‘Genel’ Kategorisi için ArÅŸiv

Ermeniler

PerÅŸembe, 04 Ekim 2007

Ermeniler, bütün Osmanlı tarihi boyunca, en sâdık bir tebaa olarak devletin önemli mevkilerinde görev yapmışlar, mutasarrıfı, nazır, eğitimci ve sanatkâr olarak hizmet etmişlerdir. Ermeniler Osmanlı İmparatorluğu sınırları içinde zengin sınıfı oluşturmaktaydılar. Köylüsü olsun, şehirlisi olsun, çoğu varlıklı kişilerdi. Ayrıca bazı yetenekleriyle de dikkati çekiyorlardı. Şehirli Ermeniler kendileriyle ciddî rekabet edebilen Rumların bulunmadığı yerlerde ticareti, tamamıyla ellerinde bulunduruyorlardı.

Ermenilerde bağımsız bir Ermenistan fikri doğuncaya kadar, Türklerle çok iyi geçiniyorlardı. Aralarında tatsız bir olayın geçtiği hiç görülmemişti. Hattâ, Türkler sanat alanındaki başarılarından dolayı onları sever ve takdir bile ederlerdi.

Ermenilerin en kalabalık olduÄŸu il İstanbul’du. Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u fethettikten sonra yeteneklerini ve çalışkanlıklarını takdir ettiÄŸi Ermenilerden 250.000′ini İstanbul’a getirterek, çeÅŸitli semtlere yerleÅŸtirdi. Hattâ en önemli bir Bizans kilisesini de ibadetleri için onlara açtı.

Anadolu Ermenilerinden Gregoryan, Ortodoks, Katolik ve Protestan olanları vardı. Fakat, İstanbul Ermenilerinin “Katolik propagandası” yapmaları bir “Hatt-ı Hümâyûn” ile yasaklanmıştı. Bunun sebebi vardı. Osmanlılar Vatikan Kilisesi kanalıyla Avrupa’nın Osmanlı ülkesinde dinî veya siyasî nüfuz alanı yaratmasını engellemek istemiÅŸlerdir.

XVII. ve XVIII. yüzyıllarda İstanbul’da Ermenilerin bir kısmının, hattâ Ruhanî reislerinin “Katolik propagandası” yaptıkları görüldü. Oysa, Divan-ı Hümâyûn, Ermenilerin her isteklerini yerine getiriyor, kiliselerini tamir etmelerine izin veriyor hattâ yardım bile ediyordu. Fakat Osmanlının iç iÅŸlerine karışmak için vesile arayan Batı kilisesi, gizlice bu ülkeye Katolik misyonerler sokarak, Ermeniler arasında propagandalarını yaptırmaya baÅŸlamıştı. Papa tarafından gönderilen bu ruhanilerin fesat ve ihtilâl tohumlarını ekmesine Osmanlı Devleti izin veremezdi. Mezhep deÄŸiÅŸtirdikten sonra Katolik olan Rumlar ve Ermeniler kendilerini Osmanlı ülkesine deÄŸil Papa’ya baÄŸlı sayıyorlardı. Oysa İstanbul’daki dinî merkezler, Fener Patrikhanesi de dahil, Osmanlı Devleti’ne baÄŸlı olup, cemaati de Osmanlı tebaasıydı. Papa’nın memurları İstanbul’da bu ÅŸekilde çalıştıkları gibi, Åžam taraflarına kadar da yayılmışlardı. Özellikle, Sakız kuvvetli bulundukları bir yerdi. Bununla beraber İstanbul’da Papa’ya tabi olmak istemeyen Ermeniler de vardı. Bunlar çoÄŸunlukla Divan’a baÅŸvururlar, kendilerini iÄŸfal etmek isteyen Ermenileri bildirirlerdi. Bu propagandalar yalnız İstanbul sınırları içinde kalmıyordu. Halep’te oturan Yakûbî Süryaniler arasında da Katolik propagandası yapıldığı tespit edilmiÅŸti. Hattâ, H. 1109′da yayınlanan bir hükümle, Patrik Bedros İshak “Limni” Adası’na sürgün edildi. Ama Katoliklik propagandasının merkezi İstanbul olup, genellikle Ermeniler tarafından yapılmaktaydı. “Sulumanastır”da Haçatur adlı bir rahip fesadçıların başı olarak tutuklanıp, “Tersane zindanı”na hapsedildi. Bu olaydan sonra Ermenilere karşı bazı tedbirlerin alınması zarureti duyuldu. Bu arada rahip Haçatur kaçırılmış olduÄŸu için Galata’da ve “Valide Hanı’nda gizli faaliyet gösterdikleri tespit edilen birçok Ermeni yakalandı.

XVII. yüzyılda Ermenilerin dinî görüntü altında ülke içinde baÅŸlattıkları ihtilâller, kısa bir süre sonra siyasî bir ÅŸekil aldı. Nitekim, Ermeniler daha XVII. yüzyıl içinde Rusya’nın güçlenmekte olduÄŸunu anlayarak, ilerde bu ülkenin desteÄŸini saÄŸlayabilmek amacıyla Çar Aleksiye altın kakmak bir taht bile hediye ettiler.

1828 yılında Rumların Kars ve DoÄŸu Bayezid’e girmesiyle Ermeniler, Osmanlılara karşı olan gerçek duygularını açığa vurdular. O kadar ileri gittiler ki, Anadolu’nun baÅŸka illerini de iÅŸgal etmek için Rusları teÅŸvik bile ettiler. Hattâ 90.000 gönüllü Ermeni Ruslar yanında Osmanlılara karşı savaÅŸtı.

Fakat, Osmanlı Ermenilerinin ilk politik amaç taşıyan ayaklanması 1862 yılında MaraÅŸ’a baÄŸlı Zeytun ilçesinde (ÅŸimdiki Süleymaniye) patlak verdi. Ermeniler çeÅŸitli yollardan, özellikle Rusya’dan saÄŸladıkları bol miktarda silâhla Müslüman köylerini bastılar, rast geldikleri herkesi kurÅŸunladılar, evleri yaktılar. Aziz PaÅŸa komutasındaki Osmanlı birlikleri ayaklanmayı bastırmak ve ayaklananları cezalandırmak için harekete geçince Fransız İmparatoru III. Napoleon hemen araya girdi. Bu müdahale Ermenilere verilmiÅŸ ilk taviz sayılır.

Fransızların ve Rusların Ermenilere karşı bu ÅŸekilde kanat germesi, Osmanlı ülkesini karıştırıyor ve ayaklanmaların bastırılmasında güçlükler çekiliyordu. Rusya’nın da emeli Osmanlı imparatorluÄŸu’nu parçalamak olduÄŸu için Ermenileri açıktan açığa kışkırtmakta bir sakınca görmüyordu. 1868 yılında Prens Gorçukof, Çarlık Rusya’sının Osmanlı Devleti’ni zayıf düşürmek ve ortadan kaldırmak niyetlerini: “Ya Osmanlı ülkesindeki Hıristiyanlara muhtariyet verilmeli, ya da Osmanlı toprakları taksim edilmelidir” ÅŸeklinde açığa vurmuÅŸtu.

Nitekim, 1862 yılında Abdülmecit tarafından Ermenilere devlet içinde önemli görevler verilmesinden itibaren, Osmanlı ülkesindeki Hıristiyanların isteklerinin arkası hiç kesilmedi. Avrupalıların, Osmanlılar üzerindeki siyasî ve ekonomik baskıları, Rusların kışkırtması ve Hıristiyanlara her çeÅŸit yardımı ile, evvelâ Balkan devletlerinin bağımsızlık talepleri baÅŸladı. 1876 MeÅŸrutiyeti bu ÅŸartlar altında ilân edildi, Ohannes Efendi de Meclis BaÅŸkanlığı’na getirildi.

1877 yılında patlak veren Osmanlı-Rus savaşı Osmanlıların yenilgisiyle sonuçlanınca Ruslar, İstanbul kapılarına dayandılar. Rus birliklerinin kumandanı Dük faikola’yı, Ayastefanos’ta baÅŸlarında Patrik Nevres Voryebedyan olduÄŸu halde kalabalık bir Ermeni grup karşıladı. 1881 yılında Ermeni prenslerinden Dadyan’ın yazlık köşkünde imzalanan anlaÅŸmaya Ermeniler 16. maddeyi koydurdular. Bu madde Osmanlı topraklarındaki Ermenilere geniÅŸ haklar getiriyordu. Daha sonraki Berlin AntlaÅŸması’nın 61. maddesinde de bu haklar Ermenilere tanındı ve Balkan devletleri fiilen imparatorluktan koparıldı. Bu arada, Ermenilere sahip çıkma konusunda İngiltere Ruslardan geri kalmadığı gibi, Hınçak ve TaÅŸnak-sutyan Komitelerinin kurulmasına ve bunların birer tedhiÅŸ kuruluÅŸları gibi faaliyetler göstermelerine yardımcı olundu. İlk Ermeni komitesi 1887′de Ermeni asıllı bir Rus ile Kafkasyalı Ermeniler tarafından İsviçre’de, kurulan “Hınçak Komitesi” (Çan Sesi Komitesi) olmakla beraber, Ermenilerin Osmanlı ülkesi içinde daha önceki yıllarda da faaliyet gösteren dernekleri bulunuyordu. Bunlar: 1872′de Van’da kurulan “Ittihad ve Halâs Cemiyeti”, 1880′de Erzurum’da yuvalanan “Silâhlılar Cemiyeti” yine ihtilâller çıkarmak için 1882′de Van’da kurulan “Karahaç Cemiyeti” aynı yıl İstanbul’da gizli faaliyetler sürdüren “Ermeni Vatanperverler Cemiyeti” ve yurdun çeÅŸitli yerlerinde aynı amaçla kurulan “Milliyetperver Kadınlar Cemiyeti”, “Ermenistan’a DoÄŸru Cemiyeti” gibi.

1878 yılından evvel Ermeniler arasında ne milliyet fikri ve ne de bağımsızlık düşüncesi bulunuyordu. EÄŸer böyle fikirler uyanmış olsaydı, birtakım istekler komitacıların Avrupa’ya dağıttıkları beyannameler üzerinde kalmazdı. Avrupa basınının ve parlamentolarının bu meseleyi sürekli kurcalaması, papazların kışkırtmaları Osmanlı ülkesinin yeni yeni olaylara sahne olacağını gösteriyordu. Ermeni kiliseleri, Avrupa’da yuvalanan ihtilâl komitecileriyle iÅŸbirliÄŸi halindeydi. 1869′da Ermeni PatrikliÄŸine getirilen Mıgırdıç Hırımyan,yıllarca önce doÄŸu vilayetlerinde gazeteler çıkarmış, komitecilerin ihtilâl beyannamelerini yayınlayarak halkı ayaklanmaya teÅŸvik etmiÅŸti. Bu din adamı, Ermeni PatrikliÄŸine getirildikten sonra, fesad tohumlarını daha rahat ve kolay bir ÅŸekilde ekmek imkânını bulmuÅŸtu. 1874′te Patrik yapılan Nevres Voryebedyan, Mıgırdiç Hırımyan’dan da ileri gitmiÅŸti. Kanlı patrik, bir taraftan Çarlık Rusya’sı ile diÄŸer taraftan da İngiliz hükümetiyle yakınlaÅŸma saÄŸlamıştı. İngiliz Elçisi Sir Henri Elliot’a, “Ermeni, halkının dikkatini çekmek için ihtilâl isyan ne gerekiyorsa bunu çıkarmanın güç olmadığını” söyleyen bir papazdı.

1885 yılında Avrupa’da ilk defa Ermeni giriÅŸimleri görüldü. Ermeni ihtilâlcileri Fransa, İngiltere, Avusturya, Amerika’da toplantılar düzenlediler. Yeni yeni komiteler kuruldu, Fransızca, İngilizce gazeteler yayınlandı. “TaÅŸnaksutyan Komitesi”nin Paris’te yayınladığı gazetenin adı “Pro Armenia” idi. Büyük yardım ve destek gören bu gazete “Türkler Ermenileri kesiyorlar” diye yazılar yazıyordu. Ermeni propagandasını yürüten diÄŸer gazeteler “TruÅŸak”, “Razmik”, “Alik”, “Hayranik” vb. idi. Bu gazetelerin de sütunları Ermeni milliyetçiliÄŸi, Türk mezalimi gibi hayâl ürünü birtakım düşünceler ve olaylarla Solduruluyordu. Bunların ardından da Berlin AntlaÅŸması hükümlerinin ihlâl edildiÄŸi yaygaraları koparılır oldu. Ermeni propagandası evvelâ Fransa’nın dikkatini çekti. Basında gerçek dışı yazılarla Osmanlılara karşı saldırıya geçildi. Fakat, Ermeni komitacıları Londra’dan daha büyük himaye görüyordu. Gladston Kabinesi, Ermeni temsilcilerini bir araya toplayarak onlara yardım vaadinde bulundu, teÅŸkilâtlanmaları için elinden geleni esirgemedi. Bu himaye sonucu komite burada âdeta kök saldı. Osmanlıların barbar ve yeteneksiz oldukları propagandası yapılarak “Bağımsız Ermenistan” fikri uyandırıldı.

Ermeniler, Balkanlara olduÄŸu gibi, kendilerine de bağımsız devlet kurma hakkının saÄŸlanmasını Avrupalı büyük güçlerden ısrarla istiyorlardı. Oysa, Ermenilerin durumu ne Yunanlılar, ne de Bulgarlara benziyordu. Bir Ermenistan devleti yaratmak imkânsızdı. Aslında Rusya’nın da Avrupa devletlerin de hedefi “Bağımsız Ermenistan” devletinin kurulmasına çalışmaktan çok, Osmanlı İmparatorluÄŸu’nun zayıflatmak ve yıkmaktı. Çünkü Ermeniler, bağımsız devlet kurabilecek ÅŸekilde Osmanlı ülkesinin hiçbir vilayetinde çoÄŸunlukta deÄŸillerdi. Toplu olarak yaÅŸadıkları belli baÅŸlı bir bölge yoktu. Tarihçilerin ve tarafsız araÅŸtırmacıların belgelerle ortaya koydukları bilgilere göre.Osmanlılar hiçbir yeri Ermenilerden fethederek ülkelerine katmamışlardır.

Ermenilerin, İstanbul’daki en cüretkâr hareketi Babıâli’yi basmalarıdır. Buna Ermenilerin gerçek anlamda ilk ihtilâli denebilir. Ermeniler, bütün Avrupa’yı ayaÄŸa kaldıracak bir ihtilâlin planlarını hazırlamak için, nihayet “Kumkapı Ermeni Kilisesinde toplanmaya karar verdiler.

Planları, Babıâli’yi basarak bütün nazırları ve yüksek görevlileri öldürmekti. Patrik kilisesinde 2000 Ermeni toplanmıştı (30 Eylül 1895). Burada yapılan sert bir konuÅŸmada, “Bağımsız Ermenistan”dan, Türk zulmünden uzun uzun söz edilmiÅŸti. Sonra ihtilâl ÅŸiirleri okundu. Daha sonra Patrikhane Kilisesi’nin çanlarını çalmaya ve silâhlar patlamaya baÅŸladı. Silâhların atılması, çanların sürekli çalması ihtilâlin baÅŸladığının iÅŸaretiydi.

Sabah saat 10-11 sıralarında İstanbul sokaklarında nümayiÅŸ baÅŸladı. Bir kısım Ermeniler Patrikhane’nin önünde, diÄŸer bir kısmı da Sultan Mahmut Türbesi’nde, üçüncü grup da Babıâli önünde toplandılar. Kumkapı’daki Patrikhane binasının önünden Babıâli’ye doÄŸru ihtilâl sloganlarıyla yürüyen Ermeni kalabalığını engellemek için güvenlik kuvvetleri nasıl hareket edeceklerini kestirememiÅŸlerdi. Silâh kullanmak çok fazla kan dökülmesine yol açardı. Önce, nümayişçilere dağılmaları ihtar edildi. Fakat, ihtilâlciler polise karşı direndiler. “YaÅŸasın Ermenistan”, “YaÅŸasın hürriyet” diye bağırarak yürüyüşlerine devam etmek istediler. ÇoÄŸunun elinde silâh ve kamalar bulunuyordu. Nuruosmaniye ve Tavukpazarı’na doÄŸru akın eden ihtilâlciler önlerine çıkan her ÅŸeyi kırdılar, polis kuvvetlerine karşı da silâhlı saldırıya geçtiler. Ermeniler kendilerini engellemek isteyen Jandarma Meclisi üyelerinden Binbaşı Saffet Bey’in üzerine de saldırarak, kamalar ve hançerlerle vücudunu delik deÅŸik ettiler. Kanlı eylemlerini sürdürürken de “YaÅŸasın Ermenistan! Gün bugündür, iÅŸte hepinizi böyle öldüreceÄŸiz” gibi sloganlar atıyorlardı. Artık iÅŸ çığırından çıkmıştı. Bundan sonra silâhlı çatışma baÅŸladı. Bu durum sabaha kadar sürdü. Ancak müdahale sonucu Ermenilerden büyük bir kısmı Patrikhane’ye sığındılar. Asker kiliseyi kuÅŸattı, fakat Patrik suçluları teslim etmemekte direniyordu. Avrupa devletleri temsilcileri araya girerek buradaki Ermenilerin elinde bulunan silâhların toplanarak hükümete teslimine karar verildi. Birkaç gün süren görüşmelerden sonra Patrikhane

Kilisesi’nden 550, BeyoÄŸlu Kilisesi’nden 150 kiÅŸi çıktı. DiÄŸer kiliselere sığınan Ermeniler de vardı.

Patrikhane’den Babıâli’yi basmak maksadı ile yola çıkanlar Sultanahmet Meydanı’na ve Sultanahmet Türbesine kadar ilerlemiÅŸler, buradan Babıâli’yi basmak üzere ayrılarak yürüyen kol, İran ElçiliÄŸi’nden öteye gidememiÅŸtir. Bu arada Sadrazam Said PaÅŸa, Zabtiye Nezareti’nin jandarma kuvvetlerini yeterli görmediÄŸinden Babıâli’nin muhafazası için Serasker PaÅŸa’dan bir tabur asker istemiÅŸse de, Sultan Hamid böyle bir tedbirin Avrupa’da iÅŸin büyütülmesine vesile ve fırsat oluÅŸturacağını göz önünde tutarak bu tedbire müsaade etmemiÅŸ, sadece asker ve jandarmanın sokaklarda devriye olarak gezdirilmesi emrini vermiÅŸtir.

Olayın ertesi günü “Tercüman-ı Hakikat” gazetesinde, ilâve bölümünde “İlân-ı Resmî” baÅŸlığı altında bir hükümet bildirisi yayınlandı ve bu tebliÄŸde Ermenilerin kanunsuz hareketleri anlatıldı.

Bu ihtilâl olaylarının hazırlıkları yabancıların da dikkatini çekmiÅŸti. Hattâ ikinci “Bâbîâli baskını” Sırasında Ermeniler, “İngiliz donanması yardımımıza gelecek” diye propagandalar bile yapmışlardı.

İstanbul’daki ayaklanma giriÅŸimleri kanlı bir ÅŸekilde bastırılmıştı ama Ermenilerin rahat duracağı yoktu. Nitekim, Avrupa devletlerinin Osmanlılar üzerinde baskısını saÄŸlamak amacıyla baÅŸlarında Karakin Pastırmacıyan ve TaÅŸnak Partisi’nin Avrupa’dan gönderdiÄŸi 29 komiteci olduÄŸu halde Osmanlı Bankası’nı basarak iÅŸgal ettiler. Güvenlik kuvvetlerinin teslim ol çaÄŸrısına silâhla karşı koyan Ermeni ihtilâlciler yerine getirilmesi imkânsız birtakım taleplerde bulunuyorlardı. İstekleri ÅŸunlardı:

1-Büyük devletlerin ittifakıyla Osmanlı imparatorluÄŸu’nun doÄŸusundaki Ermeni vilayetlerine Avrupalı bir genel vali atanması,

2-Bu mıntıkanın vali, mutasarrıf ve kaymakamlarının genel vali tarafından seçilmesi.

3-Jandarma, polis ve memurların bir Avrupalı subay tarafından teşkilâtlandırılması.

Aslında Ermeni ihtilâlcilerin amacı dünyaya seslerini duyurabilmek ve Osmanlı hükümetini dünya kamuoyu önünde küçük düşürmekti. Bunda bir dereceye kadar da baÅŸarılı oldular. Sonunda, ihtilâlciler ancak Avrupa devletlerinin temsilcilerine teslim olmayı kabul ettiler. İstanbul’daki Rus ElçiliÄŸi Kâtibi Maksimos, bankaya girerek iÅŸgalcilerle görüştü. Birkaç saat sonra 29 ihtilâlci bankadan çıkarak kendilerini Avrupa’ya götürecek olan bir gemiye bindirildiler.

İhtilâl ateÅŸi hızla Anadolu’yu da sardı. PeÅŸpeÅŸe Trabzon, Erzurum, Van, Bitlis, Sivas, Diyarbakır, Harput, Urfa, Adana, Halep vilâyetlerinde de kanlı olaylar baÅŸ gösterdi.

Konuyu yakından inceleyen bir Rus yazarı diyor ki: “Bu olaylarda Türkleri ne kadar barbarlıkla suçlarlarsa suçlasınlar, ancak gerçek ÅŸudur ki, bütün olayları yaratanlar Ermenilerdir. Meselâ, Trabzon sokaklarında Bahri PaÅŸa ile Hamdi PaÅŸa’nın Ermeniler tarafından yaralanması Trabzon olayına sebep olmuÅŸtur.”

1895 yılı içinde geçen Ermeni olayları şöyle sıralanabilir:

26 Eylül Trabzon, 9 Ekim Erzurum, 11 Ekim Maraş,13 Ekim Gümüşhane, 15 Ekim Edirne, 16 Ekim Bayburt, 18 Ekim Zeytun, 19 Ekim Mersin, 19-20 Ekim Şebinkarahisar, 20 Ekim Maraş, 20-24 Ekim Arapkir, 23-27 Ekim Malatya, 27 Ekim Eğin, 29 Ekim Papas, 29-30 Ekim Gürün, 30 Ekim Sivas, 3 Kasım Tokat, Amasya, Merzifon, 5 Kasım Antep, 6 Kasım Maraş, 7 Kasım Yenice, 16 Kasım Zile, 19 Kasım Vezirköprü.

Avrupa basınının günlerce birinci sayfalarını kaplayan Anadolu’daki kanlı Ermeni ihtilâllerinden biri de “Sason 01ayı”dır. 1894 yılında Sason ve Bitlis’te geçen Ermeni-Kürt çatışmasında 800′den fazla Ermeni, bir o kadar da Türk ve Kürt öldü.

Her zaman olduÄŸu gibi Ermeniler yine, “Türkler bizi katlediyorlar” yaygarasını kopardılar. Bunun sonucu Osmanlılara dış baskılar arttı. Türk düşmanı İngiliz BaÅŸbakanı Gladston, tahkikat için bir komisyon kurulmasını istedi. İngiliz ve Fransız elçileri araÅŸtırma iÅŸinin yalnız konsoloslara bırakılmasını istiyorlardı.

1895 yılında Türkler ve Ermeniler arasındaki çatışmayı durdurmak isteyen beÅŸ jandarma eri ÅŸehit düşmüştü. Bu olanlar da Avrupa basınına gerçeÄŸin tam tersi yansıtılarak, “Ermeniler öldürülüyor” yaygarası koparılmıştı. Hattâ Ermeniler tarafından Türklerin haysiyetini kırıcı ÅŸarkılar bile bestelenmiÅŸti.

Yüzyıllarca Osmanlı toplumu içinde kardeşçe yaÅŸayan Ermenileri bağımsız bir Ermenistan fikrine iyice inandırabilmek için, yoÄŸun bir propagandaya giriÅŸilmiÅŸti. Bu konuda çeÅŸit çeÅŸit (Türkçe, Fransızca ve Ermenice) beyannameler, tablolar, haritalar, broşürler, kitaplar yayınlanmıştır. Bu yayınlar İkinci MeÅŸrutiyet’ten sonra günümüze kadar devam etmiÅŸtir.

Ermeni olayları bugün de ayrı hızıyla devam etmektedir.

Bizans İmparatorluğu

PerÅŸembe, 04 Ekim 2007

Roma İmparatorluÄŸu’nun 395 yılında DoÄŸu Roma ve Batı Roma olarak ikiye ayrılması ile DoÄŸu Roma topraklarında kurulmuÅŸ olan imparatorluk Roma imparatoru Büyük Theodosios’un ölümünden sonra imparatorluk iki oÄŸlu arasında bölünmüş ve büyük oÄŸlu Arkadios’a merkezi Bizans olmak üzere doÄŸu, küçük oÄŸlu Honorius’a da merkezi Ravenna olmak üzere batı kısmı düşmüştür. 395′te DoÄŸu Roma imparatorluÄŸu bugünkü Arnavutluk’un kuzey parçasını, Dalmaçya ve Bosna’nın Drina ırmağından batıya düşen kısmı dışında, Tuna’ya kadar bütün Balkan Yarımadası’nın, Ege adalarını, Girit, Kıbrıs, Anadolu, Suriye, Filistin ve Mısır ile Küçük Sirt Körfezi’ne kadar Kuzey Afrika kıyı bölgesini içine alıyordu.                                 

DoÄŸu Roma imparatorluÄŸu veya kısaca Bizans, HıristiyanlaÅŸmış Roma imparatorluÄŸumdan baÅŸka bir ÅŸey deÄŸildir. Roma devlet teÅŸkilâtı, Hellenistik Yunan kültürü ve Hıristiyan dini, Bizans’ın geliÅŸmesinin baÅŸlıca sebepleridir.

Bizans tabiri sonradan ortaya çıkmış, bunu hiçbir zaman kullanmayan Bizanslılar kendilerini Romaios (Romalı) diye adlandırmışlardır. İmparator Büyük Konstantinos (306-337) imparatorluÄŸu birliÄŸe kavuÅŸturmuÅŸ ve hükümet merkezini Byzanstion (Istanbul)’a nakletmiÅŸ, Byzanstion 11 Mayıs 330′da baÅŸÅŸehir ilân edilmiÅŸtir.

Kavimler göçü, yeni kurulan imparatorluk için büyük bir tehlike yaratmışsa da Bizanslılar Gotları batıya göndererek bu güçlüğü halletmiÅŸlerdir. II. Theodosios zamanında (408-450) Hun Türkleri, imparatorluk için tehlikeli bir düşman olarak ortaya çıkmışlarsa da, Bizanslılar para ile barışı saÄŸlamışlardır. Thedosios zamanının en önemli olayları, İstanbul Hıristiyan Yüksek Okulu’nun kurulması, kanunların bir eserde toplanması ve İstanbul’un yeni surlarla çevrilmesidir, imparatorluktaki dinî anlaÅŸmazlıklar da onun zamanında baÅŸlamıştır. Markia-nos döneminde (450-475) Monofisizme karşı çıkılması, imparatorluÄŸun doÄŸu eyaletlerinde (Suriye-Mısır) karışıldıklara sebep olmuÅŸ, bu ülkelerin VII. yüzyılda, önce Sasaanîlerin sonra da Arapların hakimiyetine girmesini kolaylaÅŸtırmıştır.

imparator Zenon’un bir uzlaÅŸtırma fermanı çıkarması, yanlış anlaşılmış ve DoÄŸu ile Batı kiliseleri arasında 518′e kadar süren ilk ayrılığa sebep olmuÅŸtur.

I. İustinos Ortodoks dinini kabul ederek papa ile barışmış, Batı ve DoÄŸu kiliseleri arasındaki anlaÅŸmazlık da son bulmuÅŸtur. Daha sonra tahta geçen I. İustinianos devrinde Bizans ilk parlak dönemini yaÅŸamıştır. Bu dönemde ünlü Nika ayaklanması çıkmışsa da kısa sürede bastırılmış (532), Sasanîlerle ebedî barış yapılmış, Kuzey Afrika’da Vandal Krallığı fethedilmiÅŸ (533-548), Iber Yarımadasının Akdeniz kıyısı alınmış (550) ye Akdeniz bir Roma gölü haline gelmiÅŸtir. Ancak Sasanîler anlaÅŸmayı bozarak, Ostrogotlarla anlaÅŸmışlar, Suriye’yi fethedip, Antakya’yı yakıp-yıkmışlardı (540). İustinianos beÅŸ yıllık mütareke yapmak (545) ve Sasanîlere yıllık vergi vermeyi kabul etmek zorunda kalmıştır (562). Yine bu dönemde Slavların bir kısmı Balkan Yarımadasına yerleÅŸmiÅŸtir. İustinianos devlette tek bir din olacağını kabul ederek putperestleri, Yahudileri ye diÄŸerlerini zorla Hıristiyan yapmıştır. İustinianos imar faaliyetleri ile de ünlüdür, İstanbul’daki Ayasofya Cami (kilisesi)  onun döneminin en önemli eseridir.

İuatinianos’un bu parlak dönemi uzun sürmemiÅŸ, II. İustinos zamanında Longobardlar İtalya’nın büyük bir kısmını iÅŸgal etmiÅŸ (568), Sasanîler Dara’yı zaptetmiÅŸtir (572). Maurikios döneminde (582-602) Sasanî ülkesinin batısı (DoÄŸu Anadolu) zabtedilmiÅŸ. (591), Macaristan’da Avarlar bozguna uÄŸratılmıştır (601). Maurikios bir askerî darbe sonucu devrilmiÅŸ, yerine geçen yüzbaşı Phokas’ın baÅŸarısız yönetiminde Sasanîler Suriye ve Mezopotamya’yı iÅŸgal etmiÅŸler, Avarlar imparatorluÄŸa saldırmışlar, ayrıca Afrika eksarkı (askeri valisi) Herakleios ayaklanmıştır. Herakleios istanbul üzerine yürüyünce Phokas devrilmiÅŸ ve Herakleios tahta çıkmıştır. Herakleios istanbul’a saldıran Iran ve Avar kuvvetlerini püskürttükten sonra (626) Sasanîleri de bozguna uÄŸratmıştır (627). Bu dönemde Halife Ömer’in orduları Suriye, Fenike (634-639) ve Mısır’ı fethetmiÅŸlerdir (640). II. Konstas’in hükümdarlığı (641-668) Araplarla mücadele içinde geçmiÅŸtir. Bu dönemde DoÄŸu Anadolu, Kyrenaika, Afrika Eyaleti (647) ve Kıbrıs elden çıkmış, Bizans filosu Lykia açıklarında yok edilmiÅŸtir (655). İstanbul büyük bir Arap tehlikesiyle yüz yüze geldiÄŸi bir sırada, Araplar arasında hilafet kavgası çıkmış ve böylece istanbul tehlikeden kurtulmuÅŸtur. II. Konstas hükümet merkezini Syrakusai’a nakletmiÅŸtir.

IV. Konstantinos Pogonatos döneminde (668-685) İstanbul ilk defa Araplar tarafından kuÅŸatıldı (673). Åžehrin güçlü surları ve Rum ateÅŸi yüzünden Araplar bir sonuç elde edememiÅŸ ve 677 de geri çekilmiÅŸlerdir. Bu olay sonunda Emevî halifesi Muaviye Bizanslılarla otuz yıllık bir barış imzalamıştır (678). 679′da Bulgarlar Dobruca Eyaleti’ne yerleÅŸmiÅŸler, imparator Bulgarların üzerine yürümüş, yenilince Bulgarlara vergi vermeyi ve Bulgarların Tuna nehri ile Balkan sıradağı arasına yerleÅŸmelerini kabul etmiÅŸtir. Herakleios’un dönemi bir ayaklanma ile son bulmuÅŸtur. Onun yerine imparator ilân edilen Leontios zamanında (695-698) Kartaca ve Afrika Eyaleti Arapların eline geçmiÅŸtir.

imparator III. Leon’un (714-717) Bizans tarihinde önemli bir yeri vardır. Leon istanbul’u kuÅŸatan Araları püskürttükten sonra (718) devletin çöküşünü durdurmak için çahÅŸmalara baÅŸlamıştır. III. Leon bir fermanla dinî resimlere saygı gösterilmesini yasaklamıştır (726). Bu fermanla halk resmi kıran (Iko-noklast) ve resimlere saygı gösteren (Ikonodul) diye ikiye ayrılmıştır. Bu ayrım 100 yıldan fazla süren ve devleti devamlı güçlük içinde bırakan resim kırma (ikonoklazm) savaşına da yol açmıştır. Bu kargaÅŸalıktan istifade eden Longobardlar Ravenna’yı ele geçirmiÅŸlerdir (751). IV. Konstantinos’un annesi Eire-ne, resimlere saygı gösterilmesine izin vermiÅŸtir (787). V. Leon (813-820), İstanbul’a kadar gelen Bulgari püskürtmüş (814) ve resimlere saygıyı tekrar yasaklamıştır. II. Mikael (820-829) Arapların Girit’i zabtetmeleri ve Sicilya’ya yerleÅŸmelerine engel olamamıştır. III. Mikael’in annesi Theodora zamanında resim ibadeti tamamıyla serbest bırakılmıştır (842).

Makedonya sülalesi zamanında Bizans ikinci parlak devrim yaÅŸamıştır. Bu dönemde devlet iktisadî ve askerî yönden kuvvetlenmiÅŸ ilim ve sanat hareketleri geliÅŸmiÅŸtir. Bizans kültürünün bu dönemde oluÅŸtuÄŸu söylenebilir. 904′te Araplar Selanik’i zabtedip, yaÄŸmalamışlardır. 961′de general Phokas Girid’i zabtetmiÅŸ, Haleb’i ve diÄŸer bazı ÅŸehirleri geri almıştır. En büyük Bizans imparatorlarından biri olan Basileios’un en önemli baÅŸarısı Bulgar Devleti’ni ortadan kaldırmasıdır (1014-1018). Basileios’un ölümüyle gerileme devri baÅŸlamıştır. Bu dönemde Normanlar Güney İtalya’yı almış, Tuna’dan Peçenekler imparatorluÄŸa saldırmış. DoÄŸu Anadolu’da ise OÄŸuz Türkleri imparatorluÄŸa ilk akınlarına baÅŸlamışlardır. IV. Romanos Diogenes (1068-1070) zamanında Selçuklu orduları Anadolu’yu tehdit ediyorlardı. Romanos Diogenes 26 AÄŸustos 1071′de Malazgirt Ovası’nda Alp Arslan’a yenilmiÅŸ ve esir düşmüştür.

Komnenbslar zamanında (1081-1204) Bizans eski itibarını kazanmıştır I. Aleksios zamanında Normanlar Balkanlar’dan atılmış (1085) ve Peçenekler yenilmiÅŸtir (1091). Ancak bütün Anadolu, Selçukluların eline geçmiÅŸtir. Bu sebeple düzenlenen Haçlı seferlerinde İznik zabtedilip imparatora verilmiÅŸ (1097), Haçlılar EskiÅŸehir’de I. Kılıç Arslan’ı yenerek Anadolu üzerinden Suriye’ye doÄŸru ilerlemiÅŸlerdir. İmparatorla anlaÅŸmalarına raÄŸmen Haçlılar Antakya’da bir Latin Devleti kurmuÅŸlardır.

Aleksios Batı Anadolu’ya girerek Bithynia ve Pamphylia bölgesini Selçuklulardan almıştır. II. Ionnes Komnenos (1118-1143) da Selçuklulardan GüneydoÄŸu Anadolu’yu geri almış, Peçeneklere de kesin darbe indirmiÅŸ (1122) ve Antakya Hıristiyan prensi ile yıllarca savaÅŸmıştır. I. Manuel de imparatorluÄŸun sınırlarını doÄŸuya doÄŸru geniÅŸletmiÅŸtir (1147). Onun döneminde Anadolu’ya gelen II. Haçlı ordusu Anadolu’da yok edilmiÅŸtir. I. Manuel Dalmaçya’yı ve Güney Macaristan’ın Szeremseg bölgesini iÅŸgal edip (1162-1165), Sırbistan kralını kendisine baÄŸlamıştır (1172). Bundan güç alan Manuel Anadolu’ya saldırmışsa da Miryekefalon (Düzbel)’da korkunç bir bozguna uÄŸramıştır (1176). Bu bozgunla Bizans’ın Anadolu’ya geçme ümidi tamamen yok olmuÅŸtur. I. Manuel imparatorluÄŸun son büyük hükümdarıydı.

IV. Haçlı seferleri için gelen Haçlılar 13 Nisan 1204′te İstanbul’u zabtetmiÅŸler ve yaÄŸmalamışlar, İstanbul’u ve imparatorluk topraklarını paylaÅŸmışlardır. Daha sonra istanbul merkez olmak üzere bir Latin imparatorluÄŸu kurulmuÅŸtur. Bizans İmparatorluÄŸu’nun geri kalan kısımlarında küçük Rum devletleri teÅŸekkül etmiÅŸtir. Bu Rum devletleri içinde Bizans’ı devam ettiren İznik İmparatorluÄŸu’dur. Bu imparatorluk 1261′de Latin imparatorluÄŸu’na son vermiÅŸtir.

Son Bizans sülalesi, Palaiologos’lardır. Palaiologoslar devletin çöküşüne engel olamamışlardır. Bu dönemde imparatorluk istanbul, Trakya, Selanik ve Makedonya’nm bir kısmı, birkaç adayı ve Anadolu’da eski İznik imparatorluÄŸu’nu kapsıyordu. II. Andronikos zamanında (1282-1328) Bizans, Anadolu’da Osmanlılar ve Balkanlar’da Sırplar olmak üzere iki aynı güçlü düşmanla karşılaÅŸmıştır. Osmanlı Devleti’nin kurulmasıyla (1299) toprak kaybetmeye baÅŸlamışlardır. Osman Gazi ve Orhan Gazi döneminde baÅŸlıca Bizans ÅŸehirleri fethedilmiÅŸ, 1326′da Bursa Osmanlıların baÅŸÅŸehri olmuÅŸtur. 1341′de Bizanslıların Anadolu’daki toprakları tamamıyla Osmanlılara geçmiÅŸtir.

VI. İoannes Kantakuzenos, Sırpların İstanbul’u ele geçirmek istemeleri üzerine Osmanlılardan yardım istemiÅŸ, Osmanlı ordusu Balkanlar’a geçerek Sırpları bozguna uÄŸratmıştır (1353).

Osmanlılar Gelibolu’ya yerleÅŸtikten sonra (1354-1356) fetihler devam ettirilmiÅŸ, 1361′de Edirne, 1363′te Filibe gibi önemli ÅŸehirler fethedilmiÅŸtir. Osmanlı devlet merkezinin Edirne’ye taşınması üzerine Avrupa devletlerinden yardım istemiÅŸse de bu devletler imparatorluÄŸa yardım edememiÅŸler ve  loanne hükümdarlığının son döneminde Osmanlılara yılda 30 bin duka vergi ve gerektiÄŸinde 10.000 kiÅŸilik bir kuvvet vermeyi kabul etmiÅŸlerdir. Yerine geçen oÄŸlu Manuel, Anadolu seferlerinde yanında bulunduÄŸu Yıldırım Bayezid’den izin almadan İstanbul’a gelince ÅŸehir ilk defa Osmanlılar tarafından kuÅŸatılmıştır (1391). Yedi ay süren kuÅŸatmadan sonra Manuel Osmanlılara daha fazla vergi vermeyi ve İstanbul’da bir Türk mahallesinin kurulmasına izin vermiÅŸtir. Manuel bunun üzerine Avrupa devletlerinden yardım istediyse de Macar kralı Sgismund komutasında yardıma gelen Haçlı ordusu NiÄŸbolu’da Yıldırım Bayezid tarafından bozguna uÄŸratılmıştır (1396). Haçlı seferinde Manuel’in isteÄŸiyle olduÄŸunu bilen Yıldırım Bayezid, İstanbul’u ikinci defa kuÅŸatmıştır (1399). Timur’un Anadolu’ya saldırması üzerine kuÅŸatmayı kaldırıp Timur üzerine yürüyen Yıldırım Bayezid, Ankara Savaşı’nda  yenilince (1402), Manuel birtakım önemli yerleri almayı ve Mora’da Bizans hakimiyetini saÄŸlamayı baÅŸarmıştır. Ancak II. Murat’la bozuÅŸunca Osmanlılar İstanbul’u yeniden kuÅŸatmışlardır (1422). Bu kuÅŸatmadan da bir sonuç çıkmamışsa da önemli birçok yer fethedilmiÅŸ ve Bizans imparatorluÄŸu İstanbul ve civarı, Karadeniz kıyısında Ankhialos (Ahyolu) ve Mesembria (Misevri) ÅŸehirlerinden ve Mora’da Mistra DespotluÄŸu’ndan ibaret kalmıştır. Bu durum karşısında yeni bir Haçlı seferi düzenlenmiÅŸtir. Macar kralının komutasındaki Haçlı ordusu Varna’da bozguna uÄŸratılmıştır (1444) (Bk. Varna Savaşı), Bundan sonra Bizanslılar Batıdan yardım istememiÅŸlerdir.

IX. Konstantinos (1448-14353) tahta geçtiÄŸinde Bizans imparatorluÄŸu İstanbul ve civarı ve Mora’nın bir kısım topraklarına sahipti. Sultan Fatih Mehmet İstanbul’u almaya karar vermiÅŸ ve Karadeniz’den gelebilecek gemilerin yolunu kapatmak için Rumeli Hisarı’nı yaptırmıştır (1452). 7 Nisan 1453’te baÅŸlayan İstanbul kuÅŸatması 29 Mayıs 1453′te ÅŸehrin düşmesiyle son bulmuÅŸtur .

İstanbul’un Osmanlılar tarafından fethedilmesiyle Bizans imparatorluğu tarihe karışmıştır.

Anadolu beylikleri

PerÅŸembe, 04 Ekim 2007

XIII. yüzyılın sonunda Anadolu Selçuklu Devletinin kuvvetten düşerek yıkılışından sonra Anadolu’nun çeÅŸitli bölgelerinde kurulan ve eski kaynaklarda “Tavâif-i Mülûk” diye anılan küçük Türk beyliklerine verilen ad. Sayıları büyüklü küçüklü olmak üzere yirmiyi geçen ve baÅŸta merkezî devlet otoritesinin zayıflaması olmak üzere birçok siyasî ve toplumsal olaylar sonucunda meydana çıkan bu beylikler XDI. yüzyılın sonundan baÅŸlayarak hemen hemen Dulkadir ve RamazanoÄŸulları beyliklerinin   egemenliklerini   kaybettikleri   XVI. yüzyılın başına kadar gelen bir süre içinde Anadolu’nun tarihî çehresini karakterize etmiÅŸlerdir.

Beyliklerin kurucuları olan gaziler ve onlara katılan çeşitli unsurlar, elde edilen toprakların fethinde önemli rol oynayan Selçuklu Devleti büyüklerinden yahut daha eski uc beylerinden biri veya bu fetih yıllarının karışıklığı içinde ortaya çıkan kudretli bir şahsiyet olan başbuğlarım o yerin hâkimi tanımışlar, bunlar da birer küçük hanedan kurucusu olmuşlardır.

Bu tarzda kurulan beyliklere bilhassa Ay dm, Karesi, Menteşe, Saruhan, Germiyan, Hüsameddin Çoban ve Osmanoğulları beylikleri karakteristik birer örnektirler.

DiÄŸer bazı beyliler de Selçuklular ve İlhanlılar tarafından çeÅŸitli hizmetlerine mükâfat Marak kendilerine “malikâne” tarzında yerler verilmiÅŸ bulunan “ümera” ve “aÅŸiret” baÅŸbuÄŸları tarafından siyasî durumdan faydalanılmak ve merkezle baÄŸlarım kesmek suretiyle kurulmuÅŸtur. Bunlar arasında EÅŸref, Sahip Ata, İnanç, Hamit ve CandaroÄŸulları beyliklerini sayabiliriz.

Orta Anadolu’daki Ertena BeyliÄŸi ise İlhanlıların Anadolu’daki “Eyâlet-i Rûm” valiliÄŸinin sonradan bir devlet ÅŸeklini alışıdır. Kadı Burhaneddin de hizmetinde bulunduÄŸu bu devletin zayıflığından  faydalanarak egemenliÄŸini ilân etmiÅŸtir. Güney Anadolu’da XIV. yüzyılın ortalarında meydana çıkan Dulkadir ve RamazanoÄŸulları ise buralara evvelce yerleÅŸtirilmiÅŸ bulunan Türk aÅŸiretlerini, baÅŸbuÄŸlukları etrafında toplamak ve Memlûklu Devleti’nin geçirdiÄŸi sarsıntıdan faydalanmak suretiyle beyliklerini kurabilmiÅŸlerdir. KuruluÅŸlarından bir süre sonra Anadolu beyliklerinin buhranlı bir devre geçirdiÄŸi görülür. Bu hususta ilhanlıların meÅŸhur Anadolu genel valisi olan Emîr ÇobanoÄŸlu TimurtaÅŸ önemli rol oynamıştır. TimurtaÅŸ 1322 yılında ilhanlılara karşı isyan ettikten ve Ebu Saîd Bahadır Han tarafından affedildikten sonra ikinci defa Anadolu’ya vali olarak atanmış ve bu ülkeyi tamamıyla MoÄŸolların egemenliÄŸi altına sokmak isteyerek ilhanlılara karşı baÄŸlılıklarını kesen veya gevÅŸeten Anadolu beyliklerini ortadan kaldırmaya çalışmıştır. Fakat buna tamamen muvaffak olamamıştır. Bununla beraber EÅŸrefoÄŸlu Süleyman ve HamidoÄŸlu Dündar beyleri öldürtmüş, diÄŸer bazı küçük beylikleri doÄŸrudan doÄŸruya İlhanlıların Anadolu valiliÄŸine baÄŸlamıştır. Bu devre ait kaynaklardan, Osmanlı BeyliÄŸi de dahil olmak üzere hemen hemen bütün Anadolu beyliklerinin ilhanlılara vergi verdikleri ve bazı beyliklerin ilhanlı hükümdarları adına para bastırdıkları anlaşılıyor. MoÄŸol nüfuz alanından oldukça uzakta bulunan beyliklerin de bu tarzda hareket etmelerinin en mühim sebebi Batı’ya karşı yönettikleri akınlarının kesilmesini ye doÄŸudan rahatsız edilmemelerini saÄŸlamaktan ibaret olmalıdır. TimurtaÅŸ, 1326 da babası Emîr Çoban’ın Ebu Saîd tarafından öldürülmesi üzerine aynı akıbete uÄŸramaktan korkarak Suriye ve Mısır’da hâkim olan Memlûklara sığınmış, yerine geçici olarak İlhanlıların komutanlarından Alâeddin Ertena atanmıştır. Bir süre sonra Anadolu genel valiliÄŸe İlhanlı ailesinden Büyük Åžeyh Hasan’a verilmiÅŸ fakat Hasan Anadolu’ya gelmeyerek iyi idaresi ve sadakati anlaşılan Ertena’yı yerine vekil bırakmıştır. 1335′te Ebu Said Bahadır Han’ın çocuk bırakmadan ölümüyle baÅŸlayan saltanat kavgalarında Ertena, Büyük Åžeyh Hasan’a baÄŸlılığını korumuÅŸ ve Anadolu’da meydana çıkan karışık durumdan kendi yararına faydalanmaya çalışmıştır. 1343′te üzerine yürüyen TimurtaÅŸ’ın oÄŸlu Küçük Åžeyh Hasan’ı yendikten sonra da hükümdarlığını ilân etmiÅŸtir.

İşte bu olaylar sonunda Anadolu’da ilhanlı egemenliÄŸi çökmüş ve beylikler üzerindeki baskı kalkmıştır.

Bundan sonra beylikler rahat bir nefes almışlar ve bir taraftan yeni aldıkları ÅŸehirlerin bayındırlığına önem verdikleri gibi ilmî ve edebî çalışmaları korumuÅŸlar, diÄŸer taraftan da Anadolu dışındaki ülkelere akınlar yapmaya baÅŸlamışlardır (bu arada bilhassa Osmanlılardan baÅŸka Aydın, Saruhan, MenteÅŸe ve KaresioÄŸullarının Trakya’ya ve Ege adalarına yaptıkları deniz seferleri sayılabilir). Fakat Osmanlı BeyliÄŸi’nin gerek Anadolu’da ve gerek Rumeli’de hızla geniÅŸlemesinin etkileri diÄŸer beyliklerin mukadderatı üzerinde pek çabuk bir ÅŸekilde belirmiÅŸtir: Şöyle ki, ünü sınırları dışına yayılan Osmanlı BeyliÄŸi’nin, Hıristiyan ülkelerine karşı yapılan akınların kısa bir zamanda en faal ve baÅŸardı mümessili haline gelmesi, Anadolu’daki bütün savaşçı yiÄŸitleri, sergüzeÅŸt, ün, ganimet ve din savaÅŸlarının heyecanıyla yaÅŸayan unsurları kendisine çekmiÅŸti. Böylece artan kuvvetleriyle Osmanlı BeyliÄŸi her bakımdan büyüyüp giderken, diÄŸer beylikler yavaÅŸ yavaÅŸ kuvvetten düşüyorlardı; çünkü bunların savaşçıları kendilerine iÅŸ bulacaklarına güvendikleri yerlere çekiliyorlardı. Gittikçe zayıflayan Karesi oÄŸulları arazisinin birdenbire Osmanlıların eline geçmesi olayı karşısında korku duymaya baÅŸlayan bu beylikler kendilerinin de kolayca ortadan kaldırılacakları günün yaklaÅŸmakta olduÄŸunu anlayarak, aralarında en kuvvetlileri olan KaramanoÄŸulları BeyliÄŸi etrafında toplandılar. Beyliklerin bu ümitsiz teÅŸebbüsü Osmanlıların kendilerine saldırmaları için iyi bir sebep oldu ve neticede beyliklerin hayatına son verildi. Bilhassa Yıldırım Beyazid’in yaptığı seferler sonunda Karaman, Germiyan, Hamid, MenteÅŸe, Aydın, Saruhan ve CandaroÄŸulları beylikleri ortadan kalktı ve hüküm sürdükleri yerler Osmanlı ülkesine katıldı.

Bu sırada Timur’un Yakın Åžark’a karşı saldırgan bir siyaset güttüğünü gören Anadolu beyleri birer birer ona sığınarak yardımını dilediler. Timur bunları gayet iyi karşıladı ve Anadolu seferinde yanında bulundurdu. 28 Temmuz 1402 tarihinde yapılan Ankara Savaşı neticesinde, Yıldırım Bayezid’in Timur tarafından yenilerek esir ediliÅŸi  ve Osmanlı Devleti’nin zayıflaması, bunlar için iyi bir fırsat teÅŸkil etti. Yukarıda adı geçen beylikler, CandaroÄŸullarının Kastamonu kolu ile HamidoÄŸullarının EÄŸridir kolu hariç olmak üzere, Timurun yardımıyla tekrar kuruldular.

Fakat Osmanlı Devleti’ne eski kuvvetini tekrar kazandırmaya muvaffak olan Çelebi Mehmet ve II. Murat zamanında Anadolu’nun siyasî birliÄŸinin saÄŸlanması amacıyla beylikler yemden teker teker ortadan kaldırıldı. Fakat Sultan Mehmet, 1451′de tahta geçtiÄŸi zaman Anadolu’da Karaman, Candar, Dulkadir ve RamazanoÄŸulları ve Küçük Alâiye beyliklerinden baÅŸka hiçbir beylik kalmamıştır. Bu beylikler de eskisi gibi Osmanlılara karşı ayaklanacak güçte deÄŸillerdi. Anadolu’yu tamamıyla egemenliÄŸi altına almak isteyen Fatih Mehmet 1461 ‘deki Trabzon seferi esnasında CandaroÄŸlu BeyliÄŸi’ni ortadan kaldırdı. Bir süre sonra de Karaman ülkesinin büyük bir kısmı ele geçirildi Son Karaman Bey’i İbrahim’in oÄŸulları, ayrıca Kastamonu’da sancak beyi olarak bırakılan CandaroÄŸlu Kızıl Ahmed Bey iran’ın batısı ile DoÄŸu Anadolu’da kurulan Akkoyunlu Devleti’nin kudretli hükümdar Uzun Hasan’m yanma sığınarak yardım diledilerse de tekrar beyliklerinin basma geçmeye muvaffak olamadılar. İshak, Pir Ahmet ve Kasım beylerin birer birer tenkilinden sonra 1471′de bütün Kara man BeyliÄŸi toprakları Osmanlılara geçti. Ertesi yılda da Alâiye ÅŸehri ile Ishak Bey’in sığındığı Silifke Kalesi alındı. KaramanoÄŸullarının hukukum korumaya giriÅŸen Uzun Hasan ise 1473′te Otlukbeli  savaşında ağır bir yenilgiyi uÄŸratıldı.

MaraÅŸ, Elbistan ve Malatya dolaylarında hâkin olan DulkadiroÄŸulları ile Adana ve Tarsus’taki RamazanoÄŸullarına gelince bunlar, Güney Anadolu’da Memlûklerle Osmanlılar arasındaki rekabetten faydalanmak suretiyle bir müddet daha varlıkların korumuÅŸlarsa da nihayet Yavuz Sultan Selim tarafından Iran ve Mısır seferlerinden sonra egemenliklerinden mahrum edilerek Osmanlı himayesine girmiÅŸlerdir.

Böylece Anadolu’da beylikler devri sona ermiÅŸ ve bu ülke Osmanlı idaresi altında tam bir siyasî birliÄŸe kavuÅŸmuÅŸtur.