‘Osmanlı İdari Yapı’ Kategorisi için ArÅŸiv

BaÅŸvekil ve BaÅŸvekalet

PerÅŸembe, 11 Ekim 2007

Osmanlı İmparatorluğu’nun son zamanlarında sadrazamlar ve Cumhuriyet devrinde hükümet başkanları için kullanılmış olan resmî unvan.

II. Mahmut, Yeniçeri Ocağı’nı kaldırdıktan sonra devlet teÅŸkilâtında yaptığı yenilikler arasında Dahiliye, Hariciye ve Maliye nezaretlerini kurmuÅŸ, sadrazam ve sadaret tabirlerini de deÄŸiÅŸtirmeyi isteyerek 30 Mart 1838′de bir hatt-ı hümayunla son sadrazamı Rauf PaÅŸa’dan sadaret yerine BaÅŸvekalet ve sadrazam yerine BaÅŸvekil tabirlerinin kullanılmasını istemiÅŸtir. Böylece kabul edilen BaÅŸvekil unvanı II. Mahmut’un ölümüne (2 Temmuz 1839) kadar devam etmiÅŸ ve Abdülmecit’in cülusunda hükümetin başına kendini geçirten Hüsrev PaÅŸa en geniÅŸ yetkilerle yine sadrazam unvanını almıştır.

I. MeÅŸrutiyet’in ilânından bir süre sonra II. Abdülhamit tarafından kendisine sadaret teklif olunan Ahmet Vefik PaÅŸa, MeÅŸrutiyet’in bir gereÄŸidir diye BaÅŸvekillik makamını yeniden ÅŸart olarak ileri sürdüğünden 4 Åžubat 1878′de bu unvanla iÅŸ başına getirilmiÅŸ, kendisinden sonra Sadık PaÅŸa da aynı unvanı taşımış ise de dört ay geçmeden Mütercim Rüştü PaÅŸa yine sadrazam unvanıyla vazifeye tayin olunmuÅŸtur.

29 AÄŸustos 1879′da ve Mebûsan Meclisi dağıtılarak (13 Åžubat 1878) MeÅŸrutiyet rejimi bilfiil kaldırıldıktan bir buçuk yıl sonra, Arifî PaÅŸa’ya tekrar BaÅŸvekil unvanıyla görev verilmiÅŸ ve 3 Aralık 1882′de Sait PaÅŸa’nın dördüncü defa sadrazam olduÄŸu tarihe kadar üç buçuk yıl daha bu unvanın kullanılması sürmüştür.

Ankara’da T.B.M.M. Hükümeti’nin kuruluÅŸundan 28 Ekim 1923 tarihine kadar “İcra Vekilleri Heyeti Reisi” unvanıyla anılan hükümet baÅŸkam, Cumhuriyet’in resmen ilâm sırasında Anayasa’ya eklenen yeni hüküm gereÄŸince “BaÅŸvekil” adım almış ve Anayasa’nın TürkçeleÅŸtirilmesinden sonra (10 Ocak 1945) bu unvan “BaÅŸbakan”a çevrilmiÅŸtir.

Yıldız Mahkemesi

PerÅŸembe, 11 Ekim 2007

Mithat PaÅŸa’nın 7 Haziran 1881′de yargılanmasını üstlenen mahkeme. Mithat PaÅŸa, Abdülaziz’in ölümünden beÅŸ yıl sonra bu ölümün müsebbibi olarak yargılanmıştır. Sultan Abdülaziz’in ölümü içte ve dışta büyük yankılara sebep olmuÅŸ, öldürüldüğü veya intihar ettiÄŸi hususu tam bir açıklığa kavuÅŸmadan kapanmıştır.

Ancak olaydan beÅŸ yıl sonra saraydan çıkma Pervin Felek Hanım’ın ifÅŸaatı ve Abdülaziz ailesinin davacı duruma geçmesi üzerine bir tahkik heyeti kurulmuÅŸ, bu heyet o sırada İzmir’de sürgünde bulunan Mithat PaÅŸa’nın getirilerek mahkeme edilmesine karar vermiÅŸtir.

Bu davanın adliye sarayında ve kanunen yetkili bir ceza mahkemesinde görülmeyip Yıldız’daki Malta Köşkü yakınında kurulan bir çadırda görülmesi keyfiyeti, bütün dünyada yankılar uyandırmış, belki de meÅŸru olabilecek bir mahkemeyi dünya kamuoyunda ÅŸaibeli bir duruma getirmiÅŸtir. MeÅŸrutiyet yönetiminin takipçilerinden biri olan Mithat PaÅŸa İzmir’de kendisini almaya gelen polislerden kaçarak Fransız konsolosluÄŸuna sığınmıştı. Babıâli’nin baskısı üzerine Fransa Mithat PaÅŸa’yı teslim etmek zorunda kalınca Mithat PaÅŸa İzmir’den İstanbul’a getirilerek diÄŸer zanlılarla birlikte yargılanmaya baÅŸlandı. Bunların baÅŸlıcalarını sadrazam Mütercim Rüşdü PaÅŸa, Damad Mahmut Celâleddin PaÅŸa, Damad Nuri PaÅŸa, Sultan Aziz’in mabeyncilerinden Fahri, NamıkpaÅŸazade Ali, Miralay izzet ve Binbaşı İzzet olmak üzere 15 kadardı.

Mahkemeye devrin önde gelen hukukçularından Sururi Bey başkanlık ediyordu. Yardımcısı Hristoforidi Efendi idi. Latif Bey savcı durumunda idi. Yargılanma sonunda Mithat Paşa, Mahmut Celâleddin Paşa ve Nuri Paşa idama mahkum edildiler. Sarayda toplanan 25 kişilik özel bir kurulda 15 kişilik bir çoğunlukla idam kararları onaylandı. Ancak II. Abdülhamit bunu süresiz hapse çevirdi. (28 Temmuz 1881).

Meclisi Valayı Ahkami Adliye

PerÅŸembe, 11 Ekim 2007

II.Mahmut döneminde ıslahat hareketlerinin gerektirdiÄŸi yeni nizamnameleri hazırlamak, memurların muhakemesiyle meÅŸgul olmak, gerek görülen devlet iÅŸlerinde oy vermek üzere 1837 yılında kurulan meclisin adıdır. Tanzimat’tan sonra iÅŸlerin çoÄŸalması sebebiyle “Meclis-i Ali-i Tanzimat” ve “Meclis-i Ahkâm- ı Adliye” birleÅŸtirilerek yine “Meclis-i Vâlâ-yı Ahkâm-ı Adliye” adı altında bir meclis oluÅŸturulmuÅŸ ve bu meclis idare, tanzimat, adliye adlarıyla üç kısma ayrılmıştır. İdare kısmı mülkî ve malî iÅŸlerle, tanzimat kısmı kanun ve nizamnamelerin tedkik ve düzenlenmesiyle, adliye kısmı da bazı dâvalarla meÅŸgul olmuÅŸtur. 1867 tarihinde bu meclis tekrar “Divan-ı Ahkâm-ı Adliye” ve “Şûra-yı Devlet” olmak üzere iki kısma ayrılmıştır.

Meclisi Mebusan

PerÅŸembe, 11 Ekim 2007

Osmanlı Devleti’nde ilk defa 1876 Ka-nun-ı Esasi’sine göre kurulan millet vekilleri meclisi. Hükümet organlarının kendi yetki ve görev alanları içerisinde çalışmasını belirten, kuvvetler ayrılığı ilkesine göre; bu güçler yasama, yargı ve yürütme baÅŸlıkları altında toplanmıştır. Yasama görevini üstlenen meclisler, 1876 Anayasa’sına göre ayan ve Meclis-i Meb’usan adı altında Osmanlı parlamentosunu oluÅŸturmuÅŸlardır. ayan Meclisi üyelerini, padiÅŸah tayin ederken Meclis-i Meb’usan üyeleri, iki dereceli seçim sistemiyle seçilirlerdi.

1876 Kanuni Esasi’nin ilk ÅŸekli ve kısa süren uygulamasına göre Mebusan Meclisi, aksi kararlaÅŸtırılmadıkça açık olarak görüşmeler yapabilen, kanun teklif ve görüşme yetkileri oldukça sınırlı bir meclisti. Mebusların kanun teklifi yetkileri kendi görev alanlarıyla sınırlıydı. Ayrıca görüşülecek kanun teklifleri için padiÅŸahtan izin almak gerekiyordu. Dört yıl için seçilen üyeler, her elli bin Osmanlı erkek vatandaÅŸ için bir kiÅŸi olmak üzere yüz otuz kiÅŸilik bir meclis teÅŸkil etmiÅŸlerdir. Siyasi sebepler yüzünden ilk seçim, meclisin bir an önce toplanabilmesi için Talimat-ı muvakkate adı verilen geçici bir düzenlemeyle yapıldı. Meclis-i Meb’usan yetki ve etki alanının sınırlı olmasına raÄŸmen siyasi bakımdan önemli sayılabilecek iÅŸler yapmıştır. Sultan II. Abdülhamit’in 1877 yılında Meclis-i Meb’usan’ı dağıtmasıyla 30 yıldan fazla meclis toplanamamıştır. 1908 yılında Kanun-ı Esasi’nin yürürlüğe konmasıyla seçimler yapılmış ve Meb’usan Meclisi yeniden çalışmaya baÅŸlamıştır.

Mecelle

PerÅŸembe, 11 Ekim 2007

Mehmet Cevdet PaÅŸa’nın baÅŸkanlığı altında bir kurul tarafından, 1869-1876 yılları arasında hazırlanan, fıkıh hükümleriyle bu konulardaki çeÅŸitli içtihadları bir araya getiren medeni kanun.

Osmanlı Devleti’nde İslam hukuku yürürlükte olduÄŸundan, davalar fıkıh hükümlerince sonuçlandırıldı. Bir mesele hakkında ayrı ayrı fetvalar alınabilmesi, dolayısıyla içtihad birliÄŸinin olmaması halkın adalete olan güvenini sarsmaktaydı. Ayrıca yabancı devletlerin, Hıristiyan tebaanın medeni kanundan eÅŸit olarak yararlanması için, Osmanlı Devleti’ne baskısı, yeni bir medeni kanuna olan ihtiyacı körüklemiÅŸtir. Bunun için Ali PaÅŸa’nın taraftarları Batı’dan alınacak bir medeni kanunun, İslami hükümlerle birleÅŸtirilerek uygulanması görüşünü savundu. Buna karşılık Ahmet Cevdet PaÅŸa taraftarları ise, Hanefi mezhebinden derlenecek hükümlerin bir araya getirilmesiyle hazırlanacak medeni kanun” görüşünü ortaya attı. İkinci görüşün kabul edilmesiyle “Mecelle Cemiyeti” adını alan bir kurul oluÅŸturuldu.1869 yılında Ahmet Cevdet PaÅŸa’nın baÅŸkanlığında çalışmaya baÅŸlayan kurul, 7 yılda Mecelle-i Ahkam-ı Adliye denilen medeni kanunu ortaya çıkardı.

Mecelle, bir giriÅŸ ve on altı kitaptan meydana gelir. Bunlar Bey, İcare, Kefalet, Havale, Rehin, Emanet, Hibe, Gasp ve İtlaf, Hacir, İkrah ve Åžufa, Åžirket, Vekalet, Sulh ve İbra, İkra, Dava, Beyyinat ve Kaza’dır. Mecellenin tamamı 1851 maddeden ibarettir.

Mecelle, umumi hükümlerin miras hukukunun ve zaman aşımı müessesesinin olmasıyla diğer medeni kanunlardan ayrıdır. Özü bakımından Mecelle, irade serbestliğini temel kaide kabul eden bir yapıdadır. Ancak, kişilerin irade serbestliği kaidesi, dini kaidelere uyduğu ölçüde geçerlidir. Mecellenin giriş kısmında bulunan, ahlaki esasların iktisadi ihtiyaçların üzerinde tutulacağını gösteren hüküm de, bu anlayışı belirlemektedir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde 17 Åžubat 1926 tarihinde kabul edilen Türk Medeni Kanunu ve bu kanunun uygulanmasını göstermek için çıkartılan, 4 Ekim 1926 tarihli ve 864 sayılı kanunun 43. maddesinde, mecellenin yürürlükten kaldırıldığı belirtilmiÅŸtir.

İrad-ı Cedid Hazinesi

PerÅŸembe, 11 Ekim 2007

III.Selim askerlikte köklü bir yenilik yapmak için Nizam-ı Cedid’i kurunca, bu yeni askerin masrafını karşılamak üzere meydana getirdiÄŸi bağımsız hazinenin adıdır. Irad-ı Cedid Hazinesi’nin geliri, ayrı bir İrad-ı Cedid Nizamnamesi ile düzenlenmiÅŸ, bununla diÄŸer devlet gelirlerinin karıştırılmaması ve Hattı-Hüma-yûn olmadıkça bir akçesinin bile harcanmaması emredilmiÅŸtir.

İrad-ı Cedid Hazinesi’nin korunma ve kayıtlarına çok önem verilmiÅŸ, idaresi için Nizam-ı Cedid’in en büyük amiri, İrad-ı Cedid nazın olarak görevlendirilmiÅŸtir. III. Selim’in ÅŸehit edilmesi üzerine Nizam-ı Cedid bozulmuÅŸ, İrad-ı Cedid Hazinesi ve kuruluÅŸu da kapatılarak, kalan parası darphane hazinesine aktarılmıştır.