıştır. Bunların önemlileri Kayseri’de Hatuniye, Medresesi KırÅŸehir’de Balım Sultan Türbesi’dir.

Çandaroğulları Beyliği

PerÅŸembe, 04 Ekim 2007

III. yüzyıl sonlarında Anadolu Selçuklu Devleti parçalanırken, Kastamonu, Sinop ve çevresinde kurulan Türk beyliÄŸi.BeyliÄŸin bu unvanla anılmasına, hanedanın kurucusu olan Åžemseddin Yamanın, Kastamonu valisi Muzaffereddin Yavlak Arslan’ın “candar”ı olarak gösterilmesi sebep,olmuÅŸtur. Aynı zamanda bu beylik, hanedanın 8. hükümdarı İsfendiyar Bey’e izafeten Osmanlı tarihlerinde “İsfendiyaroÄŸulları” ve hattâ, son hükümdar Kızıl Ahmet Bey’e izafeten “Kızıl Ahmedlû” (Kızıl Ah-medli) diye de anılmaktadır.

Anadolu Selçuklu Sultanı II. Gıyaseddin Mesud ile kardeÅŸi IV. Rükneddin Kılıç Arslan arasındaki saltanat mücadelesinde Muzaffereddin Yavlak Arslan öldürüldüğünden, ilhanlı hükümdarı Keyhatu, ondan boÅŸalan Kastamonu valiliÄŸini Åžemseddin Yaman Candar’a vermiÅŸtir (1292). Ancak, Åžemseddin Yaman, Yavlak Arslan’ın oÄŸlu Mahmut’un elinde bulunan Kastamonu’yu alamamıştır.

Åžemseddin Yaman’dan sonra yerine geçen oÄŸlu I. Süleyman 1320′de Kastamonu’yu ele geçirerek beylik merkezini buraya nakletmiÅŸ, Sinop ve Safranbolu’yu da alarak beyliÄŸin sınırlarını geniÅŸletmiÅŸtir. Babası gibi ilhanlılara baÄŸlı kalarak onlar adına para bastırmış, ilhanlı Devleti’nin yıkılmasından sonra bağımsızlığını elde etmiÅŸtir.

CandaroÄŸulları ile Osmanlılar arasında münasebet, Osmanlı tarihlerinde “Kötürüm” lakabıyla anılan Celâleddin Bayezid zamanında (1366-1385) baÅŸladı. Bu hükümdarın son yıllarında, oÄŸulları Süleyman ile İskender arasında baÅŸ gösteren bir anlaÅŸmazlıkta Süleyman, kardeÅŸini öldürterek, I. Murat’a sığındı ve Osmanlı kuvvetlerinin yardımıyla Kastamonu’yu ele geçirdi. Bu sırada Kötürüm Bayezid’in ölümüyle yerine Sinop’ta diÄŸer oÄŸlu İsfendiyar Bey geçtiÄŸinden, CandaroÄŸulları BeyliÄŸi, Sinop ve Kastamonu ÅŸubeleri olmak üzere ikiye ayrıldı. Kastamonu Emîri II. Süleyman, I. Murat’ın yeÄŸeni ile yani Süleyman PaÅŸa’nın kızı ile de evlendi ve ilk zamanlar Osmanlılarla dost geçindi. Hattâ Birinci Kosova Savaşı ile Yıldırım Bayezid’in Anadolu savaÅŸları sırasında bir miktar yardımcı kuvvet bile gönderdi. Fakat Yıldırım Bayezid’in Anadolu beyliklerini bir hamlede ortadan kaldırdığını görünce sıranın kendisine de geleceÄŸini sezerek Kadı Burhaneddin ile Osmanlılar aleyhine anlaÅŸtı. Bunun üzerine Yıldırım Bayezid, süratle Kastamonu üzerine yürüyerek burayı ele geçirip Süleyman’ı öldürdü ve böylece CandaroÄŸulları BeyliÄŸi’nin Kastamonu ÅŸubesine son verdi (1392).

Sinop ÅŸubesinde hüküm süren İsfendiyar Bey ise Ankara Savaşı’ndan (1402) sonra Timur’a baÄŸlılığını bildirdi. Anadolu beyliklerini diriltmek siyasetini güden Timur, Sinop bölgesinden baÅŸka Kastamonu ve Çankırı’yı da İsfendiyar’a verdi. Bundan sonra İsfendiyar Bey, Safranbolu, Kalecik, Müslüman Samsun ve Bafra’yı da zaptederek beyliÄŸi en geniÅŸ sınırlarına ulaÅŸtırdı. Bu sırada Çelebi Mehmet’le dostça geçindi. Musa Çelebi’nin Rumeli’ye geçmesine yardım ettiÄŸi gibi, Karaman ve Eflâk seferlerine de oÄŸlu Kasım kumandasında bir miktar kuvvet gönderdi (1415). Fakat sonradan Kasım, babası ile bozuÅŸup Osmanlı sarayında kalınca, Çelebi Mehmet, Tosya, Çankırı, Kalecik, Kastamonu ve Bakırküre’nin Kasım’a verilmesini istedi.

Ancak, İsfendiyar Bey, Kastamonu ve Bakırküre’nin kendisine bırakılmasını rica ile diÄŸer yerleri doÄŸrudan doÄŸruya Osmanlılara terk ettiÄŸinden Tosya ve Kalecik Osmanlı topraklarına katılarak Çankırı Kasım Bey’e verildi. Bundan baÅŸka Çelebi Mehmet, 1419′da İsfendiyar’ın diÄŸer oÄŸlu Hızır Bey’in elinde bulunan Samsun’u da aldı. Çelebi Mehmet’in ölümünden sonra Osmanlı ÅŸehzadelerinin mücadelelerini fırsat bilen İsfendiyar, evvelce terk etmiÅŸ olduÄŸu yerlere saldırarak Kasım’ı kaçırdı. Fakat sonunda, II. Murat’a maÄŸlup olup Sinop’a kaçtı. Barış istemek zorunda kalınca, Kastamonu ve Bakırküre’nin kendisine bırakılmasına karşılık, Bakırküre hasılatından bir kısmını Osmanlılara vergi olarak ödemeyi ve gerektiÄŸinde seferlere yardımcı kuvvet göndermeyi kabul etti. Ayrıca oÄŸlu İbrahim’in kızı Hatice’yi (Åžehzade Orhan’ın annesi) II. Murat’a verdi (1424).

Bu anlaÅŸma Fatih dönemine kadar sürdü. Esasen CandaroÄŸulları BeyliÄŸi’ni ortadan kaldırmaya karar vermiÅŸ olan Fatih, Trabzon seferi sırasında dönemin yöneticisi CandaroÄŸlu İsmail Bey’e mektup yazarak, bu sefer için yardımcı kuvvet göndermesini ve Sinop limanına gelecek Osmanlı donanmasının ihtiyaçlarını karşılamasını bildirdi. Bunun üzerine İsmail, oÄŸlu Hasan’a bir miktar kuvvet verip hediyelerle Ankara’ya padiÅŸahın ordugâhına gönderdi. Fakat, Fatih, Hasan’ı hapsettirdi ve İsmail’in kardeÅŸi Kızıl Ahmet Bey’e Bolu sancağım vererek onu Mahmut PaÅŸa ile birlikte Kastamonu üzerine gönderdi, İsmail Bey önce Kastamonu’dan Sinop’a kaçtı, fakat Osmanlı donanmasının da limana girdiÄŸini görünce ÅŸehirden çıkıp teslim olmak zorunda kaldı (1461). Fatih, İsmail Bey’e hürmet göstererek, Bursa civarında YeniÅŸehir, İnegöl ve Yarhisarı kendisine tımar olarak tayin edip, CandaroÄŸulları arazisini Kızıl Ahmet’e verdi.

Trabzon’un zaptından sonra Fatih, Kızıl Ahmet’i Mora Sancağı’na tayin ederek, CandaroÄŸulları BeyliÄŸi’ne tamamıyla son verdi ve buraları Osmanlı ülkelerine kattı (1416).

Aydınoğulları Beyliği

PerÅŸembe, 04 Ekim 2007

XIV. yüzyıl baÅŸlarında Anadolu Selçuklu İmparatorluÄŸumun yıkıldığı  sıralarda meydana çıkan Anadolu Beylikleri’nden (Bk. Anadolu Beylikleri) biri.

Aydıneli’nin fethi üzerine AydınoÄŸullarının en büyüklerinde olan Mehmet Bey tarafından kurulmuÅŸtur. AydınoÄŸlu Mehmet Bey (1308— 1334), OrtaçaÄŸ İslâm-Türk geleneÄŸine uygun olarak hükmettiÄŸi yerleri hanedan üyeleri arasında paylaÅŸtırmış, kendisi de devlet merkezi yaptığı Birgi’de oturarak “Ulubey” sıfatıyla memleketi yönetmiÅŸtir.

Aydıneli beÅŸ kısma ayrılmış, her bölgeye Mehmet Bey oÄŸullarım “Bey” olarak atamıştır. Mehmet Bey, büyük oÄŸlu Hızır Åžah’a AyasuluÄŸ ile Sultanhi-sar’ı, Umur PaÅŸa’ya İzmir’i, İbrahim Bahadır Bey’e Bodemya’yı, Süleyman Åžah’a Tire’yi vermiÅŸ, en küçük oÄŸlu İsa Bey’i de Birgi’de, yanında alıkoymuÅŸtur.

İlk zamanlarda BeyliÄŸin en önemli limanı AyasuluÄŸ idi, buradaki tersane ve donanma sayesinde deniz seferleri düzenlenmiÅŸtir. Umur Bey’in 1328′de sahil İzmir’ini ele geçirmesi üzerine AydınoÄŸullarının denizcilikteki kudretleri artmıştır. Umur Bey’in komutasındaki AydınoÄŸlu kuvvetleri Adalar Denizi’nde (1328), Rumeli, Yunanistan ve Mora bölgesinde birçok akınlar yapmışlar (1333), Epiros despotluÄŸunu yeniden ele geçirmek isteyen Bizans İmparatoru Andronikos’un talebi üzerine de  yardımda bulunmak amacıyla Arnavutluk’a sefer yapmışlar (1336) ve her seferlerinde çeÅŸitli ganimetlerle döndükten baÅŸka Birgi’ye haraç ve cizre verme ÅŸartlarını düşmanlarına kabul ettirmiÅŸlerdir.

AydınoÄŸulları Mehmet Bey’in ölümünden (1334) sonra Gazi Umur Bey (1334-1338) baÅŸa geçmiÅŸtir. Birgi’de Ulubeylik makamında ancak üç gün otura-bilen ve Bahaü’ddîn unvanıyla anılan Gazi Umur Bey, İzmir’e çıkarma yapmaya çalışan Venedik, Rodos, Kıbrıs gemilerinden oluÅŸan istilacıları yenilgiye uÄŸratarak çekilmeye zorlamış, sonra da SaruhanoÄŸlu Süleyman Bey ile birlikte yaptığı Yunanistan ve Mora seferlerinde sayısız tutsak ve ganimetler alarak yeniden İzmir’e dönmüştür (1334-1335).

AlaÅŸehir Bizans’a baÄŸlı bulunuyordu. Önceleri GermiyanoÄŸlu I. Yakup Bey’in  vergiye baÄŸladığı bu ÅŸehir, bu sefer de AydınoÄŸlu Umur Bey’in saldırı hedefi oldu (1335). Kendisi burayı kuÅŸattığı sırada yaralanmasına raÄŸmen ÅŸehri teslim almayı baÅŸararak, vergi ve Müslümanlara ait bazı imtiyazlar saÄŸlamış, ÅŸehre asker koymuÅŸtu. Bir yıl sonra Bizans İmparatoru II. Andronikos Saruhan ve AydınoÄŸulları ile antlaÅŸma yaparak, onların yardımı ile adalardaki ayaklanmaları bastırabildiÄŸi gibi, baÅŸvekili Kantakuzenos’un Umur Bey’le Foça’da yaptığı görüşmeden sonra da AlaÅŸehir halkının vergilerini bağışlatma yolunu bulabilmiÅŸtir. Sonunda Umur Bey’le bir kardeÅŸlik antlaÅŸması yapmış ve Sakız Adası’nı AydınoÄŸullarına baÄŸlamıştır (1336). Gazi Umur Bey, Yunanistan seferinde (1338) Osmanlı padiÅŸahı II. Mehmet’in daha sonra İstanbul’un fethinde yaptığı gibi, Korinthos berzahında gemilerini karadan, kalaslar üstünde öbür tarafa geçirip İnebahtı Körfezi’nde çarpışmış, diÄŸer taraftan üç yüz gemi ile İstanbul önünden Karadeniz’e geçerek Kili’ye çıkmış ve Eflâk illerini talan etmiÅŸtir (1339-1340).

Bu tarihlerde AydınoÄŸulları, Adalar Denizi egemenliÄŸini ellerinde tuttuklarından, Girit’e, Kıbrıs’a kadar da seferlere giriÅŸmiÅŸlerdir. Böylece Umur Bey’in ünü ve baÅŸarıları her yöne yayılmış, özellikle Lâtin dünyasının Yakın DoÄŸu’daki çıkarlarını engellemiÅŸ olduÄŸundan Papa VI. Clemens’i AydınoÄŸulları üzerine yeni bir Haçlı seferi düzenlemesine teÅŸvik etmiÅŸtir. Kıbrıs, Venedik, Cenova ve Rodos gemilerinden meydana gelen birleÅŸik donanma, sahil İzmir’ini ani ye büyük bir baskınla almayı baÅŸarmışsa da yukarı İzmir’i elinde tutan Umur Bey’in ÅŸiddetli ve devamlı saldırıları yüzünden baÅŸarılı bir sonuç elde edememiÅŸlerdir (1344-1345).

VI. Clemens’in İzmir’e yardım göndermemesi sebebiyle, İzmir saldırısının kesin bir sonuç vermeyeceÄŸini anlayan müttefikler, AydınoÄŸulları ile bir antlaÅŸma yapmayı uygun görmüşlerdir. Bu arada Rodos şövalyeleri İzmir ile olan ticarî münasebetin aksamaması için Umur Bey ile bir barış antlaÅŸması imzalamışlardır (1347). Bu antlaÅŸmaya göre İzmir, AydınoÄŸullanna teslim edilecek. AydınoÄŸulları da Hıristiyanlara bazı ticarî imtiyazlar vereceklerdir.

Papa bu antlaÅŸmayı onaylamamıştır. Bunun üzerine sorunu silâh kuvvetiyle halletmeye karar veren Gazi Umur Bey, sahil İzmir’ini, bütün gücü ile kuÅŸatmışsa da ön saflarda kahramanca çarpıştığı sırada ÅŸehit olmuÅŸtur (1348).

Gazi Umur Bey’in ölümü üzerine büyük kardeÅŸi AyasuluÄŸ emiri Hızır Bey yönetime geçmiÅŸtir (1348). Hızır Bey, Umur Bey gibi güçlü ve idarî üstünlüğe sahip olmadığından Hıristiyanların baskılarına karşı koyamamış, çok ağır ÅŸartlarla ve kapitülasyon özelliÄŸi taşıyan bir antlaÅŸma imzalamıştır (18 AÄŸustos 1348).

Bu dönemde devlet merkezi AyasuluÄŸ’a nakledilmiÅŸ ve kendisinden sonra “Fahrü’ddîn” unvanıyla baÅŸa geçen kardeÅŸi İsa Bey de AyasuluÄŸ’da hüküm sürmüştür (1360-1390).

AydınoÄŸullarının Osmanlılar ile münasebetlerine gelince, I. Bayezid döneminde, AydınoÄŸulları üzerine düzenlenen sefer sonucunda, hutbe, para ve tımar beratını verme gibi hükümranlık haklan, I. Bayezid’e geçmiÅŸ, AydınoÄŸullarına da bazı beylerin idareleri bırakılmıştır. I. Bayezid, bu sefer sırasında İsa Bey’in kızı Hafsa Hatun ile evlenmiÅŸ, böylece AydınoÄŸulları ile aradaki bağı kuvvetlendirmiÅŸ ve Aydıneli’nin idaresini oÄŸlu Süleyman Çelebi’ye bırakmıştır. I. Bayezid, Hızır Bey’in vaktiyle Latinlerle yaptığı 1348 antlaÅŸmasını da yenileyerek onlarla ticarî münasebetleri sürdürmüştür (21 Mayıs 1390). Timur ile Yıldırım Bayezid’in yerlerinden ettikleri beylerden her biri, yeniden kendi ülkelerine sahip olmak amacıyla bu iki taraftan birilerine sığınmışlardır. Bunlar arasında AydınoÄŸullarının Timur’un yanına sığınanlardan olduÄŸu, hatta Ankara Savaşı (1402) ‘nın ÅŸiddetlendiÄŸi sıralarda, AydınoÄŸulları askerlerinin Timur tarafındaki kendi beyleri yanına geçtiÄŸi, bu durumda Osmanlı ordusunun bozguna uÄŸradığı bilinmektedir.

Osmanlılar tarafından her biri ayrı bir yol ile kazanılan Anadolu Beylikleri, Ankara Savaşı sonunda Yıldırım Bayezid’in yenik ve esir düşmesi, ordunun dağılması üzerine, Timur tarafından yeniden canlandınlmış ye böylece Anadolu’nun siyasî birliÄŸi bozulmuÅŸtur. İşte bu arada AydınoÄŸulları da eski topraklarına sahip olmuÅŸlardır ki, Yıldırım Bayezid’in Osmanlı ülkesine kattığı 1390′dan Timur’un yeniden Aydıneli’ni eski sahiplerine verdiÄŸi 1402 ‘ye kadar geçen oniki yıllık süre, AydınoÄŸulları BeyliÄŸi için “Saltanat fasılası” olmuÅŸtur. Timur, 2 Aralık 1402′de İzmir’i aldığı gibi Foça ile Sakız’ı da haraca baÄŸlamıştır. Bir süre sonra AydınoÄŸlu İbrahim Bahadır Bey’in oÄŸullarından İzmir dizdârı Hasan AÄŸa ile kardeÅŸi Cüneyt Bey birleÅŸerek hak iddiasında bulunmuÅŸlar, sonunda Cüneyt Bey İzmir’de, Hasan AÄŸa da AyasuluÄŸ’da hüküm sürmeye baÅŸlamışlardır. Bu sırada İsa Bey’in oÄŸullarından Musa Bey’in ölümü üzerine hükümdar olan II. Umur Bey (1403), rakiplerini ortadan kaldırmak için akrabası olan MenteÅŸeoÄŸlu İlyas Bey’den yardım istemiÅŸtir. Cüneyt Bey bir gemi ile kardeÅŸini ve adamlarını hapisten kaçırarak İzmir’e getirdiÄŸi gibi, AyasuluÄŸ’u da kuÅŸatarak eline geçirmiÅŸtir. Sonunda II. Umur Bey kızım Cüneyt Bey’le evlendirerek onunla anlaÅŸma yoluna gitmiÅŸ ve 1405′te ölmesi üzerine de Cüneyt Bey Aydıneli’ni tek başına yönetmeye baÅŸlamıştır (1405′ten aralıklarla 1425 ‘e kadar). Cüneyt Bey, OsmanoÄŸulları arasındaki taht kavgalarından istifade ile Düzmece Mustafa denilen Åžehzade Mustafa olaylarına karışmış, onun veziri sıfatı ile yeni bir maceraya atılmıştır.

Bir süre sonra II. Murat, Cüneyt Bey’e eski beyliÄŸini vererek (1422) onu Åžehzade Mustafa’dan ayırmıştır. Cüneyt Bey yeniden etrafına müttefikler toplamaya baÅŸlamış, bunun üzerine II. Murat Anadolu’ya yürüyerek onu memleketinden kovmuÅŸ (1424) ve MenteÅŸe, Aydın, Saruhan ve Hamit’i ele geçirmiÅŸse de Cüneyt’i yakalayamamıştır. Anadolu beylerbeyi Hamza Bey, Cüneyt’in oÄŸlu Kurt Hasan’-ı yenerek esir almış, Cüneyt Bey ise Sisam Adası karşısındaki İpsili Kale’sine çekilmiÅŸ, fakat Karamanlılardan beklediÄŸi yardımın gelmemesi, Venediklilerin denizden Osmanlılar lehine yolunu kesmeleri yüzünden teslim olmak zorunda kalmış ve hemen öldürülmüştür (1425). Böylelikle AydınoÄŸulları soyunun hükümranlığı sona ermiÅŸ ve Aydıneli de Osmanlı ülkesine katılmıştır.

Alaiye BeyliÄŸi

PerÅŸembe, 04 Ekim 2007

Avrupa ve Bizans tarihlerinde Kandalor, halk dilinde Alanya olarak geçen Âlâi-ye’de ilk beyliÄŸin kuruluÅŸu, Anadolu Selçuklu hükümdarı I. Alaeddin Keykubad’ın burayı zaptından sonradır. Alâiye, Anadolu Selçuklularının son yullarında KaramanoÄŸullarının eline geçtî. Kıbrıs kralının 1293′de Alâiye’ye asker çıkarması üzerine KaramanoÄŸlu Mecdüddin Mahmut Bey ÅŸehri geri aldı. Memlûk Sultanı Melik EÅŸref Selahaddin adına da hutbe okuttu.

Alâiye, 1427′de KaramanoÄŸulları tarafından Memlûk Devleti’ne satıldı. Bundan sonra sırasıyla Åžemseddin Mehmed, Savcı Bey, Kılıç Arslan ve Karaman Bey Alâiye beyi oldular.

Alâiye, Kılıç Arslan zamanında (1451/1452)’de Gedik Ahmet PaÅŸa tarafından muhasara edildi ve Osmanlılara geçti.

Akkoyunlular

PerÅŸembe, 04 Ekim 2007

DoÄŸu Anadolu’da bir Türk oymağı ve bu oymaktan kurulan bir devlet. Akkoyunlu oymağının Anadolu’ya hangi tarihte ve hangi yol ile geldiÄŸi bilinmemektedir. Bir kısım tarihçilere göre Karakoyunlular ile birlikte XIII.. yüzyılın sonlarında,  Argun Han  zamanında     Maveraünnehir’den Azerbaycan ve DoÄŸu Anadolu’ya göç etmiÅŸlerdir. XJV. yüzyılda bu oymak, güneyde Urfa, Mardin, kuzeyde Bayburt olmak üzere Dicle ve Fırat nehirleri kollarının çevrelerinde kışlak ve yaylak yaparak yaÅŸamışlardır.

Akkoyunluların soyu OÄŸuz Han’a kadar çıkarılmakta ve bunun torunlarından biri olan Bayındır’a nispetle kurdukları devlete Bayındıriyye adı da verilmektedir. Akkoyunluların, OrtaçaÄŸ’da Kon (Hon =Koyun) Türk ilinden geriye kalmış bir topluluk halinde Anadolu’ya geldikleri ve OÄŸuz ilinden Bayındır ulusuna katılarak Türkmen topluluÄŸuna girdikleri söylenmektedir.

Akkoyunlular ile Karakoyunlular, Musul ve Diyarbakır dolaylarında hüküm süren SotayoÄŸulları ailesinin hizmetinde bulunan Âkkoyunlular, bunların yenilmeleri üzerine Mardin’de hüküm süren ArtukoÄŸulları ile iÅŸbirliÄŸi yaparak, Diyarbakır bölgesinde bazı ÅŸehir ve kaleleri elde etmiÅŸlerdir. Bundan sonra Akkoyunlular gittikçe kuvvetlenmiÅŸ, birçok Türkmen boy ve oymaklarını da içine alarak büyük bir ulus haline gelmiÅŸlerdir. Hudutları, Horasan, Fırat ve Kafkas daÄŸlarından Umman Denizi’ne kadar uzanmıştır. Diyarbakır dolaylarını anayurt yapan Akkoyunlular, devletin kurucusu sayılan Karayülük Osman Bey’in büyük babası Tur Ali Bey zamanında birçok defalar müttefik oldukları bazı beylerle birlikte Trabzon’a akınlar yapmışlardır. Bu akın tehlikelerine karşı Trabzon hükümdarı III. Alexios, Ali Bey’i elde etmek için kızı Maria Despina’yı Ali Bey’in oÄŸlu KutluÄŸ Bey’e vermiÅŸtir. Maria Despina, Karayülük Osman Bey’in annesidir. Tur Ali Bey Gazan Han’a hizmette bulunmuÅŸ ve baÅŸarılarından dolayı emirlik (emaret) payesini almıştır.

Tur Ali Bey’in ölümünden sonra yerine oÄŸlu Fahrettin KutluÄŸ Bey geçmiÅŸtir. Anadolu’da birçok savaÅŸlara katılan KutluÄŸ Bey, Erzincan emiri Mütahharten’e ErtenoÄŸullarının saldırısında yardımcı olmuÅŸtur. KutluÄŸ Bey’in ölümünden sonra Mutahharten ile Akkoyunluların arası bozulmuÅŸ, Âkkoyunlular, kendilerine karşı birleÅŸen Erzincan-Karakoyunlu kuvvetlerine yenilerek Kadı Burhanettin’e sığınmak zorunda kalmışlardır.

KutluÄŸ Bey’in ölümünden sonra oÄŸullarından Ahmet Bey hakimiyetini eline almıştır. Küçük kardeÅŸi Osman Bey, Kadı Burhaneddin’in hizmetine girmiÅŸtir. Fakat sonraları bu ikisinin araları açılmış. Karayülük bir savaÅŸta Burhaneddin’i tutsak ederek öldürmüştür. Osman Bey, savaÅŸa devam ederek Sivas’ı kuÅŸatmışsa da Osmanlıların, Yıldırım’ın oÄŸlu Süleyman Çelebi komutasında gönderdikleri yardımcı kuvvetlere dayanamayarak Mutahharten’in yanından çekilmek zorunda kalmışlardır.

Osman Bey bundan sonra Mısır Sultanı Berkuk’la anlaÅŸarak Mısır hizmetine girmiÅŸse de, bunun ölümü üzerine Mısırlıların Suriye’deki egemenliÄŸi sarsıldığından, Timur’un hizmetine geçmiÅŸ, diÄŸer Akkoyunlularla birlikte Timur’un Anadolu’ya yaptığı seferlere katılmıştır. Timur Anadolu’dan çekilirken Osman Bey’e Diyarbakır bölgesini vererek ülkesine dönmesine izin vermiÅŸtir.

Osman Bey bundan sonra, bütün diÄŸer Akkoyunlu oymaklarını etrafına toplayarak Akkoyunlu Devleti’ni kurmuÅŸ, Timur’u tanımakta devam etmiÅŸ, Osmanlılarla iyi geçinerek bunlardan, ülkelerine akın yapmaması karşılığı olarak para ve armaÄŸan almıştır. Fakat bu devirde Âkkoyunlular’ın, Karakoyunlularla yaptıkları savaÅŸlar çok çetin olmuÅŸ, Osman Bey bunlarla yaptığı bir savaÅŸta, oÄŸullarından ikisi ve bazı torunları ile birlikte ölmüştür (1435).

Osman Bey’den sonra Akkoyunluların başına, bir aralık Osmanlı hükümdarı II. Murat’a sığınan Ali Bey geçmiÅŸse de, sonunda saltanatı kardeÅŸi, Hamza’ya bırakmak zorunda kalmıştır. 1444′de Hamza Bey’in ölümü üzerine tehlikeli bir saltanat kavgası baÅŸlamış, sonunda egemenlik Akkoyunlu Devleti’nin

en büyük hükümdarı olan Uzun Hasan’ın eline geçmiÅŸtir.

Uzun Hasan devleti büyük bir imparatorluk haline getirmiş, kuvvetli bir devlet düzeni kurmuş, ordusunu kuvvetlendirmiştir.

Uzun Hasan 1472 de Osmanlılara karşı yaptığı ilk seferde önce baÅŸardı olmuÅŸsa da sonradan çekilmek zorunda kalmıştır. 1473′de Anadolu’ya yaptığı ikinci seferinde, Otlukbeli’nde Sultan Fatih Mehmet tarafından kesin bir yenilgiye uÄŸratılmıştır.

Uzun Hasan’dan sonra oÄŸlu Sultan Halil, saltanata geçmiÅŸ, bir yıl sonra kardeÅŸi Yakup tarafından öldürülmüştür. Yakup Bey diÄŸer prenslerin ayaklanmalarını bastırmayı, bozulan güveni saÄŸlamayı, ülke için bir tehlike olan Erdebil ÅŸeyhi Haydar Safevî’yi ortadan kaldırmayı baÅŸarmıştır. Gürcistan’a ve Mısırlılara karşı (1480) baÅŸarılı seferlerde bulunmuÅŸ, düzen ve güvenliÄŸi yeniden kurmuÅŸtur.

Yakup’tan sonra Bay-Sungur, sonra Uzun Hasan’ın torunu ve Maksut’un oÄŸlu Rüstem, saltanata geçmiÅŸlerdir. Rüstem, iç ayaklanmaları bastırmıştır; ancak II. Bayezid’in damadı Göde Mehmet komutasındaki Osmanlılara yenilmiÅŸ ve öldürülmüştür (1496)

Göde Mehmet, egemenliÄŸi saÄŸlamak için, Akkoyunlu beylerini ortadan kaldırmaya baÅŸladığından, kısa bir zaman sonra büyük bir ayaklanma ile karşılaÅŸmış ve öldürülmüştür. Bundan sonra Akkoyunlu Devleti iç kargaÅŸalar ile üçe bölünmüştür. Bunun üzerine tehlikeli bir iç savaÅŸ baÅŸgöstermiÅŸ, Akkoyunlu ülkesi baÅŸtan baÅŸa yıkılmış, ileri gelen beylerin birçoÄŸu ölmüştür. Bu suretle 1501′de ülke, Irak, Fars ve Kirman bölgeleri Murat’a, Azerbaycan, Erran ve Diyarbakır dolaylarında Elyend’e verilmek üzere paylaşılmıştır.

Åžah İsmail Safevî, Akkoyunlulara karşı kesin bir savaÅŸ açarak, Elvend’i Diyarbakır’a, Murat’ı BaÄŸdat’a kaçmak zorunda bırakmıştır (1502-1503). Murat BaÄŸdat’ta bir süre kaldıktan sonra İsmail’in 1508′de yemden hücumu üzerine, burasını da bırakmış, bu suretle Akkoyunlu Devleti yıkılmıştır.

Akkoyunlularda, yönetimleri altında bulunan bütün ülke, hanedanın ortak malı sayılıyordu. Hanedana giren prenslerden biri diğerlerine başkan olmakta, Uluğbey veya Han ünvanını almakta, Melik veya Sultan denilmekteydi.

Akkoyunluların devlet teÅŸkilatı Uzun Hasan’la baÅŸlamıştır. Bunda, Selçuklular ve İlhanlıların örnek tutulduÄŸu görülmektedir. Yönetim merkezini “Büyük Divan” teÅŸkil ediyordu. Divana, divan beyi veya “sahib-i divan” baÅŸkanlık ederdi. Bunun yanında sahip adını taşıyan vezirler ve her biri bir bakanlığa karşılık olan ve Büyük Divan’a baÄŸlı bulunan eÅŸraf divanları sonra cezaî ve askerî iÅŸlere bakan adil ve arz divanları bakanları, kazasker ve pervaneci bulunurdu. Büyük beylerin her biri bir ÅŸehzadenin ata-beyliÄŸini yapardı. Hangi ÅŸehzade hükümdar olursa onun atabeyi de emir-i âzam olur ve eÄŸer hükümdar çocuk veya zayıf iradeli ise, devletin bütün nüfus ve otoritesi bunun elinde bulunurdu. Emirler tarafından yönetilen eyaletlerde de bu divanın bir küçüğü bu iÅŸleri görmekte idi.

Bu devirde Osmanlı saray örgütlerine karşılık bir saray örgütü kurulduÄŸu gibi, sipahi örgütü de, Osmanlılarınkine göre düzenlenmiÅŸ, orduya da büyük bir önem verilerek, “hassa nökerleri” denilen 30.000 kiÅŸilik (kısmen piyade) bir hassa ordusu meydana getirilmiÅŸtir. Orduda bunlardan baÅŸka köylü ve ÅŸehirlilerden alman azaplar, dirlik sipahileri, çerik denilen Türkmen kuvvetleri ve deveci, yamçı, ra’dendaz gibi çeÅŸitli görevler almış küçük birlikler de vardı. Hassa askerleri Osmanlılarda olduÄŸu gibi daimî ve aylıklı idiler. DiÄŸerleri yalnız harp zamanında aylık alırlardı.

Akkoyunlular beyaz renk ve beyaz bayrak kullanmışlardır.