‘Osmanlı Askeri Yapı’ Kategorisi için ArÅŸiv

İstanbul Ağası

PerÅŸembe, 11 Ekim 2007

Yeniçeri Ocağı subaylarındandır. Asıl vazifesi Acemî oÄŸlanlarının komutanlığıdır. Maiyetinde Rumeli AÄŸası ve Anadolu AÄŸası adlı iki yardımcısı vardı. Rumeli aÄŸası Rumeli, Anadolu aÄŸası Anadolu acemilerinin komutanıydı. İstanbul AÄŸası’nın bir vazifesi de İstanbul’un merkez komutanlığıdır. DiÄŸer vazifeleri saray ile saray mutfağının odununu temin etmekti. Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılmasından sonra İstanbul AÄŸası unvanı Hatap Emini’ne çevrildi.

İstanbul AÄŸası’nın vazifeleri del826′da İhtisap nazırlarına devredilmiÅŸtir.

Hilafet Ordusu

PerÅŸembe, 11 Ekim 2007

Nisan 1920′de Hendek-Düzce İsyanları ve Adapazarı’nın isyancılarca ele geçirilmesi sırasında, Damad Ferid PaÅŸa Hükümeti tarafından, İngilizlerin de yardımı ile millî kuvvetlere karşı teÅŸkil olunan orduya verilen ad. İzmit, Adapazarı, Düzce, Gerede, Mudurnu, Nallıhan ve Beypazarı bölgelerindeki isyanlara katılarak buraları ele geçiren ve Ankara üzerine yürümeye hazırlanan Halife Ordusu, hâkimiyetlerini Kandıra-İzmit- Derince hattına kadar vardırmış bulunan İngilizler tarafından da destekleniyordu. İngilizler, iki torpito ve iki taşıt gemisi ile Åžile’ye gelip çıkarma yaparak bölgeyi iÅŸgal edince bu ordunun çalışması da kolaylaÅŸtı. Büyük Millet Meclisi hükümeti, bu iç çatışmalara karşı Binbaşı Nâzım, Binbaşı Çolak İbrahim, Yarbay Arif ve Çerkez Ethem komutasındaki kuvvetleri seferber etti. Ali Fuad (Cebesoy) ve Refet (Bele) paÅŸalar komutasındaki millî kuvvetler karşısında Halife Ordusu, isyancılarla birlikte tam bir yenilgiye uÄŸradı ve İzmit’ten İstanbul’a çekilmek zorunda kaldı.

Hareket Ordusu

PerÅŸembe, 11 Ekim 2007

Mart Olayı üzerine, Selanik’ten ayaklanmayı bastırmak için İstanbul’a gelen askeri kuvvetin adı.İstanbul’da II. MeÅŸrutiyet idaresine karşı geliÅŸtirilen ayaklanmanın, askeri tedbirlerle bastırılabileceÄŸi fikrinde olan İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin ileri gelenleri, 3. Ordu Komutanı Mahmut Åževket PaÅŸa’yı bu iÅŸle görevlendirdiler. Bunun üzerine Edirne’de bulunan 2. Ordu Komutanı Salih Hulusi PaÅŸa’yı da yanma alan Mahmut Åževket PaÅŸa 15-16 Nisan tarihinde Selanik’ten çıkan Hüseyin Hüsnü PaÅŸa kuvvetleriyle de birleÅŸerek İstanbul üzerine yürüyüşe geçtiler. 22 Nisan 1909′da YeÅŸilköy önlerine gelen askeri birliklere, İstanbul’dan gelen Askeri Tıbbiye, Harbiye, Mühendishane öğrencileriyle İttihatçılar, siviller er olarak katıldılar. Bu arada İstanbul’dan gelen kimi Ayan Meclisi üyeleri de YeÅŸilköy Klüp binasında toplanarak Sultan II. Abdülhamit’in hal ‘ini görüştüler. YeÅŸilköy açıklarına demirleyen donanmadan Hüseyin Rauf Orbay da karaya çıkarak donanmasının Hareket Ordusu’yla birlikte olduÄŸunu göstermiÅŸtir.

Hareket Ordusu, İstanbul’a vardığında Kurmay Heyetinde Hüseyin Hüsnü PaÅŸa’nın baÅŸkanlığında Enver Bey, Mustafa Kemal, Ali Fethi Bey, İsmail Hakkı Bey, Ali Hikmet Bey, Muhtar Bey gibi subaylar bulunuyordu.

Ordu 24 Nisanda Sirkeci, Aksaray, Edirnekapı bölgelerinden İstanbul’a girdi. BeyoÄŸlu ve Sultanahmet çatışmalarla ele geçirildi. Taksim Kışlası da ele geçirilerek Yıldız Sarayı kuÅŸatıldı. Sayıları onbini bulan âsi Avcı Taburu askerlerinin silâhları toplandı. 3 Nisanda Divan-ı Harbi-i Örfi kuruldu. Üç daireye bölünen sıkıyönetimin başına, Tophane Nâzın HurÅŸid PaÅŸa, Topçu Livası Hasan Rıza PaÅŸa ve Nazif PaÅŸa getirildi. Asiler çeÅŸitli cezalara çarptırıldı. Bu arada tekrar toplanan Sultanahmet’teki Meclis-i Mebûsân ve Meclis-i Âyân, PadiÅŸah II. Abdülhamit’in hal’ine karar verdi. Yerine V. Mehmet tahta çıkarıldı (27 Nisan 1909).

Hamidiye Zırhlısı

PerÅŸembe, 11 Ekim 2007

Sultan II. Abdülhamit tarafından 1903′de İngiltere’ye sipariÅŸ edilmiÅŸ olan 3805 tonluk bu kruvazör. Elswick tezgahlarında, 1904′te bitirilerek, “Abdülhamit”  adıyla donanmaya katılmıştır.104 m. uzunluÄŸunda, 14.4 m. geniÅŸliÄŸinde olup iki adet 15, sekiz adet 12, altı adet 4.7 cm.’lik ve altı adet 37 mm’lik Armstrong topu ile donatılmıştı ve 22,2 mil sürat yapıyordu.

Hamidiye zırhlısı, 1908 yılında Sisam ayaklanmasının bastırılmasında önemli bir rol oynamıştır. 31 Mart olaylarını bastıran Hareket Ordusu Komutanı Mahmut Åževket PaÅŸa, YeÅŸilköy’de karargâhını kurduÄŸu zaman, donanma birliklerinin arasında bu gemi de bulunuyordu. Sayısız görevi baÅŸarıyla sonuçlandıran Hamidiye zırhlısı, Balkan Savaşı’ndan önce Karadeniz’de, Anadolu’dan Rumeli cephelerine yapılacak askerî nakliyatın korunmasında da kullanılmıştır. Daha sonra Bulgaristan sahillerinin kontrolü vazifesini üstlenen bu gemi, bu arada Kavarna ve Varna’yı da bombalamada kullanıldı. Hamidiye zırhlısı Rumeli’deki Åžark Ordusu’nun üstün güçteki Bulgar kuvvetleri karşısında geri çekilmesi sırasında İstanbul’u Bulgarlardan korumak üzere donanmanın Marmara ve Karadeniz sahillerinde giriÅŸtiÄŸi müdafaa hareketine katıldı ve çok önemli baÅŸarılar elde etti. Daha sonra Köstence İstanbul arasındaki nakliyatı himaye için Karadeniz’e çıktığında Bulgarlar tarafından torpillendi. Tamirinden sonra Çanakkale’ye giderek donanmanın Yunan deniz kuvvetlerini karşılamak üzere giriÅŸtiÄŸi harekâtta kullanıldı.

14 Ocak 1912′de Rauf (Orbay) Bey komutasında boÄŸazdan çıkan Hamidiye, önemli bir ticaret limanı olan Singin, Şıra’yı bombardıman ettiÄŸi gibi pek çok gemi ile de savaÅŸa girmiÅŸti. Böylece Yunan donanmasından bir zırhlı ile dört muhbirin eksilmesini saÄŸladı; Osmanlı deniz savaÅŸları tarihine parlak zaferler kazandırdı. Hamidiye I. Dünya Savaşı’nda yarbay Vasıf Muhiddin Bey komutasında çok önemli görevler almıştır. Sonra bir süre okul gemisi olarak kullanılmış; 1924 yılında Deniz Harp Okulu öğrencileri ile tatbikata çıkan Hamidiye uÄŸradığı limanlarda halkın görülmemiÅŸ tezahüratıyla karşılanmıştır. 12 Eylül 1924′te Atatük, Karadeniz seyahatini Hamidiye ile yapmıştır. 1926′da Hariciye vekili Tevfik Rüştü (AraÅŸ) Bey’i Rusya Hariciye Komiseri Çiçerin’le görüşmek üzere Ödessa’ya “Hamidiye” gemisi götürmüştür.

Hamidiye, uzun bir süre Cumhuriyet donanmasının kumandan gemiliÄŸini yapmış, 2 Eylül 1928 tarihinde Atatürk’ün ErtuÄŸrul yatından bizzat idare ettiÄŸi tatbikatta komutan gemisi olarak görev almıştır. Bir süre ihtiyat filo sancak gemisi olmuÅŸ, 10 Eylül 1964 yılında hurdaya çıkarılmıştır.

Gönüllü Yeniçeriler

PerÅŸembe, 11 Ekim 2007

SavaÅŸ zamanlarında savaÅŸlara katılan veya kale korunması görevlerinde bulunanlar için kullanılan bir tabirdir. Kalelerde büyüklük ve küçüklüklerine göre yeniçeri, topçu, cebeci gibi kapı kulu bulunurdu. Bunlar arasında nöbetle hizmet eden muhafızlardan baÅŸka kule muhafız kumandanı olan dizdarlarının maiyetinde yerli kulu, beÅŸli azap,farisan veya atlı ulûfeci muhafız askerleri ile birlikte gönüllü yeniçeriler de vardı. Bu gönüllü yeniçeriler kalelerin bulundukları il ve ilçe halkından oluÅŸurdu. Gönüllü yeniçeriler, yeniçeriliÄŸin imtiyazlarından, yeniçerilik ÅŸerefinden faydalanmak için, maaÅŸsız olarak alınırlardı. Bunların bulundukları yer, yeniçeri serdarının defterinde kayıtlı olurdu. SavaÅŸ zamanında gençler turnacılar vasıtasıyla serdarın komutası altında, techizatlariyle baÄŸlı bulundukları ortaya katılmak suretiyle savaÅŸa gider “tashih bedergah” ile yeniçeri ulufe defterine maaÅŸlı olarak kaydedilirler ve hakiki yeniçeri olurlardı. YaÅŸlıları da kalede muhafızlık yaparlardı. Yeniçeri aÄŸasının arzı ve padiÅŸahın iradesiyle Yeniçeri Ocağı’na alınan bu sınıf, ocağın bozulmasında ve yeniçerilerin uygunsuz hareketlerinde önemli bir sebep olmuÅŸtur.

Gönüllü Ağası

PerÅŸembe, 11 Ekim 2007

Osmanlı Devleti’nde Yeniçeri Ocağı’na kayıtları yapılmadan, kısaca yeniçerilikle ilgileri bulunmadığı halde savaÅŸa gönüllü olarak katılanların komutanlarına verilen addır.

Yeniçerilik sürdüğü müddetçe gönüllülerden savaÅŸlarda kahramanlık gösterenler “tashih bedergah” yoluyla Yeniçeri Ocağına alınırlardı. Tanzimat’tan sonraki askeri teÅŸkilâtlar dışında, yapılan savaÅŸlara katılan gönüllüler, askerî eÄŸitim görmedikleri halde ve bir kısmı macera peÅŸinde olmaları sebebiyle bölük veya tabur gibi ayrı bir kuruluÅŸ ÅŸeklinde faydalanılmamış; bunlar sonradan askerî birlikler içine katılmışlardır.

Gureba

PerÅŸembe, 11 Ekim 2007

Osmanlı ordusunda altı kapıkulu süvari bölüğünden ikisinin adı idi. Bu iki bölüklere Gureba-i Yemin ve Gureba-i Yesar denmekteydi Gureba’ya yeni Müslüman olanlar ile Arap ve Acemler girerdi. Gureba sınıfından bu iki bölüğün bir baÅŸka adı da “AÅŸağı Bölükler” idi. Ulufeciyan ile Gureba Bölüklerinin bayraklarının alaca renkli olması bu iki bölüğe “Alaca Bayrak” da denilmesine sebep olmuÅŸtu. Gureba’nın diÄŸer bölükler gibi Bölük AÄŸası, Kethüda, Kethüda Yeri, Kâtip,Kalfa adlarıyla büyük, başçavuÅŸ ve çavuÅŸ adlarıyla da küçük subayları bulunurdu. MaaÅŸları, aralarından seçtikleri bir görevli tarafından Divan’dan alınır, veziriazam huzurunda kendilerine dağıtılırdı. Gündelikleri dokuz akçeden baÅŸlar, kıdemlerine göre yükselirdi. Bir müddet İstanbul’un çeÅŸitli yerlerinde oturdular, daha sonra da Edirne ve Bursa yakınlarındaki köylere yerleÅŸtirildiler.

Gureba AÄŸaları harice çıkınca Defter Kethüdası olurlardı. Bunlar BaÅŸ ve Orta Bölükler gibi yalnız” PadiÅŸahın katıldığı bölüklerde bulunurlardı. Gureba’dan bu göreve alınanlar, savaÅŸtaki hizmet ve yararlılıklarından dolayı mükâfatlandırılırlar, kendilerine Sultanların vakıflarının idaresi, devlet arazisinin ürün ve gelirlerinin toplanması, Hıristiyan tebaadan vergi alınması gibi görevler verilirdi.

1826′da Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılması ile bu kuruluÅŸa da son verilirdi İstanbul, Anadolu ve Rumeli’de bulunanlara gümrükten birer maaÅŸ baÄŸlanarak bunlar emekliye çıkanldı.

Gureba-i Yemin:

Osmanlı Devleti’nde Galata, İbrahim PaÅŸa ve Edirne saraylarından çıkanlarla savaÅŸta yaralıklar gösteren yabancılar ve yeni Müslümanlardan meydana gelen iki süvari bölüğünden birinin adı. Bunlar devlet hazinesinden ulufe ve günlük tayın alırlar ve merkezdeki ordu sınıfının sağında bulunurlar, saÄŸ kanadın koruyuculuÄŸunu yaparlardı. Bu yüzden kendilerine “SaÄŸ Garipler” de denirdi Gureba-i Yemin’in bayrakları sarı ile beyaz idi.

Gureba-ı Yesar:

Osmanlı Devleti’nde Galata, İbrahim PaÅŸa ve Edirne saraylarından çıkanlar ile savaÅŸta yararlık gösteren yabancı veya yeni Müslümanlardan meydana gelen iki süvari bölüğünden diÄŸerinin adı.

Görevleri arasında, sadrazama baÄŸlı sancak muhafızlığı yapmak ve sol kanatta yedek kuvvet olarak beklemekti. Bu yüzden kendilerine “Sol Garipler” adı da verilirdi. Bayrakları yeÅŸil ile beyaz idi.

Garipler

PerÅŸembe, 11 Ekim 2007

Kapıkulu süvari askerleri arasında bir bölüm. Bunlar Sağ Garipler, Sol Garipler altında teşkilâtlanmışlardır. Bunlara gureba-ı yemîn ve gureba-ı yesar veya aşağı bölükler adları da verilmişti. Bu teşkilât XV. yüzyıl sonlarında kurulmuştu.

Bunların bir kısmı Galata, İbrahim PaÅŸa ve Edirne Sarayı’nda yapılan çıkmalarla saÄŸlanırdı. Tehlikeli görevlerde bulunup, yabancılar içinde kur’a ile seçilirlerdi.SavaÅŸta saÄŸ garipler padiÅŸahın sağındaki sancağın dibinde, sol garipler ise sol alem dibinde yer alırdı. Garipler sefer yapılırken merkez kolunda her gece otağı ve ordunun ağırlıklarını korumakla görevli idiler.                                           

Savaş sırasındaki en önemli görevleri sancak-ı şerifin korunması idi. Bu sebeple sancak-ı şerifin konulduğu çadırın etrafını karargâh yaparlardı. Ayrıca seferde ordugâha odun naklini temin etmek de onların göreviydi.

Sağ ve sol garipler ayrı ayrı yüzer bölüğe ayrılmışlardı. Sağ gariplerin bayrakları sarı ile beyaz, sol gariblerin bayrakları ise yeşil ile bey azdı. Köprülüler devrinde sağ garipler 410, sol garipler 312 kişi idiler. XVIII. yüzyılda ocak kanunları oldukça bozulmuş ve sefer için ihtiyaca göre hariçten garib toplamaya başlanmıştı.

EÅŸkinci

PerÅŸembe, 11 Ekim 2007

Osmanlı Devleti’nde sefer emri alan Yeniçeri, XIX. yüzyıl başında Sultan II. Mahmut tarafından Yeniçeri ordusunun bünyesinde yapılmak istenen ıslahatta meydana getirilen talimli askere verilen ad. Osmanlı İmparatorluÄŸu’nda sefer açıldıkça, kapıkulu askerinin asıl gücünü meydana getiren Yeniçerilerden bir kısmı çeÅŸitli kalelerde nöbetçi, bir kısmı da İstanbul ve Edirne kışlalarında korucu ve oturak, bir kısmı da kapılı sınıfında oldukları için, sefere katılmazlardı. Sefere katılacak Yeniçeriler, bu askerî teÅŸkilâtın asıl vurucu gücünü teÅŸkil ederlerdi

EÅŸkinciler sefere çıktıklarında, orta veya bölük sandıklarına iki altın verirlerdi. Bu para ile sefer sırasındaki yiyecek ihtiyaçları karşılanırdı. “Kumanya-baha” denilen bu para, herhangi bir sebeple sefere katılmayan eÅŸkincilerden de alınırdı. EÅŸkinciler arasında ocaÄŸa yeni kaydedilen acemiler de bulunabilirdi. Ancak eÅŸkincilerin satışı kesin olarak yasaktı. Bu usul 1714 yılma kadar geçerli olmuÅŸtur. Bu tarihte Mora’da Anapoli kalesinin fethinde eÅŸkincilerin gösterdikleri basan üzerine onlara ulufeleri ile emekli olma hakkı tanınmıştı. EÅŸkincilerin zamanla azalması, bunların yerini taslakçı, mülazım, korucu ve oturak Yeniçerilerin doldurması, Osmanlı Devleti’nin bu büyük gücünün çökmesine sebep olmuÅŸtu. 1768 bozgunundan sonra III. Mustafa zamanından beri, Yeniçeri gücünü ıslah etmek için giriÅŸilen teÅŸebbüslerden biri de, II. Mahmut devrinde, artık tamamen kaybolmuÅŸ bulunan eski eÅŸkinci kadroların yeniden teÅŸkilatlandırmak olmuÅŸtur. Ancak Yeniçerilerin özellikle Nizam-ı Cedid sisteminden beri giriÅŸilen her yenilik giriÅŸimine karşı takındıkları olumsuz davranış, padiÅŸah tarafından bilindiÄŸinden, hele Alemder Mustafa PaÅŸa olayından sonra bunları yola getirmenin zor olduÄŸunu gördükten sonra, padiÅŸah önce güvendiÄŸi kiÅŸileri, Yeniçeri AÄŸalığı’na getirmek suretiyle askerî ayaklandıracak güçte olan zorbabaşıları temizledi.

Osmanlı Devleti teÅŸkilâtında, bir de “eÅŸkinci tımarı”deyimi vardır. Bu deyim, sefer halinde kesin olarak savaÅŸa katılmak zorunda bulunan timarlı sipahiyi ve onun tasarruf ettiÄŸi timarı kapsar.

Eyalet askeri

Cumartesi, 06 Ekim 2007

Tanzimat’tan önceki dönemde Osmanlı askerî teÅŸkilâtında ordunun iki bölümünden birine verilen ad.   DiÄŸerine Kapı kulu denirdi. Eyalet ve sancaklar gelirlerinin büyük bir bölümünü teÅŸkil eden aÅŸar, feraÄŸ ve intikal harçları tımar, zeamet ve has adı ile vezirler ile diÄŸer devlet büyüklerine bırakılmış ve bunların geliri ölçüsünde sefer zamanında gerektiÄŸi kadar asker çıkarmaları kanun ile belirlenmiÅŸtir. Bu bakımdan eyalet askerleri, kapıkulu askerinden fazla miktarda idiler. Beylerbeyi ve sancak beyleriyle, ümera, sulh zamanında “daire halkı” adı altında maiyetlerinde bir askerî kuvvet bulundururlardı. Ancak, bazı eyalet ve sancakların öşür ve diÄŸer gelirleri doÄŸrudan doÄŸruya Devlet Hazinesi adına toplanır, memleketin muhafazası için gerekli askerlerin salyanesi de bu gelirden ödenirdi. Eyalet askerleri sulh zamanında silâh altında bulunduÄŸu gibi, sonraki redif ve müstahfız askeriyle birlikte sefer zamanında silah altına alınırlardı. Eyalet askeri, yerli kulu piyadesiyle serhat kulu ve topraklı adım taşıyan süvari askerinden meydana gelirdi. Yerli kulu piyadesi beylerbeyilerle sancakbeylerinin yönetiminde idiler. Zabitleri de bunlar tarafından tayin edilir, maaÅŸları eyalet veya sancağın idare ÅŸekline göre kendileri veya Devlet Hazinesi tarafından dağıttırdı. Bu piyadeler beÅŸ sınıftan meydana geliyordu. Azep, sekban, icareli, lağımcı, müsellem.

Büyük eyalet merkezlerindeki Yeniçeriler, kalelerde müstahdem yamakları adındaki müstahfız askerleri de bu kısma dahildi. Serhadkulu, serhadlerde müstahdem daimi süvari askeriydi. Bunlar önceleri üç sınıftı: Deli, gönüllü, beşli. Daha sonra levend ve hayta adıyla iki sınıf daha ilâve edilmiştir. Topraklı süvariler, tımar, zeamet ve has sahipleriyle bunların sefer zamanında kanun gereği çıkarmak zorunda oldukları cebelilerden oluşurdu. Sulh zamanında devlet tarafından kendilerine verilen toprağın hasılatıyla geçimlerini sağladıklarından bunlara Topraklı adı verilmiştir.

Sancaklarda bulunan tımar ve zeamet sahibi de cebeliler sefer zamanında sancakbeyinin bayrağı altında toplanırlar, sancakbeyleri de baÄŸlı oldukları eyalet paÅŸasının komutası altında sefere giderlerdi. “Sefere memur olarak tımarlıların onda biri memleket hizmetinde bulunmak, gidenlerin dirlik iÅŸlerini gidermek üzere sancaklarında kurucu adıyla kalırlardı. Süvari askerinin sefer zamanında iaÅŸesi de tımar, zeamet ve has sahiplerine aitti.