Ermeniler
Perşembe, 04 Ekim 2007Ermeniler, bütün Osmanlı tarihi boyunca, en sâdık bir tebaa olarak devletin önemli mevkilerinde görev yapmışlar, mutasarrıfı, nazır, eğitimci ve sanatkâr olarak hizmet etmişlerdir. Ermeniler Osmanlı İmparatorluğu sınırları içinde zengin sınıfı oluşturmaktaydılar. Köylüsü olsun, şehirlisi olsun, çoğu varlıklı kişilerdi. Ayrıca bazı yetenekleriyle de dikkati çekiyorlardı. Şehirli Ermeniler kendileriyle ciddî rekabet edebilen Rumların bulunmadığı yerlerde ticareti, tamamıyla ellerinde bulunduruyorlardı.
Ermenilerde bağımsız bir Ermenistan fikri doğuncaya kadar, Türklerle çok iyi geçiniyorlardı. Aralarında tatsız bir olayın geçtiği hiç görülmemişti. Hattâ, Türkler sanat alanındaki başarılarından dolayı onları sever ve takdir bile ederlerdi.
Ermenilerin en kalabalık olduÄŸu il İstanbul’du. Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u fethettikten sonra yeteneklerini ve çalışkanlıklarını takdir ettiÄŸi Ermenilerden 250.000′ini İstanbul’a getirterek, çeÅŸitli semtlere yerleÅŸtirdi. Hattâ en önemli bir Bizans kilisesini de ibadetleri için onlara açtı.
Anadolu Ermenilerinden Gregoryan, Ortodoks, Katolik ve Protestan olanları vardı. Fakat, İstanbul Ermenilerinin “Katolik propagandası” yapmaları bir “Hatt-ı Hümâyûn” ile yasaklanmıştı. Bunun sebebi vardı. Osmanlılar Vatikan Kilisesi kanalıyla Avrupa’nın Osmanlı ülkesinde dinî veya siyasî nüfuz alanı yaratmasını engellemek istemiÅŸlerdir.
XVII. ve XVIII. yüzyıllarda İstanbul’da Ermenilerin bir kısmının, hattâ Ruhanî reislerinin “Katolik propagandası” yaptıkları görüldü. Oysa, Divan-ı Hümâyûn, Ermenilerin her isteklerini yerine getiriyor, kiliselerini tamir etmelerine izin veriyor hattâ yardım bile ediyordu. Fakat Osmanlının iç iÅŸlerine karışmak için vesile arayan Batı kilisesi, gizlice bu ülkeye Katolik misyonerler sokarak, Ermeniler arasında propagandalarını yaptırmaya baÅŸlamıştı. Papa tarafından gönderilen bu ruhanilerin fesat ve ihtilâl tohumlarını ekmesine Osmanlı Devleti izin veremezdi. Mezhep deÄŸiÅŸtirdikten sonra Katolik olan Rumlar ve Ermeniler kendilerini Osmanlı ülkesine deÄŸil Papa’ya baÄŸlı sayıyorlardı. Oysa İstanbul’daki dinî merkezler, Fener Patrikhanesi de dahil, Osmanlı Devleti’ne baÄŸlı olup, cemaati de Osmanlı tebaasıydı. Papa’nın memurları İstanbul’da bu ÅŸekilde çalıştıkları gibi, Åžam taraflarına kadar da yayılmışlardı. Özellikle, Sakız kuvvetli bulundukları bir yerdi. Bununla beraber İstanbul’da Papa’ya tabi olmak istemeyen Ermeniler de vardı. Bunlar çoÄŸunlukla Divan’a baÅŸvururlar, kendilerini iÄŸfal etmek isteyen Ermenileri bildirirlerdi. Bu propagandalar yalnız İstanbul sınırları içinde kalmıyordu. Halep’te oturan Yakûbî Süryaniler arasında da Katolik propagandası yapıldığı tespit edilmiÅŸti. Hattâ, H. 1109′da yayınlanan bir hükümle, Patrik Bedros İshak “Limni” Adası’na sürgün edildi. Ama Katoliklik propagandasının merkezi İstanbul olup, genellikle Ermeniler tarafından yapılmaktaydı. “Sulumanastır”da Haçatur adlı bir rahip fesadçıların başı olarak tutuklanıp, “Tersane zindanı”na hapsedildi. Bu olaydan sonra Ermenilere karşı bazı tedbirlerin alınması zarureti duyuldu. Bu arada rahip Haçatur kaçırılmış olduÄŸu için Galata’da ve “Valide Hanı’nda gizli faaliyet gösterdikleri tespit edilen birçok Ermeni yakalandı.
XVII. yüzyılda Ermenilerin dinî görüntü altında ülke içinde baÅŸlattıkları ihtilâller, kısa bir süre sonra siyasî bir ÅŸekil aldı. Nitekim, Ermeniler daha XVII. yüzyıl içinde Rusya’nın güçlenmekte olduÄŸunu anlayarak, ilerde bu ülkenin desteÄŸini saÄŸlayabilmek amacıyla Çar Aleksiye altın kakmak bir taht bile hediye ettiler.
1828 yılında Rumların Kars ve DoÄŸu Bayezid’e girmesiyle Ermeniler, Osmanlılara karşı olan gerçek duygularını açığa vurdular. O kadar ileri gittiler ki, Anadolu’nun baÅŸka illerini de iÅŸgal etmek için Rusları teÅŸvik bile ettiler. Hattâ 90.000 gönüllü Ermeni Ruslar yanında Osmanlılara karşı savaÅŸtı.
Fakat, Osmanlı Ermenilerinin ilk politik amaç taşıyan ayaklanması 1862 yılında MaraÅŸ’a baÄŸlı Zeytun ilçesinde (ÅŸimdiki Süleymaniye) patlak verdi. Ermeniler çeÅŸitli yollardan, özellikle Rusya’dan saÄŸladıkları bol miktarda silâhla Müslüman köylerini bastılar, rast geldikleri herkesi kurÅŸunladılar, evleri yaktılar. Aziz PaÅŸa komutasındaki Osmanlı birlikleri ayaklanmayı bastırmak ve ayaklananları cezalandırmak için harekete geçince Fransız İmparatoru III. Napoleon hemen araya girdi. Bu müdahale Ermenilere verilmiÅŸ ilk taviz sayılır.
Fransızların ve Rusların Ermenilere karşı bu ÅŸekilde kanat germesi, Osmanlı ülkesini karıştırıyor ve ayaklanmaların bastırılmasında güçlükler çekiliyordu. Rusya’nın da emeli Osmanlı imparatorluÄŸu’nu parçalamak olduÄŸu için Ermenileri açıktan açığa kışkırtmakta bir sakınca görmüyordu. 1868 yılında Prens Gorçukof, Çarlık Rusya’sının Osmanlı Devleti’ni zayıf düşürmek ve ortadan kaldırmak niyetlerini: “Ya Osmanlı ülkesindeki Hıristiyanlara muhtariyet verilmeli, ya da Osmanlı toprakları taksim edilmelidir” ÅŸeklinde açığa vurmuÅŸtu.
Nitekim, 1862 yılında Abdülmecit tarafından Ermenilere devlet içinde önemli görevler verilmesinden itibaren, Osmanlı ülkesindeki Hıristiyanların isteklerinin arkası hiç kesilmedi. Avrupalıların, Osmanlılar üzerindeki siyasî ve ekonomik baskıları, Rusların kışkırtması ve Hıristiyanlara her çeÅŸit yardımı ile, evvelâ Balkan devletlerinin bağımsızlık talepleri baÅŸladı. 1876 MeÅŸrutiyeti bu ÅŸartlar altında ilân edildi, Ohannes Efendi de Meclis BaÅŸkanlığı’na getirildi.
1877 yılında patlak veren Osmanlı-Rus savaşı Osmanlıların yenilgisiyle sonuçlanınca Ruslar, İstanbul kapılarına dayandılar. Rus birliklerinin kumandanı Dük faikola’yı, Ayastefanos’ta baÅŸlarında Patrik Nevres Voryebedyan olduÄŸu halde kalabalık bir Ermeni grup karşıladı. 1881 yılında Ermeni prenslerinden Dadyan’ın yazlık köşkünde imzalanan anlaÅŸmaya Ermeniler 16. maddeyi koydurdular. Bu madde Osmanlı topraklarındaki Ermenilere geniÅŸ haklar getiriyordu. Daha sonraki Berlin AntlaÅŸması’nın 61. maddesinde de bu haklar Ermenilere tanındı ve Balkan devletleri fiilen imparatorluktan koparıldı. Bu arada, Ermenilere sahip çıkma konusunda İngiltere Ruslardan geri kalmadığı gibi, Hınçak ve TaÅŸnak-sutyan Komitelerinin kurulmasına ve bunların birer tedhiÅŸ kuruluÅŸları gibi faaliyetler göstermelerine yardımcı olundu. İlk Ermeni komitesi 1887′de Ermeni asıllı bir Rus ile Kafkasyalı Ermeniler tarafından İsviçre’de, kurulan “Hınçak Komitesi” (Çan Sesi Komitesi) olmakla beraber, Ermenilerin Osmanlı ülkesi içinde daha önceki yıllarda da faaliyet gösteren dernekleri bulunuyordu. Bunlar: 1872′de Van’da kurulan “Ittihad ve Halâs Cemiyeti”, 1880′de Erzurum’da yuvalanan “Silâhlılar Cemiyeti” yine ihtilâller çıkarmak için 1882′de Van’da kurulan “Karahaç Cemiyeti” aynı yıl İstanbul’da gizli faaliyetler sürdüren “Ermeni Vatanperverler Cemiyeti” ve yurdun çeÅŸitli yerlerinde aynı amaçla kurulan “Milliyetperver Kadınlar Cemiyeti”, “Ermenistan’a DoÄŸru Cemiyeti” gibi.
1878 yılından evvel Ermeniler arasında ne milliyet fikri ve ne de bağımsızlık düşüncesi bulunuyordu. EÄŸer böyle fikirler uyanmış olsaydı, birtakım istekler komitacıların Avrupa’ya dağıttıkları beyannameler üzerinde kalmazdı. Avrupa basınının ve parlamentolarının bu meseleyi sürekli kurcalaması, papazların kışkırtmaları Osmanlı ülkesinin yeni yeni olaylara sahne olacağını gösteriyordu. Ermeni kiliseleri, Avrupa’da yuvalanan ihtilâl komitecileriyle iÅŸbirliÄŸi halindeydi. 1869′da Ermeni PatrikliÄŸine getirilen Mıgırdıç Hırımyan,yıllarca önce doÄŸu vilayetlerinde gazeteler çıkarmış, komitecilerin ihtilâl beyannamelerini yayınlayarak halkı ayaklanmaya teÅŸvik etmiÅŸti. Bu din adamı, Ermeni PatrikliÄŸine getirildikten sonra, fesad tohumlarını daha rahat ve kolay bir ÅŸekilde ekmek imkânını bulmuÅŸtu. 1874′te Patrik yapılan Nevres Voryebedyan, Mıgırdiç Hırımyan’dan da ileri gitmiÅŸti. Kanlı patrik, bir taraftan Çarlık Rusya’sı ile diÄŸer taraftan da İngiliz hükümetiyle yakınlaÅŸma saÄŸlamıştı. İngiliz Elçisi Sir Henri Elliot’a, “Ermeni, halkının dikkatini çekmek için ihtilâl isyan ne gerekiyorsa bunu çıkarmanın güç olmadığını” söyleyen bir papazdı.
1885 yılında Avrupa’da ilk defa Ermeni giriÅŸimleri görüldü. Ermeni ihtilâlcileri Fransa, İngiltere, Avusturya, Amerika’da toplantılar düzenlediler. Yeni yeni komiteler kuruldu, Fransızca, İngilizce gazeteler yayınlandı. “TaÅŸnaksutyan Komitesi”nin Paris’te yayınladığı gazetenin adı “Pro Armenia” idi. Büyük yardım ve destek gören bu gazete “Türkler Ermenileri kesiyorlar” diye yazılar yazıyordu. Ermeni propagandasını yürüten diÄŸer gazeteler “TruÅŸak”, “Razmik”, “Alik”, “Hayranik” vb. idi. Bu gazetelerin de sütunları Ermeni milliyetçiliÄŸi, Türk mezalimi gibi hayâl ürünü birtakım düşünceler ve olaylarla Solduruluyordu. Bunların ardından da Berlin AntlaÅŸması hükümlerinin ihlâl edildiÄŸi yaygaraları koparılır oldu. Ermeni propagandası evvelâ Fransa’nın dikkatini çekti. Basında gerçek dışı yazılarla Osmanlılara karşı saldırıya geçildi. Fakat, Ermeni komitacıları Londra’dan daha büyük himaye görüyordu. Gladston Kabinesi, Ermeni temsilcilerini bir araya toplayarak onlara yardım vaadinde bulundu, teÅŸkilâtlanmaları için elinden geleni esirgemedi. Bu himaye sonucu komite burada âdeta kök saldı. Osmanlıların barbar ve yeteneksiz oldukları propagandası yapılarak “Bağımsız Ermenistan” fikri uyandırıldı.
Ermeniler, Balkanlara olduÄŸu gibi, kendilerine de bağımsız devlet kurma hakkının saÄŸlanmasını Avrupalı büyük güçlerden ısrarla istiyorlardı. Oysa, Ermenilerin durumu ne Yunanlılar, ne de Bulgarlara benziyordu. Bir Ermenistan devleti yaratmak imkânsızdı. Aslında Rusya’nın da Avrupa devletlerin de hedefi “Bağımsız Ermenistan” devletinin kurulmasına çalışmaktan çok, Osmanlı İmparatorluÄŸu’nun zayıflatmak ve yıkmaktı. Çünkü Ermeniler, bağımsız devlet kurabilecek ÅŸekilde Osmanlı ülkesinin hiçbir vilayetinde çoÄŸunlukta deÄŸillerdi. Toplu olarak yaÅŸadıkları belli baÅŸlı bir bölge yoktu. Tarihçilerin ve tarafsız araÅŸtırmacıların belgelerle ortaya koydukları bilgilere göre.Osmanlılar hiçbir yeri Ermenilerden fethederek ülkelerine katmamışlardır.
Ermenilerin, İstanbul’daki en cüretkâr hareketi Babıâli’yi basmalarıdır. Buna Ermenilerin gerçek anlamda ilk ihtilâli denebilir. Ermeniler, bütün Avrupa’yı ayaÄŸa kaldıracak bir ihtilâlin planlarını hazırlamak için, nihayet “Kumkapı Ermeni Kilisesinde toplanmaya karar verdiler.
Planları, Babıâli’yi basarak bütün nazırları ve yüksek görevlileri öldürmekti. Patrik kilisesinde 2000 Ermeni toplanmıştı (30 Eylül 1895). Burada yapılan sert bir konuÅŸmada, “Bağımsız Ermenistan”dan, Türk zulmünden uzun uzun söz edilmiÅŸti. Sonra ihtilâl ÅŸiirleri okundu. Daha sonra Patrikhane Kilisesi’nin çanlarını çalmaya ve silâhlar patlamaya baÅŸladı. Silâhların atılması, çanların sürekli çalması ihtilâlin baÅŸladığının iÅŸaretiydi.
Sabah saat 10-11 sıralarında İstanbul sokaklarında nümayiÅŸ baÅŸladı. Bir kısım Ermeniler Patrikhane’nin önünde, diÄŸer bir kısmı da Sultan Mahmut Türbesi’nde, üçüncü grup da Babıâli önünde toplandılar. Kumkapı’daki Patrikhane binasının önünden Babıâli’ye doÄŸru ihtilâl sloganlarıyla yürüyen Ermeni kalabalığını engellemek için güvenlik kuvvetleri nasıl hareket edeceklerini kestirememiÅŸlerdi. Silâh kullanmak çok fazla kan dökülmesine yol açardı. Önce, nümayişçilere dağılmaları ihtar edildi. Fakat, ihtilâlciler polise karşı direndiler. “YaÅŸasın Ermenistan”, “YaÅŸasın hürriyet” diye bağırarak yürüyüşlerine devam etmek istediler. ÇoÄŸunun elinde silâh ve kamalar bulunuyordu. Nuruosmaniye ve Tavukpazarı’na doÄŸru akın eden ihtilâlciler önlerine çıkan her ÅŸeyi kırdılar, polis kuvvetlerine karşı da silâhlı saldırıya geçtiler. Ermeniler kendilerini engellemek isteyen Jandarma Meclisi üyelerinden Binbaşı Saffet Bey’in üzerine de saldırarak, kamalar ve hançerlerle vücudunu delik deÅŸik ettiler. Kanlı eylemlerini sürdürürken de “YaÅŸasın Ermenistan! Gün bugündür, iÅŸte hepinizi böyle öldüreceÄŸiz” gibi sloganlar atıyorlardı. Artık iÅŸ çığırından çıkmıştı. Bundan sonra silâhlı çatışma baÅŸladı. Bu durum sabaha kadar sürdü. Ancak müdahale sonucu Ermenilerden büyük bir kısmı Patrikhane’ye sığındılar. Asker kiliseyi kuÅŸattı, fakat Patrik suçluları teslim etmemekte direniyordu. Avrupa devletleri temsilcileri araya girerek buradaki Ermenilerin elinde bulunan silâhların toplanarak hükümete teslimine karar verildi. Birkaç gün süren görüşmelerden sonra Patrikhane
Kilisesi’nden 550, BeyoÄŸlu Kilisesi’nden 150 kiÅŸi çıktı. DiÄŸer kiliselere sığınan Ermeniler de vardı.
Patrikhane’den Babıâli’yi basmak maksadı ile yola çıkanlar Sultanahmet Meydanı’na ve Sultanahmet Türbesine kadar ilerlemiÅŸler, buradan Babıâli’yi basmak üzere ayrılarak yürüyen kol, İran ElçiliÄŸi’nden öteye gidememiÅŸtir. Bu arada Sadrazam Said PaÅŸa, Zabtiye Nezareti’nin jandarma kuvvetlerini yeterli görmediÄŸinden Babıâli’nin muhafazası için Serasker PaÅŸa’dan bir tabur asker istemiÅŸse de, Sultan Hamid böyle bir tedbirin Avrupa’da iÅŸin büyütülmesine vesile ve fırsat oluÅŸturacağını göz önünde tutarak bu tedbire müsaade etmemiÅŸ, sadece asker ve jandarmanın sokaklarda devriye olarak gezdirilmesi emrini vermiÅŸtir.
Olayın ertesi günü “Tercüman-ı Hakikat” gazetesinde, ilâve bölümünde “İlân-ı Resmî” baÅŸlığı altında bir hükümet bildirisi yayınlandı ve bu tebliÄŸde Ermenilerin kanunsuz hareketleri anlatıldı.
Bu ihtilâl olaylarının hazırlıkları yabancıların da dikkatini çekmiÅŸti. Hattâ ikinci “Bâbîâli baskını” Sırasında Ermeniler, “İngiliz donanması yardımımıza gelecek” diye propagandalar bile yapmışlardı.
İstanbul’daki ayaklanma giriÅŸimleri kanlı bir ÅŸekilde bastırılmıştı ama Ermenilerin rahat duracağı yoktu. Nitekim, Avrupa devletlerinin Osmanlılar üzerinde baskısını saÄŸlamak amacıyla baÅŸlarında Karakin Pastırmacıyan ve TaÅŸnak Partisi’nin Avrupa’dan gönderdiÄŸi 29 komiteci olduÄŸu halde Osmanlı Bankası’nı basarak iÅŸgal ettiler. Güvenlik kuvvetlerinin teslim ol çaÄŸrısına silâhla karşı koyan Ermeni ihtilâlciler yerine getirilmesi imkânsız birtakım taleplerde bulunuyorlardı. İstekleri ÅŸunlardı:
1-Büyük devletlerin ittifakıyla Osmanlı imparatorluÄŸu’nun doÄŸusundaki Ermeni vilayetlerine Avrupalı bir genel vali atanması,
2-Bu mıntıkanın vali, mutasarrıf ve kaymakamlarının genel vali tarafından seçilmesi.
3-Jandarma, polis ve memurların bir Avrupalı subay tarafından teşkilâtlandırılması.
Aslında Ermeni ihtilâlcilerin amacı dünyaya seslerini duyurabilmek ve Osmanlı hükümetini dünya kamuoyu önünde küçük düşürmekti. Bunda bir dereceye kadar da baÅŸarılı oldular. Sonunda, ihtilâlciler ancak Avrupa devletlerinin temsilcilerine teslim olmayı kabul ettiler. İstanbul’daki Rus ElçiliÄŸi Kâtibi Maksimos, bankaya girerek iÅŸgalcilerle görüştü. Birkaç saat sonra 29 ihtilâlci bankadan çıkarak kendilerini Avrupa’ya götürecek olan bir gemiye bindirildiler.
İhtilâl ateÅŸi hızla Anadolu’yu da sardı. PeÅŸpeÅŸe Trabzon, Erzurum, Van, Bitlis, Sivas, Diyarbakır, Harput, Urfa, Adana, Halep vilâyetlerinde de kanlı olaylar baÅŸ gösterdi.
Konuyu yakından inceleyen bir Rus yazarı diyor ki: “Bu olaylarda Türkleri ne kadar barbarlıkla suçlarlarsa suçlasınlar, ancak gerçek ÅŸudur ki, bütün olayları yaratanlar Ermenilerdir. Meselâ, Trabzon sokaklarında Bahri PaÅŸa ile Hamdi PaÅŸa’nın Ermeniler tarafından yaralanması Trabzon olayına sebep olmuÅŸtur.”
1895 yılı içinde geçen Ermeni olayları şöyle sıralanabilir:
26 Eylül Trabzon, 9 Ekim Erzurum, 11 Ekim Maraş,13 Ekim Gümüşhane, 15 Ekim Edirne, 16 Ekim Bayburt, 18 Ekim Zeytun, 19 Ekim Mersin, 19-20 Ekim Şebinkarahisar, 20 Ekim Maraş, 20-24 Ekim Arapkir, 23-27 Ekim Malatya, 27 Ekim Eğin, 29 Ekim Papas, 29-30 Ekim Gürün, 30 Ekim Sivas, 3 Kasım Tokat, Amasya, Merzifon, 5 Kasım Antep, 6 Kasım Maraş, 7 Kasım Yenice, 16 Kasım Zile, 19 Kasım Vezirköprü.
Avrupa basınının günlerce birinci sayfalarını kaplayan Anadolu’daki kanlı Ermeni ihtilâllerinden biri de “Sason 01ayı”dır. 1894 yılında Sason ve Bitlis’te geçen Ermeni-Kürt çatışmasında 800′den fazla Ermeni, bir o kadar da Türk ve Kürt öldü.
Her zaman olduÄŸu gibi Ermeniler yine, “Türkler bizi katlediyorlar” yaygarasını kopardılar. Bunun sonucu Osmanlılara dış baskılar arttı. Türk düşmanı İngiliz BaÅŸbakanı Gladston, tahkikat için bir komisyon kurulmasını istedi. İngiliz ve Fransız elçileri araÅŸtırma iÅŸinin yalnız konsoloslara bırakılmasını istiyorlardı.
1895 yılında Türkler ve Ermeniler arasındaki çatışmayı durdurmak isteyen beÅŸ jandarma eri ÅŸehit düşmüştü. Bu olanlar da Avrupa basınına gerçeÄŸin tam tersi yansıtılarak, “Ermeniler öldürülüyor” yaygarası koparılmıştı. Hattâ Ermeniler tarafından Türklerin haysiyetini kırıcı ÅŸarkılar bile bestelenmiÅŸti.
Yüzyıllarca Osmanlı toplumu içinde kardeşçe yaÅŸayan Ermenileri bağımsız bir Ermenistan fikrine iyice inandırabilmek için, yoÄŸun bir propagandaya giriÅŸilmiÅŸti. Bu konuda çeÅŸit çeÅŸit (Türkçe, Fransızca ve Ermenice) beyannameler, tablolar, haritalar, broşürler, kitaplar yayınlanmıştır. Bu yayınlar İkinci MeÅŸrutiyet’ten sonra günümüze kadar devam etmiÅŸtir.
Ermeni olayları bugün de ayrı hızıyla devam etmektedir.