‘Osmanlı Lügatı’ Kategorisi için ArÅŸiv

Aman

PerÅŸembe, 11 Ekim 2007

Bir şehrin kuşatılması sırasında şehir halkının kuşatanlardan, şehrin teslimi halinde mal ve canlarına dokunulmayacağına dair söz almalarıdır. Aman bir kağıtla da tasdik olunurdu. Amannâme adı verilen bu belgeyle şehir halkı hiç bir karşılık göstermeden işgali kabul ederdi. İşgalciler de verilen bu söz üzerine, şehir halkının can ve malına dokunmadan, yağmaya girişmeden şehre yerleşirlerdi. Yazılı olarak veya olmayarak verilen amanlara aman verildi dendiği gibi, amanla teslim olmak isteyenlere de aman istedi, aman diledi denirdi.

Ak Alem

PerÅŸembe, 11 Ekim 2007

Osmanlılarda saltanat sancağına verilen  addır. Ak aleme elviye-i sultanî, alemha-yi Osmanî de denilirdi. Bazı rivayetlere  göre bu sancağın Selçuklu hükümdarı tarafından Beylik alameti olarak Osman Gazi’ye gönderilmiÅŸti.

Ahkam Defteri

PerÅŸembe, 11 Ekim 2007

Kanunnamelerle hükümlerin ve kanun mahiyetinde olan kararların kaydedildiği defterdir.Kalemlerin hepsinde ahkam defteri bulunur, her sene için ayrı bir defter tutulurdu. Defterin dolması ile bir sene içinde ikinci deftere geçildiği de olurdu, önemsiz kalemlerde defterin dolmaması halinde aynı deftere devam edilirdi.

Ahidname

PerÅŸembe, 11 Ekim 2007

Osmanlılar döneminde iki devlet arasında yada  iki kumandan arasında yapılan antlaşmalara  verilen addır. Bunlar şu yedi ana ilkeye göre düzenlenirdir.

1-Cenab-ı Hakk’a hamd-ü sena.

2-Hazret-i Peygamber’e selât ü selâm.

3-Ahdü peymanın büyüklüğü.

4-Muahedeye aykırı davranıştan çekilme.

5-Antlaşmanın muhtevatını, önemini ayrıntılarıyla açıklama.

6-Sözde durmanın gereği ve bunun aksinden çekinme.

7-Allah’tan, antlaşmaya sadakatte sebat etme dileği. Ahidnâmeler çeşitli dillerde kaleme alınırlardı.

Ahidname-i Hümayun

PerÅŸembe, 11 Ekim 2007

Osmanlılarda  padiÅŸahlar tarafından verilen “hat”, ” ferman” anlamına kullanılan deyimdir. MenÅŸei Abbasî ve Selçuklulara kadar dayanan “ahidname” geleneÄŸi Osmanlılarda da devam etmiÅŸ ve “ahidnâme-i hümâyûn” adıyla anılmıştır.

Çekdiri

PerÅŸembe, 11 Ekim 2007

Osmanlı döneminde, kürek ve yelkenle giden bir çeşit savaş gemisi. Bunlar savaşlardaki görevlerine ve büyüklüklerine göre sınıflandırılırdı. Başlıcaları şunlardı:

Kadırga: 25 çift kürekli, ince uzun bir çekdiridir. Boyu 56 zira (75- 90 cm. arasında deÄŸiÅŸen eski bir uzunluk ölçüsü), baÅŸ yüksekliÄŸi 11, kıç yüksekliÄŸi 18 karıştı. Her kürek 4 kiÅŸi tarafından çekilirdi. BaÅŸ tarafında 12 okkalık gülle âlân bir top ve bunun yanlarında biraz daha küçük kolonborna denilen iki top bulunurdu. Mürettebatın 35′i gemici, 196’sı kürekçi, 100′ü savaşçı, 331 kiÅŸi idi.

Kadırgalar, savaş gemileri olmasına rağmen bazen daha büyükleri de yapılırdı. Bunların 26 çift kürekli olanına mavna, 26-36 çift kürekli olanlarına bastarda denilirdi.

Mavnanın boyu 65 zira, baÅŸ yüksekliÄŸi 12,5, kıç yüksekliÄŸi 20 karış olurdu. Mavnanın mürettebatı 45′i gemici, 30′u topçu, 150’si muharip 372’si kürekçi olmak üzere 597 kiÅŸiydi.

Bastarda: Boyu 56-72 zira idi. DiÄŸer ölçüleri de o oranda yapılırdı. Küreklerini mavnada olduÄŸu gibi yediÅŸer kiÅŸi çekerdi. Bu sınıfın en büyük tipi olan 36 çift küreküsine, Kaptan PaÅŸa’ya ait olduÄŸu için “PaÅŸa bastardası” denirdi.

Bu üç sınıf gemide birer filika bulunurdu. Kaptan PaÅŸa’ya ait PaÅŸa bastardası gibi aynı özenle yapılmış diÄŸer bir bastarda daha kullanılırdı. Buna da “Hünkâr Gemisi” denirdi. Bu gemi Serdar sıfatıyla donanmaya refaket eden vezire tahsis edilirdi.

Çarhacı

PerÅŸembe, 11 Ekim 2007

Yürüyüş halindeki ordunun öncülüğü görevini yapanlar hakkında kullanılan bir tabirdir. Bunlar ordunun en seçkin grubunu meydana getirirler. Süvari olan Çarhacıların sayısı dört-beÅŸ bindi. Bunların âmiri “Çarhacıbaşı” idi.

Çarhı Felek

PerÅŸembe, 11 Ekim 2007

Eski seferlerde, özellikle kale kuşatmalarında kullanılan bir tür siper. Çam ağacından yapılan bu siperlere o dönemde kullanılan toplar tesirli olamazdı. Kaleyi kuşatanlar, bu siperler sayesinde her hangi bir zarardan korundukları gibi basan elde edilmesi yönünden de fayda sağlarlardı. Bu siperlere Çarh-ı felek adının verilmesi kat kat daire şeklinde, yanarken çark gibi dönerek ateş saçan bir tür fişeğe benzemesindendir.

Amedi

PerÅŸembe, 11 Ekim 2007

Yeniçeri Ocağı’yla, sonraları askerlik dairelerinde erler için tutulan defterler hakkında kullanılan bir tabirdir .Bölük, tabur veya alaya alman askerin künyesi yazılırken yanma âmedî iÅŸareti konulur, karşılığına nereden geldiÄŸi ve tarihi yazılırdı. Terfi ettiÄŸi veya baÅŸka bir yere nakil olunduÄŸu zaman künyesine gitti anlamında reftî iÅŸareti konur ve karşılığına nereye gittiÄŸi ve tarihi kaydedilirdi. Gidip gelme anlamında fimedtt şüd tabiri kullanılırdı. Âmedî, reftî tabirleri Osmanlı saltanatının sonuna kadar tutulmuÅŸ olan askerî künye defterlerinde kullanılmıştır.                 

Ayrıca Vükela Meclisi müzarekerelerini  idareye ve sarayla cereyan eden yazı islerini yürütmeye yetkili olan memura da Âmedî adı verilirdi. Aym kiÅŸi için âmedci tabiri de kullanılırdı. Osmalı saltanatının sonuna kadar devam eden bu vazife için Âmed-i Divan-ı Hümâyûn mührü kullanılmıştır. Mecliste âmedî kalemi memurlarından biri istenilen kağıtları okur ve Meclis’in zabtım tutardı. Zabıt ertesi Meclis’te imzalanırdı. İmzalı zabıt âmedî odasında kalır, sureti çıkartılarak, mühürlenir ve Mektubî Kalemine gönderilirdi. Mektubî Kalemi zabtı ait olduÄŸu yere tebliÄŸ ederdi. 

Kalyon

PerÅŸembe, 11 Ekim 2007

Birden fazla güvertesi olan ve yelkenle kullanılan büyük savaş gemisi.

Kalyonların, karaka, barca, karavelâ, burton gibi çeÅŸitleri vardır. Osmanlı Donanması’nda kalyonlar ilk olarak II. Bayezid döneminde kullanılmıştır. O dönemde kalyonlara (göğe) deniliyordu. Kanunî döneminde, bin beÅŸyüz ile ikibin tonilâto arasında yük taşıyan “baraka” türünden büyük gemiler kullanılmıştır. Bu gemiler, kürekle de hareket ettirilmesine raÄŸmen genellikle yelkenle kullanıldığından savaÅŸ sırasında, rüzgâr olmadığı zaman elveriÅŸli deÄŸillerdi. Bu sebeple savaÅŸlarda kadırgalar tercih edilir, kalyonlar deniz ticaretlerinde kullanılırdı.