‘Osmanlı PadiÅŸahları’ Kategorisi için ArÅŸiv

2.Süleyman

PerÅŸembe, 04 Ekim 2007

Osmanlı padiÅŸahı. Sultan İbrahim’in oÄŸludur. Kırk yıl sarayda kafes hayatı yaÅŸadıktan sonra aÄŸabeyi IV. Mehmet’in tahttan indirilmesi üzerine padiÅŸah oldu (8 Ekim 1687). Tahta çıktığı zaman ikinci Viyana kuÅŸatmasıyla baÅŸlayan savaÅŸlar devam ediyordu. İçerideyse Kapıkulu ocaklarının çıkarttığı karışıklıklar, padiÅŸahın en önemli meselesiydi.

Avusturyalılar, EÄŸri, Lipva, Belgrat ve NiÅŸ’i ele geçirdiler. Venedikliler de Istefe, Knin kalelerini almışlardı. Bu yenilgiler sürerken, PadiÅŸah II. Süleyman Sofya’ya geldi. Sadârete getirdiÄŸi Fazıl Mustafa PaÅŸa, bilgi ve tecrübesini kullanarak Belgrat ve NiÅŸ kalelerini Avusturyalılardan geri aldı. Bu savaÅŸlar sırasında cephede bulunan padiÅŸah öldü (2 Haziran 1691). Cenazesi İstanbul’a getirilerek Sultan Süleyman’ın türbesine gömüldü.

Kanuni Sultan Süleyman

PerÅŸembe, 04 Ekim 2007

Osmanlı Hanedanı’ndan onuncu padiÅŸah. Babası I. Sultan Selim (Yavuz), annesi Kırımlı Hafsa Sultan’dır. Babasının sancak beyi bulunduÄŸu Trabzon’da doÄŸdu. Babası tahta çıkınca veliaht olarak Manisa sancak beyliÄŸine getirildi. İstanbul’da saltanat nâibliÄŸi de yaptı.

1520′de babası Yavuz Selim aniden ölünce yerine geçen oÄŸlu Kanunî, saltanatında karşılaÅŸtığı ilk önemli hadise Canbirdi (Canverdi) Gazalî’nin ayaklanmasıdır. Yavuz Selim 1517′de Mısır’ı Osmanlı topraklarına kattıktan sonra Memlûk Sultanlığı ileri gelenlerinden Canbirdi Gazalî’yi “Åžam beylerbeyi” unvanıyla Suriye, Lübnan ve Filistin genel valiliÄŸine atamıştı. Yine Mısır beylerbeyi Hayrbay da Memlûklu idi.

Canbirdi, Yavuz’un ani ölümünü fırsat bilerek ayaklanmaya kalkışmış Hayrbay’ı da bir mektupla yardıma çağırmıştır. Hayrbay mektubu İstanbul’a göndererek durumu Divân’a bildirince divan, Halep beylerbeyi Karaca PaÅŸa’yı durumdan haberdar etmiÅŸ, gafil avlanmamasını saÄŸlamıştı. Bu arada vezir Damad Ferhat PaÅŸa da serdar-ı ekrem olarak ayaklanmayı bastırmakla görevlendirilmiÅŸti. DulkadiroÄŸlu Ah Bey de ona yardım edecekti.

O sırada Halep önlerine gelip Halep’i kuÅŸatmış olan Canbirdi Osmanlı ordusunun gelmekte olduÄŸunu öğrenince kuÅŸatmayı kaldırmıştı. Ali Bey Åžubat ayı baÅŸlarında Canbirdi’ye ulaÅŸtı. Kendi kuvvetleriyle Canbirdi’yi yenebileceÄŸini öğrenince Ferhat PaÅŸa’y1 beklemeden savaÅŸa giriÅŸti ve 6 saatte Canbirdi’yi yakalayıp başını kesti ve İstanbul’a gönderdi (6 Åžubat 1521). Böylece Canbirdi ayaklanması iki aylık bir zaman sürmüştü.

Canbirdi ayaklanmasının bastırıldığı haberi İstanbul’a ulaÅŸtığında Kanunî Belgrat seferine hazırlanıyordu. Babasının vefatı üzerinden sadece 8 ay geçmiÅŸti. Kanunî’nin bir sefer hazırlığı içinde olduÄŸunu bilen bütün komÅŸu devletler telaÅŸ içinde idi. Ne zamanki Kanunî ordusunun başında Macaristan üzerine yürümeye baÅŸladı (18 Mayıs 1521) İran ve İtalya rahat nefes aldılar. Kanunî’nin ilk seferi olan bu seferde Böğürdelen Kalesi de Osmanlıların eline geçmiÅŸti (29 AÄŸustos 1521). Belgrat’ın düşmesinden sonra çevresindeki bütün kale, palanka ve kasabalar imparatorluÄŸa katıldı.

Fethin ertesi günü, 30 AÄŸustosta Kanunî, merasimle Belgrat’a girdi. Bugün; bir Cuma günü olduÄŸu için, Belgrat’ta büyük Türk hakanı adına hutbe okundu. Büyük kilise camiye çevrildi ve burada namaz kılındı. 19 gün ÅŸehirde kalan Kanunî, kaleyi 200 topla tahkîm ettikten ve Macarlar tarafından geri alınmasını imkânsız bir hale getirdikten sonra 18 Eylülde Belgrat’tan hareket emrini verdi. 31 günde Belgrat İstanbul yolu alındı ve muzaffer Türk ordusu, 19 Ekimde İstanbul’a döndü.

Kanunî, Belgrat’ın fethinden sonra Rodos’a sefer düzenlemeyi düşünüyordu. Böyle bir seferde Venedik’i ayrı tutmak isabetli olurdu. Bu nedenle Belgrat’tan sonra Kanunî Venedik’le bir anlaÅŸma imzaladı. Bu anlaÅŸmaya göre Venediklilere ticaret serbestliÄŸi ve güvenliÄŸi yanında bir de 3 yılda bir deÄŸiÅŸtirilmek üzere İstanbul’da bir balyos bulundurma hakkı tanındı. Artık Rodos seferi yapılabilirdi. Rodos hem askerî bakımdan hem de Haçlı devletlerinin yakın-doÄŸudaki son kalıntısı olması bakımından Osmanlıların dikkatini çekiyordu. Daha önce de üç defa kuÅŸatılmıştı. Hem Rodos’ta üstlenen Saint Jean şövalyeleri Müslüman ticaret ve hac gemilerine sık sık saldırdıkları da oluyordu. Zaten şövalyelerin asıl gayesi Müslümanlarla savaÅŸmaktı. Üstelik Canbirdi Gazali’ye maddî ve teknik destekde de bulunmuÅŸlardı. Rodos Osmanlılar için tam bir fitne yuvası idi.

Kanunî Osmanlı kuvvetlerini kademeli olarak sefere çıkarmıştı. Önce ordu (4 Haziran 1522), sonra da kendisi, yanında ÅŸeyhülislâm Zenbilü Ali Cemali’yi de alarak yola çıktı (16 Haziran). Donanma 20 günde Rodos’a gelmiÅŸ çıkartmaya baÅŸlamıştı. Adanın Ortodoks halkı, kendilerini parya gibi kullanan şövalyelerden nefret ediyordu. Bu sebeple Osmanlı ordusunun gelmesini sevinçle karşılamışlardı. Ordu 28 Temmuzda tamamen adaya çıkmış ve kuÅŸatma baÅŸlamıştı. Kaleye de birçok kadın ve erkek casus sokulmuÅŸ bulunuyordu. Nihayet uzun kuÅŸatmalardan sonra 20 Aralık 1522′de şövalyeler Rodos’u ve On İki Ada’yı boÅŸaltmak zorunda kalmışlardır . Kanunî bundan sonra ilk iÅŸ olarak adadaki Saint Jean Kilisesi’ni camiye çevirdi. Ardından süratle adayı TürkleÅŸtirmek için Anadolu’dan Türkleri getirtip adaya yerleÅŸtirdi.

1523 yılında Kanunî emektar Pirî Mehmet PaÅŸayı emekliye ayırınca yerine Has Odabaşısı Makbul İbrahim PaÅŸa’yı getirdi. İbrahim PaÅŸa İtalyan asıllı bir köle idi. Ancak kendisini köle olarak alan kadın İbrahim’i çok iyi yetiÅŸtirmiÅŸti. Halbuki kurala göre ikinci vezir Ahmet PaÅŸa (Hain)’nın gelmesi gerekiyordu. Ahmet PaÅŸa sadrazamlık yerine Mısır valiliÄŸine gönderilince bu durumu kendisine yediremeyen Ahmet PaÅŸa Mısır’da Memlûk beyleriyle birleÅŸerek baÅŸkaldırdı ve bazı yerleri de iÅŸgal etti. Kendisini hükümdar ilân ederek adına hutbe okuttu, para bastırdı (1524). Bu hareketleri üzerine “hain” ilân edilen Ahmet PaÅŸa’ya karşı Mısır’da bulunan 5 bin kadar Osmanlı askeri cephe aldı. Sonunda halk ve bir kısım Memlûk askeri de Hain Ahmet PaÅŸa’ya cephe almaya baÅŸlamışlardı.

Sonunda kendisine sadrazam tayin ettiÄŸi Kadızâde Mehmet Bey, devlete sadık olduÄŸu için, İstanbul’dan kendisine gizlice gönderilen talimata göre takibe baÅŸladı. Onu hamamda bastırdı fakat Hain Ahmet PaÅŸa kaçtı. Onu takip eden Kadızâde Mehmet Bey, Hain Ahmet PaÅŸa’yı sığındığı ÅŸeyhten alarak öldürdü (Ocak 1524). Bunun üzerine Kanunî Mısır’da bazı ıslahatlara giriÅŸti ve bu iÅŸte bizzat Makbul İbrahim PaÅŸa’yı görevlendirdi. Sadrazam İbrahim PaÅŸa, Mısır’da karışıklıkları bastırmış ve Hadım Sinan PaÅŸa’yı Mısır valiliÄŸine tayin etmiÅŸti.

Bu arada yolsuzlukları ve zalimliÄŸi ile ün salan üçüncü vezir Ferhat PaÅŸa idam edilmiÅŸ (1 Kasım 1954), küçük bir yeniçeri ayaklanması da bizzat Kanunî tarafından bastırılmıştı. Aynı yıl Kazan Hanı Sahip Giray İstanbul’a gelerek Kanunî’ye baÄŸlılığını göstermiÅŸtir.

Kanunî Mısır meseleleriyle uÄŸraşırken Macaristan sınırında da bazı kıpırdanmalar baÅŸlamıştı. Kanunî yeni bir Macaristan seferine karar vermiÅŸti. Mohaç seferi diye bilinen bu sefer 1526′da gerçekleÅŸmiÅŸtir. Sayısız kale, ÅŸehir ve kasaba bu sefer sırasında Osmanlı topraklarına katılmıştır. Fakat asıl büyük karşılaÅŸma Mohaç meydanında Kral II. Layos ile Kanunî arasında gerçekleÅŸtiÄŸi için bu sefere Mohaç seferi denmiÅŸtir.

Mohaç’tan sonra Kanunî doÄŸruca Budin (BudapeÅŸte) üzerine yürüdü. Zaten asıl hedef burası idi. Kanunî Mohaç’tan Budin’e 8 günde gelmiÅŸti ki Macar ordusu aynı yolu 35 günde almıştı. Bu yürüyüş sırasında hiçbir mukavemet ile karşılaÅŸmadan doÄŸruca Macaristan’ın baÅŸÅŸehri Budin’e girmiÅŸ ve saraya inmiÅŸtir (17 Eylül 1526).Kanunî’nin buradaki 13 günlük ikameti sırasında Macaristan’ın statükosu konmuÅŸ, metbu kral olarak Zapolya tahta geçirilmiÅŸtir. Bu arada Segedin (24 Eylül) ile birlikte daha birçok Macar ÅŸehri de alınmıştır.

Mohaç zaferinden sonra Macaristan Krallığı için Osmanlı Devleti ile Habsburg hanedanı arasında çekiÅŸme baÅŸladı. Kanunî Macar tahtına Zapolya Janos’u getirmiÅŸti. Ancak Habsburg hanedanından Viyana ArÅŸidükü Ferdinand da bu tahta adaydı. Zapolya, Kanunî’nin desteÄŸi ile Macar tahtına geçti. Ancak rakibi Ferdinand ile mücadele etmek zorunda kaldı. Ferdinand, Zapolya’yı yenerek Budin’i ele geçirdi. Zapolya’nın Kanunî’den yardım istemesiyle Avusturya’ya karşı sefer açıldı.

Budin geri alındı ve Zapolya Macar tahtına çıkarıldı. Budin’den sonra Estergon Kalesi kuÅŸatıldı ve fethedildi.Viyana üzerine hareket edildi.

Viyana kuÅŸatmasından sonra Ferdinand yine Macaristan kralı olmak için Kanuni’ye baÅŸvurdu, teklifi kabul edilmedi. Ancak Zapolya da Macaristan’a hakim olamadı. Ferdinand’ın Estergon, ViÅŸergrad ve Vaç’ı aldıktan sonra Budin’i de kuÅŸatması üzerine Kanunî savaÅŸa karar verdi. Kanunî Åžarlken’i meydan savaÅŸma zorladı ise de imparator buna yanaÅŸmadı. Osmanlı ordusu Macaristan’da 15′e yakın kale ele geçirdi.

Macar Krallığından ümidini kesen Ferdinand anlaşma teklif etti. Kanunî, bu sırada İran ile savaş tehlikesi olduğundan, teklifi kabul etti. Macaristan Zapolya ve Ferdinand arasında paylaştırıldı (1533).

Kanunî Avusturya ile anlaÅŸma yaptıktan sonra İran ile ilgilendi. Safevî beylerinden Ulama Han’ın Osmanlılara baÄŸlı Bitlis Beyi’ne Åžeref Han’ın da İran’a sığınmasıyla iki devlet arasındaki münasebet gerginleÅŸmiÅŸti. DiÄŸer taraftan İran’ın BaÄŸdat valisi Zülfikar’ı öldürttü. Bütün bu olaylar üzerine sadrazam İbrahim PaÅŸa İran seferi serdarlığı ile görevlendirildi. Kanunî de Haziran 1534′de sefere çıktı. Tebriz-Hoy arasında İbrahim PaÅŸa ile birleÅŸti. Aralık 1534′te BaÄŸdat ele geçirildi. Bu arada Tebriz’e gelen Åžah Tahmasb, Ulama Han’ı kaçırmış o da Van’a sığınmıştı. Bu durum üzerine Kanunî BaÄŸdat’tan hareket etti.

İran seferinden sonra sadrazam İbrahim Paşa idam edilerek yerine Ayaş Mehmet Paşa getirildi.

1537′de İtalya’nın Otranto ÅŸehri ele geçirildi. Kanunî 1538′de BoÄŸdan seferine çıktı. YaÅŸ ve BuÄŸdan’ın, merkezi Suceva alındı. Kanunî’nin BoÄŸdan seferi sırasında Barbaros Hayreddin PaÅŸa, Preveze’de Andrea Doria komutasındaki Hıristiyan donanmasını yendi (1538). Yine bu yılda Mısır vahÅŸi Hadım Süleyman PaÅŸa Hint deniz seferine çıktı. 1540′da Macaristan ve Avusturya iÅŸleri yeniden karıştı. Macar tahtına, Zapolya’nın ölümü ile yeni doÄŸan oÄŸlu Sigismund çıkarıldı. Ferdinand ve Åžarlken Sigismund’un krallığını kabul etmeyerek Budin’i kuÅŸattılar. 3. vezir Sokullu Mehmed PaÅŸa Budin’e gönderildi. 1541 de de Kanunî Budin’e hareket etti. Belgrat’ta iken Budin’in kurtarıldığı haberi geldi.

Zapolya’nın elindeki Macaristan, Osmanlı idaresine baÄŸlandı. Sigismnud’a büyüyünce Macar Krallığının verileceÄŸi bildirildi ve Erdel’e gönderildi (1541).

Kanunî, 1543′te yeni bir Macaristan seferine çıktı. Estergon’u kuÅŸatarak aldı. Bu arada Barbaros Hayreddin PaÅŸa Nis’i kuÅŸattı. Estergon seferinden sonra Avusturya barış istedi. İran’a sefer açıldı (1548); Tebriz 3. defa alındı.

1549′da İranlılarla iÅŸbirliÄŸi yapan Gürcülere karşı seferler yapıldı. Åžah Tahmasp 1552′de Van, Ahlat, Adilcevaz bölgelerine saldırdı. ErciÅŸ Kalesi’ni kuÅŸattı. Bu durum karşısında sadrazam Rüstem PaÅŸa İran seferi serdarı tayin edildi. Åžehzade Mustafa’nın ayaklanması üzerine Kanunî de sefere çıktı (1553). OÄŸlu Mustafa’yı boÄŸdurdu. 1554 baharında İran’a gitti. Revan, KarabaÄŸ, Nahçivan’ı ele geçirdi. 1555′de Amasya’da bir antlaÅŸma yapıldı. Buna göre Tebriz, DoÄŸu Anadolu, Irak-ı Arab Osmanlılarda kaldı.

Kanunî bundan sonra 2 oÄŸlu arasında (Bayezid ve Selim) baÅŸlayan saltanat mücadelesi ile uÄŸraÅŸtı. Ancak Bayezid yapılan mücadeleyi kaybetti ve Selim Osmanlı tahtının tek varisi oldu. 1562′de Avusturya ile 8 yıllık bir antlaÅŸma yapıldı. Bu antlaÅŸma ile Avusturya Erdel’i Osmanlılara bıraktı.

1565′de Malta Adası’nın fethine çalışıldı. Mustafa PaÅŸa serdar, Piyale PaÅŸa kaptan-ı derya olarak Malta’yı almakla görevlendirildi. Ancak Malta kuÅŸatması baÅŸarılı olmadı. Turgut Reis kuÅŸatma sırasında öldü (1565) (Bk. Malta Seferi).

1564′de Avusturya İmparatoru Ferdinand ölünce yerine I. Maximilien geçti. Maximilien Avusturya’nın Osmanlılara ödemesi gereken vergiyi ödemedi. DiÄŸer taraftan Osmanlıların himayesinde olan Erdel Kralı YanoÅŸ Sigismund’un Avusturya elinde bulunan Erdel topraklarım geri almak istedi.

Bu durum Osmanlı-Avusturya münasebetlerini bozdu. Kanunî 1566′da 13. ve son seferi olan Zigetvar seferine çıktı. Uzun süren kuÅŸatmadan sonra Zigetvar Kalesi 7 Eylül 1566′da alındı. Ancak Kanunî kalenin alındığını göremeden öldü.

Kanunî’nin 46 yıl süren saltanatı sırasında Osmanlı Devleti dünyanın en güçlü devleti durumuna geldi.

3.Selim

PerÅŸembe, 04 Ekim 2007

Osmanlı Hanedanı’ndan yirmi sekizinci Osmanlı padiÅŸahıdır. Babası III. Mustafa, annesi Mihr-i Şâh Sultan’dır. Babasının ölümüyle amcası I. Abdülhamit tahta çıkınca 13 yaşında veliahtlığa yükselmiÅŸtir. Bu dönemde Fransa Kral XVIII. Louis’ e kadar bir çok yerli ve yabancı ÅŸahsiyetle iyi iliÅŸkiler kurmuÅŸtur. Çok iyi hocalardan ders görmüş, bilhassa mûsiki alanında baÅŸarı göstermiÅŸtir. I. Abdülhamit’in ölümü üzerine III. Selim tahta çıkmıştır (8 Nisan 1789).

III. Selim, amcasının sadrazamı olan Koca Yusuf PaÅŸa’yı, 7 Haziran 1789 tarihine kadar sadarette bıraktı; sonra Vidin seraskerliÄŸiyle sadâretten uzaklaÅŸtırıldı. Yerine Vidin seraskeri Hasan PaÅŸa getirildi. 3 Aralık 1789′da Rusçuk muhafızlığı ile o da sadaretten uzaklaÅŸtırıldı. Kaptan-ı derya Cezayirli Gazi Hasan PaÅŸa, sadrâzam oldu; 30 Mart 1790′da Åžumnu’da öldü. 3 ay sonra Cezayirli’nin yerine Rahova muhafızı Çelebî-zâde Åžerif Hasan PaÅŸa sadrâzam oldu; 15 Åžubat 1791′de Åžumnu’da idam edildi. Koca Yusuf PaÅŸa, 2. defa sadarete getirildi. Bu dönemde, üç yıh aÅŸan bir zamandır süren Osmanlı-Alman savaşı ZiÅŸtovi barış antlaÅŸmasıyla (2 AÄŸustos 1791),Yusuf PaÅŸa 4 Mayıs 1792′de Trabzon beylerbeyliÄŸi verilerek Anadolu’ya gönderildi, Damad Melek Mehmet PaÅŸa, sadrâzam oldu. 1787 Osmanlı- Rus savaşı da, YaÅŸ AntlaÅŸmasıyla sona erdirildi (9 Ocak 1792).

Rus ve Alman savaşları bitince III. Selim devletin bütün müesseselerini kaplayan bir ıslahata girişti. Ancak devlet adamlarının çoğu, radikal ıslahata taraftar değillerdi. Devlet savunmasının kazandığı önem yüzünden III. Selim, Kapıkulu ocaklarına dokunmaksızın yeni bir ordu teşkiline girişti. Amacı yeni orduyu kurduktan sonra eskisini tasfiye etmekti. Fakat başta Yeniçeri ocağı olmak üzere Kapıkulları, geleceklerinin tehlikede olduğunu anlamışlardı. III. Selim, devletin ileri gelen belli-başlı şahsiyetlerinden ıslahat lâyihaları alarak, onların, imparatorluğun istikbâli ve kalkınması üzerindeki fikirlerini öğrendi.

24 Åžubat 1793′te Osmanlı tarihinde önemli bir devre baÅŸladı ve resmen “Nizâm-ı Cedîd” hazinesi ve defterdarlığı kurularak, ayrı ve ikinci bir Mâliye nezâreti halinde teÅŸkilâtlandırıldı. 1794′de Levendde büyük bir kışla inÅŸa edildi. Nizâm-ı Cedîd askeri ne, kırmızı ve mavi renklerle, Avrupa’dan satın alınan üniformalar giydirildi.

19 Ekim 1794′te Damad Melek Mehmet PaÅŸa emekliye ayrıldı. Yerine İzzet Mehmet PaÅŸa, sadrazam oldu.

Bu dönemde Osmanlı Devleti’nin meselelerinden biri de, merkezi hükümetin eyaletlerdeki otoritesinin zayıflamasıdır. PadiÅŸah fermanlarına kulak asmayan eyâletler kasabalarda “ayan” denen derebeyleri türedi; Anadolu ve Rumeli’nin geniÅŸ çevrelere hâkim olmaya baÅŸladılar. PazvandoÄŸlu Osman AÄŸa adında bir yeniçeri etrafına topladığı başıbozuklarla, Osmanlı Devleti’ne uzun süre problem oldu.

Bu sırada, Napoleon Bonaparte’ın 2 Temmuz 1798′de Mısır’a saldırmasıyla, Osmanlı-Fransız savaşı baÅŸladı. Bonaparte, Mısır’ı almak, oradan Hindistan’a geçmek, İngilizlerin elindeki Hind ülkelerini fethetmek istiyordu.

Birkaç gün sonra, haftalardır Fransızları izleyen Amiral Nelson, İngiliz donanması ile İskendire’yi bastı. AÄŸustosun ilk günü İskenderiye civarında Ebû Hûr’da Fransız donanmasını yaktı. Donanmadan mahrum kalan Bonaparte Mısır’da hapsolunmuÅŸtu.

30 AÄŸustos 1978′de sadrazam İzzet Mehmet PaÅŸa, görevinden azledildi. Yerine Erzurum beylerbeyisi Yusuf Ziyaeddin PaÅŸa sadârete getirildi.

Babıâli, 2 Eylül 1798′de Fransa’ya savaÅŸ ilân etti ve Fransa ile savaÅŸ halinde bulunan İngiltere’nin müttefiki oldu. 3 Ocak 1799′da Osmanlı-Rus ye 2 gün sonra da Osmanlı- İngiliz ittifakı imzalandı.

Bonaparte, 1799 Åžubatının ilk günlerinde Kahire’-den hareket etti. 25 Åžubatta Gazze’yi alarak Filistin’e girdi. 13 Martta, Filistin’in kuzeyinde bir liman olan ve Cezzar Ahmed PaÅŸa tarafından’ savunulan Akkâ Kalesi önüne geldi. 21 Mayıs 1799′da Bonaparte, Akka önlerinden çekildi, kuÅŸatmayı kaldırarak Kahire’ye döndü. Bu zafer, Cezzar Ahmed PaÅŸa’nın adını bütün Avrupa’ya duyurdu.

Bir süre sonra Köse Mustafa PaÅŸa, 80 Osmanlı gemisiyle İskenderiye yakınlarına 8.000 asker çıkardı. Ancak 25 Temmuzda Fransızlar tarafından bozuldu ve esir düştü. İstanbul’dan, Mısır’ı geri alacak bir ordunun hareket etmesi üzerine Bonaparte, 25 Temmuz 1799′da Mısır’dan ayrıldı ve iki gemiyle Fransa’ya döndü.

Bonaparte, Mısır’da iken, müttefik Osmanlı-Rus donanması, Fransızların Venedik’ten almış oldukları İyonya Adaları ile Epir iskelelerini ele geçirdi. 21 Mart 1800 antlaÅŸmasına göre, Epir’deki dört iskele, baÅŸta Preveze olmak üzere Osmanlılara iade edildi. İyonya Adaları (Korfu, Zenta, Kefalonya, Aya Mavri, Cerigo vs.) ise iç çekiÅŸmelerinde bağımsız birer devlet oldu ve Osmanlı tabiiyetine girdi.

1800 yık boyunca ve ertesi yılın ilk aylarında Fransızlar, gittikçe ağırlaÅŸan ÅŸartlar altında Mısır’ı elde tutmaya çalıştılar. Sadrazam ve serdâr-ı ekrem Yusuf Ziyaeddin PaÅŸa, Fransız ordusuna yenildi. Vezir Nasûh PaÅŸa aynı teÅŸebbüsü tekrarladıysa da, baÅŸaramadı. Nasûh PaÅŸa’dan Mısır beylerbeyiÄŸi ve seraskerliÄŸi alınarak Haleb’e gönderildi. Kaptan-ı derya küçük Hüseyin PaÅŸa’nın 70 gemisiyle İskenderiye’yi kuÅŸatması üzerine yardım geleceÄŸi ümidini kesen Fransızlar 27 Haziran 1801′de Mısır’ın boÅŸaltılması hakkındaki anlaÅŸmayı imzaladılar. 24 Nisan 1805′te sadrâzam Yusuf Ziyaeddin PaÅŸa, istifa etti. Yerine kaptan-ı derya Hafız İsmail PaÅŸa, sadrâzam oldu.

Bu arada Mehmet Ali AÄŸa, Fransızlarla savaÅŸmak üzere 200 gönüllünün komutan yardımcısı olarak Mısır’a ayak bastı. Bir süre sonra da bu gönüllülerin başına geçti. Az zamanda, iç durumu karışık olan Mısır’da büyük nüfuz kazandı. Babıâli’nin emirlerini dinlemeyen Memlûk beylerinin baÅŸlarını kestirerek İstanbul’a yolladı. Ayrıca Mısır beylerbeyisi yapılırsa Arabistan’a gidip Vehhâbileri de ortadan kaldıracağını vaat etti. Bunun üzerine 8 Temmuz 1805′te vezâret pâyesiyle Mısır beylerbeyiliÄŸine atandı.

III. Selim Rumeli’ndeki ayanları yola getirmek gayesiyle, Kadı Abdurrahman PaÅŸa’yı Nizâm-ı Cedîd askerleriyle Konya’dan İstanbul’a çağırdı (1806).

2 Haziran 1806′da Nizâm-ı Cedîd askerleriyle İstanbul’a gelen Abdurrahman PaÅŸa, 15 Temmuz 1806′da Edirne’ye doÄŸru hareket etti. Yolda rastladığı eÅŸkiya ve ayanı yok ediyordu. Ancak III. Selim’e Müslüman kanı döküldüğü ÅŸikâyetleri yapılınca, padiÅŸah, Abdurrahman PaÅŸa’ya geri dönmesini emretti. Bu durum, Sırpların iÅŸine yaradı. Uzun süredir Osmanlı idaresine karşı ayaklanma hazırlıkları gerçekleÅŸme imkânı buldu. Kara Yorgi’nin baÅŸkanlığındaki Sırp ihtilâlcileri, 13 Aralık 1806′da Belgrat’ı aldılar. Bu arada Kara Yorgi’yi desteklemek amacıyla Rus kuvvetleri 8 Aralık 1806′da Bender’i, 16 Aralıkta Hotin’i alarak Güney Podolya’yı istilâ ettiler. 1806′nın son günlerinde, Karadeniz sahillerine inerek Akkerman ile Kilye’yi ele geçirdiler. Osmanlılar Tuna deltasında Rusları yenerek durdurdular. Bundan sonra Osmanlı Devleti, 22 Aralık 1806′da Rusya’ya savaÅŸ ilân etti. Böylece YaÅŸ AntlaÅŸmasından 14 yıl sonra, yeni bir Osmanlı-Rus savaşı baÅŸladı.

14 Kasım 1806′da sadrâzam Hafız İsmail PaÅŸa azledildi. Yerine yeniçeri aÄŸası İbrahim Hilmi PaÅŸa sadrazam ve Rus savaşı üzerine serdar-ı ekrem oldu.

Silistre valisi Vezir Alemdar Mustafa Paşa, Bükreş yakınlarında Rusları bir daha yenince, Rus saldırısı kırıldı.

Devlet dışarıda büyük devletlerle savaşırken içerde de bir takım huzursuzluklar baÅŸlamıştı. III. Selimin deÄŸiÅŸiklik teÅŸebbüsleri baÅŸta yeniçeriler olmak üzere halk arasında tepkiyle karşılanmıştı. Ulemâ Nizâm-ı Cedîd askerinin pantolon giydiÄŸi için Müslüman sayılmayacağını, padiÅŸahın askerine ÅŸapka giydirmeye de karar verdiÄŸini yayıyorlardı. Avrupa usulü olduÄŸu pek belli olan bu inkılâplar, halkın gururuna dokunuyordu. Sadâret kaymakamı vezir Köse Mûsâ PaÅŸa, ÅŸeyhülislâm Topal Ataullah Efendi ve veliaht Mustafa da isyancıları kışkırtıyorlardı. Bundan sonra padiÅŸahın gâvur olduÄŸunu iddia edenler de ortaya çıktı. Sonunda, 25 Mayıs 1807′de Kabakçı Mustafa adında birini reis seçen, Karadeniz BoÄŸazı’ndaki yeniçeri yamakları ayaklandılar.

28 Mayısta III. Selim, Nizâm-ı Cedîd’i resmen kaldırdı. Bu geri adımı fırsat bilen yenilik aleyhtarları ÅŸeyhülislâm Topal Ataullah Efendi’nin fetvası ile III. Selim’i tahttan indirdiler (28 Haziran 1807).

Halinden sonra III. Selim, Topkapı Sarayı’ndaki dairesine çekildi. Yerine tahta çıkan yeÄŸeni IV. Mustafa’nın bir yıl iki aylık saltanatı boyunca musikî ile uÄŸraÅŸarak vakit geçirdi. Alemdar olayında IV. Mustafa’nın emriyle öldürüldü (28 Temmuz 1808).

2.Selim

PerÅŸembe, 04 Ekim 2007

Osmanlı hanedanından onbirinci Osmanlı padiÅŸahıdır. Babası Sultan Kanuni Süleyman, annesi Hürrem Sultan’dır. AÄŸabeyi Åžehzade Mustafa’nın ölümü ile veliaht oldu.

Sultan Kanunî Süleyman’ın ölümünden sonra, II. Selim tahta oturdu. 3 Ekim 1566′da Belgrat’a gitmek üzere İstanbul’dan ayrıldı. Bu sırada Zigetvar Kalesi’nde bulunan Sadrazam Sokullu Mehmet PaÅŸa II. Selim’in Belgrat’a geldiÄŸi haberini alınca, 21 Ekim’de, orduya hareket emrini verdi. 26 Ekim’de de Belgrat’a varıp II. Selim’e biat etti.5 Aralık 1566 günü ordu İstanbul’a döndü.Sultan II. Selim’in yaptığı ilk iÅŸlerden biri, damadı Piyâle PaÅŸa’yı kapdân-ı deryalıktan vezirliÄŸe yükseltmek oldu. Müezzinzâde Ali PaÅŸa da kapdân-ı derya öldü.

II. Selim, 22 Haziran 1567′de Edirne’ye gitmek üzere İstanbul’dan ayrıldı. 1567-1588 kışını Edirne’de geçirdi. Buradayken Avusturya ile Edirne AntlaÅŸması imzalandı (17 Åžubat 1568).II. Selim padiÅŸah olduktan sonra Yemen iki eyâlete bölündü: “Tihâme” denen Kızıldeniz sahilleri, merkezi Zebîd olmak üzere Yemen BeylerbeyliÄŸi’ni, “Cebel” denen iç daÄŸlık bölge de San’â BeylerbeyliÄŸi’ni teÅŸkil edecekti. Birincisine Hasan PaÅŸa, ikincisine de Murat PaÅŸa tâyîn olundu. Bu arada Zeydî-ler, San’â’yı Osmanlılardan aldılar (1567). Ayaklanma hareketini geniÅŸleten, İmam Mutahhar 7 Ekim’de Taazz’ı alarak daha da güneye indi. Bâbulmendeb BoÄŸazı’nın kuzeyindeki Mohâ limanını da alarak, Aden’e dayandı.

Divan 16 Aralık 1567′de ÖzdemiroÄŸlu Osman PaÅŸa’yı, Hasan PaÅŸa’nın yerine San’â beylerbeyliÄŸine tâyin etti. Lala Mustafa PaÅŸa’yı da serdar yaparak Yemen’e gönderdi. Sinan ve Mustafa paÅŸaların aralarındaki anlaÅŸmazlık yüzünden Lala PaÅŸa’nın Yemen’e hareketi imkânsız hale geldi.

Dîvân-ı Hümâyûn, 28 Nisan 1568′de Yemen’deki her iki eyâleti tekrar birleÅŸtirdi. ÖzdemiroÄŸlu Osman PaÅŸa, her ikisinin de başına getirildi. Lala PaÅŸa, serdârlıktan alınarak yerine Sinan PaÅŸa, vezir pâyesiyle Yemen üzerine gönderildi. Sinan PaÅŸa, serdâr sıfatıyla 5 Ocak 1569′da Kahire’den harekete geçti. Hicaz, Asîr ve Yemen’i kuzeyden güneye baÅŸtan baÅŸa geçerek Güney Yemen’de Taazz’a geldi. Oradan, Yemen’in Kahire kalesine hareket etti. İmam Mutahhar’ı kaçırarak 3 Mayıs 1569′da Kahire kalesini teslim aldı.

15 Mayıs 1569′da Osmanlılar, Yemen’i kuzeyden güneye yeniden fethedip Umman Denizi’ne dayandılar ve Zeydî hâkimiyetine son verdiler.

Bu arada Astırhan seferine memur edilen donanma, 4 AÄŸustos 1569′da İstanbul’dan hareket ederek, Azak Denizi’nin kuzey-doÄŸu ucundaki Azak limanına gelmiÅŸti. 12 Eylül 1569′da Osmanlı-Kırım kuvvetlerinden oluÅŸan bir ordu da Astırhan’a gelerek ÅŸehri kuÅŸattı. Fakat kış mevsiminin yaklaÅŸması sebebiyle kuÅŸatma kaldırıldı. Ve ordu İstanbul’a döndü.

Sultan II. Selim’in ısrarıyla Kıbrıs seferi düzenlendi.

Donanma-yı Hümâyûn, 15 Mayıs 1570′te İstanbul’dan ayrıldı. Donanmaya Kapdân-ı Derya Müezzin-zâde Ali PaÅŸa, orduya Serdâr 6. Vezir Lala Mustafa PaÅŸa kumanda ediyordu. 1 Temmuz 1570 günü Donanma Kıbrıs’a vardı. Limasol civarındaki Leftari kalesi savaÅŸsız teslim oldu. İki gün sonra, bir kısım Osmanlı askeri de Limasol’un Larnaka limanına çıkarıldı. 9 Temmuzda Kyrinia limanını ele geçiren Osmanlı kuvvetleri 22 Temmuzda LefkoÅŸe Kalesi’ni kuÅŸattı. LefkoÅŸe kuÅŸatması 49 gün sürdü. Åžehir 9 Eylülde alınabildi. LefkoÅŸe düşünce, Baf, Limasol, Larnaka kaleleri de fetholundu. Magosa’nın da demirlenmiÅŸ bulunan Osmanlı donanmasının bozguna uÄŸrattı (7 Ekim 1571).

25 Mayıs 1571′de Papa, ispanya Krab ve Venedik Doçu Osmanlılara karşı bir anlaÅŸma imzaladılar. Maksat, Kıbrıs’ı Türklere kaptırmamaktı. 22 Temmuzda muahede resmen ilân edildi. Donjuan kumandasında hazırlanan haçlı donanması, İnebahtı’da demirlenmiÅŸ bulunan Osmanlı donanmasını bozguna uÄŸrattı (7 Ekim 1571).

Bu arada BoÄŸdan voyvodası Ioan cel Cumplit, Dîvân-ı Hümâyun’un yıllık BoÄŸdan vergisini 80.000 altından 120.000 altına çıkarması üzerine, isyan etti. Üzerine gönderilen ve küçük Osmanlı birlikleriyle desteklenmiÅŸ Eflâk kuvvetini yendi. Bunun üzerine İstanbul’dan 3. Vezir Ahmet PaÅŸa, Kırım’dan Âdil Giray Han, âsî voyvodanın üzerine yürüdü. Tuna’nın güneyinde geçen ve üç gün süren muharebe sonunda, âsî kuvvetler 9 Haziran 1574′te yok edildi. Cumplit yerine Petru Åžiopul, voyvoda tâyin edildi. Bu sırada ÅŸeyhülislam Ebussuud Efendi’nin ölümü üzerine (23 AÄŸustos 1574) MeÅŸihat makamına Rumeli kazaskeri Konyalı Hâmid Efendi getirildi.

Osmanlı Devleti’yle Avusturya arasında Zigetvar seferinden sonra 17 Åžubat 1568′de 8 yıl için akdedilen muahede, 4 Aralık 1574′de 8 yıl daha uzatıldı.

Kanunî’nin Fransa’yı destekleyen siyâseti II. Selim devrinde de devam etti. 18 Ekim 1569′da bu devlete yeniden birtakım ticarî imtiyazlar verildi. Üstelik bu imtiyazların II. Selim’in hayatı ile kayıtlı olmayacağı da belirtiliyordu.

Donanma-yı Hümâyun, 15 Mayıs 15′75′te, Tunus ÅŸehrini İspanyollardan almak üzere, İstanbul’dan ayrıldı. Kılıç-Ali PaÅŸa, Mora güneyinde Navarin’e, oradan Messina’ya geldi. Sicilya kıyılarını bombardıman ettikten sonra 22 Temmuzda Tunus’a vardı. 6 günlük bir kuÅŸatmadan sonra 13 Eylül 1574′de Tunus ÅŸehri fethedildi. Bu zaferden sonra Sultan II. Selim, 15 Aralık 1574 tarihinde öldü. Sultan II. Selim Divân sahibi deÄŸerli bir şâirdir. “Selim” ve “Selîmî” mahlaslarıyla ÅŸiirler yazmıştır.

Yavuz Sultan Selim

PerÅŸembe, 04 Ekim 2007

Osmanlı Hanedanından dokuzuncu padiÅŸah. OsmanoÄŸullarının ilk halifesi. Babası II. Bayezid, annesi DulkadiroÄŸlu AyÅŸe Hatun’dur. Amasya’da doÄŸdu. Amasya’da tahsil ve terbiye gördü. Daha sonra Trabzon sancakbeyi olmuÅŸtur. Buradaki uzun sancakbeyliÄŸinde, İran serhaddi sayılan topraklar üzerinde bir hükümdar gibi saltanat sürmüş; babası II. Bayezid’in tahttan feragati üzerine, iki aÄŸabeyi hayatta bulunmasına raÄŸmen, tahta geçmiÅŸtir.

Yavuz Selim tahta çıktığında, kardeÅŸleri yer yer Anadolu’da çeÅŸitli olaylar çıkarıyorlar, iç-gaileler bitmek bilmiyordu. Özellikle Trabzon’da iken Safevîlerle yıllarca savaÅŸan Yavuz, İran üzerine sefer açarak Safevî meselesine son vermek istiyordu. Yavuz İran savaşına karar vererek Anadolu’ya geçti. 1512-1513 kışında vaziyet o derece büyük bir önem kazanmıştı ki, Yavuz İstanbul’a dönmedi ve kışı Bursa’da geçirdi. KardeÅŸi Sultan Ahmet, babasının kendisine terk etmek istediÄŸi saltanatı ele geçireceÄŸine emindi. Nihayet 24 Nisan 1513′te Bursa YeniÅŸehri’nde iki kardeÅŸin kuvvetleri karşılaÅŸtı. Yavuz, aÄŸabeyinin kuvvetlerini rahatça dağıttı. Esir edilen Sultan Ahmet, boÄŸuldu. 47 yaşında idi. Sultan Ahmet’in 6 oÄŸlundan 5′i de boÄŸulmak suretiyle idam edildi. Sultan Ahmet’in oÄŸullarından Åžehzade Murat ise kaçtı; 1513′te Tebriz’de Åžah İsmail’in kızı ile evlendi. Åžah İsmail, Yavuz’u yenince, Anadolu’yu ele geçirecek Rumeli’de ise damadını padiÅŸah yapacaktı. Sultan Ahmet’in büyük oÄŸlu olan Åžehzade Murat, 1519′da ölmüştür. Sultan Selim bunlardan baÅŸka evvelce ölen kardeÅŸlerinin oÄŸulları olan 5 ÅŸehzadeyi daha öldürttü. 12 Mart 1513′te ise Sultan Korkut idam edilmiÅŸtir.

Yeni bir sefer için ordu 20 Mart 1514′te emir aldı. 23 Nisanda ordu, Üsküdar’dan hareket etti; Temmuzda Erzincan’a ve 5 AÄŸustosta da Erzurum’a vardı.

22 Ağustosta ordu, Çaldıran sahrasında, Şah İsmail’in muazzam kuvvetleri ile karşı karşıya geldi. 23 Ağustos sabahı Çaldıran Savaşı başladı. Çaldıran Savaşı Osmanlıların galibiyetiyle sonuçlandı. Şah İsmail İran içlerine çekildi.

Yavuz Çaldıran sahrasında 2 gün kaldı. 26 AÄŸustosta yürüyüşe baÅŸladı. 11 gün sonra Osmanlı ordusu, mukavemet görmeksizin Tebriz’e girdi. Burada da ayrıca muazzam bir ganimet ele geçirildi. Yavuz 1.000 kadar Türk-Azeri sanatkâr, bilgin ve şâiri Tebriz’den İstanbul’a ÅŸevketti.

Yavuz Tebriz’den çekildikten ve Azerbaycan, Safevîler tarafından geri alındıktan sonra Åžah İsmail, Amasya’ya Osmanlılara elçiler göndermiÅŸ, ancak bir anlaÅŸma yapılamamıştır.

Çaldıran yıkımından sonra İran, DoÄŸu Anadolu ve Kuzey Irak’ı savunmamış ve ülkeler, Osmanlılara geçmiÅŸtir. Yavuz, 11 Temmuz 1515′te 1. seferinden İstanbul’a döndüğü zaman, DoÄŸu-Anadolu fütuhatı devam ediyordu.

19 Mayıs 1515′te Kemah Kalesi fethedilmiÅŸtir. 12 Haziranda da DulkadiroÄŸlu BeyliÄŸi, Osmanlı Devleti’ne katılmıştır. Yavuz, ana tarafından mensup olduÄŸu DulkadiroÄŸullarına büyük makamlar vermiÅŸtir.

Yavuz’un ana tarafından büyükbabası olan DulkadiroÄŸlu Alâüddevle Bozkurt Bey, istiklâlini silâhla savunmuÅŸ, fakat MaraÅŸ’ın kuzey-batısında Göksün yakınlarından geçen Turnadağı Meydan Savaşı’nda Osmanlı kuvvetlerine yenilmiÅŸ, ÅŸehit düşmüştür. Yavuz, merkezi MaraÅŸ olmak üzere Dulkadir BeyliÄŸini kurmuÅŸ ve bunun başına “PaÅŸa” unvanı ile DulkadiroÄŸlu Ali Bey’i geçirmiÅŸtir.

Güney-doÄŸu Anadolu’nun merkezi, Diyarbakır (Amid) ÅŸehri idi. Amid, Çaldıran’dan önce Osmanlılara itaat etmiÅŸti. Ancak Åžah İsmail, Amid’in kaybının, Güney-doÄŸu Anadolu’dan ebediyen vazgeçmek demek olduÄŸunu biliyordu. Tebriz’e döndükten sonra, UstaclıoÄŸlu Kara Hân’ı gönderip ÅŸehri kuÅŸattı. Çaldıran darbesinden sonra Safevîlerin askerî güçle Amid’i muhafaza etmelerine imkân yok. Bunu bilen Safevîler, yerli Kürt beylerini elde etmeye çalıştılarsa da baÅŸaramadılar. Bunun üzerine Yavuz, Erzincan beylerbeyisi Bıyıklı Mehmet PaÅŸa ile Amasya beylerbeyisi Şâdi PaÅŸa’yı Amid üzerine gönderdi. Vaziyeti gören Kara Han, vuruÅŸmayı kabul etmedi. Amid’i  bırakıp   güney-doÄŸuya,   Mardin’e   çekildi.

Güney-doÄŸu Anadolu’da son Safevî mukavemeti Diyâr-ı Bekr beylerbeyisi Bıyıklı Mehmet PaÅŸa’nın 4 Mayıs 1516′daki zaferi ile kırıldı.

Koçhisar’da Mehmet PaÅŸa, Safevîleri tamamen imha etmiÅŸtir. Kara Hân, Osmanlı tüfek ateÅŸiyle vurulup ölmüştür. Kara Han’ın kardeÅŸi Süleyman Han, Mardin Kalesi’nde 7 Nisan 1517′ye kadar mukavemet etmekle beraber, Mardin ÅŸehri, Osmanlılarda kalmıştır, Mardin Kalesi’nin de bir yıl kadar sonra düşmesi ile, Safevîler, Güney-doÄŸu Anadolu’dan atılmışlardır. Koçhisar zaferi üzerine bu çevredeki bütün Safevî kaleleri teslim alınmıştır. Urfa ve Siirt de Osmanlılara geçmiÅŸtir. Bu arada Mardin ile Siirt arasındaki Hısn-ı Keyfâ, Eyyûbi MelikliÄŸi de, Osmanlı toprağı olmuÅŸtur.

Sultan Yavuz Selim, 5 Haziran 1516′da 2. seferine çıkmak üzere, Topkapı Sarayı’ndan Üsküdar’daki ordugâha geçti. Sefer, Mısır-Suriye, Memlûk İmparatorluÄŸu’na karşı idi. Bu, bir Osmanlı hükümdarının Mısır-Suriye’ye karşı çıktığı ilk ve son seferidir. Veziriazam, Sinan PaÅŸa, Yavuz’dan 38 gün önce İstanbul’dan hareket etmiÅŸ, Kayseri’ye gitmiÅŸ, buradaki 40.000 kiÅŸilik ordunun başına geçmiÅŸtir. Yavuz, Memlûklere elçiler göndererek, seferin Safevîler üzerine ve İran’ı fethetmek maksadıyla olduÄŸunu bildirmiÅŸtir. Sultan Kansu, daha 18 Mayısta Kahire’den hareket ederek Suriye’ye gelmiÅŸti. Memlûkler, Osmanlılarla savaÅŸ çıkarmamaya azamî gayret göstermekle beraber, imparatorluklarını ÅŸiddetle savunmaya kararlı idiler. Bu sıralarda Memlûk Sultanlığı, Osmanlı Devleti ve İran’dan sonra dünyanın en büyük ve güçlü devleti vaziyetinde idi. Tebriz’de de panik baÅŸlamıştı. 27 Temmuzda Yavuz, Osmanlı-Memlûk sınırını geçmiÅŸ, 28 Temmuzda Malatya yakınlarına gelmiÅŸtir. Artık seferin Memlûkler üzerine olduÄŸu belli olmuÅŸtur. 18 AÄŸustosta Osmanlılar, Besni yakınlarına gelmiÅŸtir. Besni Yavuz’a teslim olmuÅŸtur.    .

RamazanoÄŸlu Mahmut Bey, 1514 sonunda Osmanlılara itaat etmiÅŸ ve Osmanlı hizmetine girdiÄŸini, Yavuz’a bildirmiÅŸtir. Yavuz, Çukurova’da Adana merkez olmak üzere, RamazanoÄŸullarını sancak beyliÄŸi ile bırakmıştır. RamazanoÄŸlu Mahmut Bey, Yavuz, Mısır seferine çıkarken, Osmanlı ordusunda idi. 27 Temmuzda Anadolu’dan gelen RamazanoÄŸlu birlikleri, Osmanlılara katılmışlardır.

Yavuz, ikinci büyük meydan savaşım kazanmıştır (24 AÄŸustos 1516). Sultan Kansu, Osmanlı kuvvetlerini Hitli ÅŸehrine pek yakın Dabık Ovası’nda karşılamıştır.

Osmanlıların bu zaferinden sonra Yavuz, Haleb’e girdi. Haleb, Kuzey Suriye beylerbeyliÄŸinin merkezi yapıldı ve Karaca PaÅŸa, ilk Haleb beylerbeyisi oldu.

Memlûkler, Halife’yi ve Mukaddes Åžehirler’i (Mekke, Medine ve Kudüs) ellerinde tutmakla, İslâm dünyasına karşı üstünlük iddia ede gelmiÅŸlerdi. Kudüs, aynı zamanda Hıristiyan dinin de mukaddes ÅŸehri olduÄŸundan, Memlûkler, Hıristiyan hacılarından da faydalanıyorlardı. Bu savaÅŸla bütün bu manevî üstünlükler, OsmanoÄŸullarına geçmiÅŸtir.

Sultan Yavuz Selim Haleb’teki ilk Cuma namazında (29 AÄŸustos 1516) halife ilân edilmiÅŸtir. Halifelik böylece OsmanoÄŸullarına geçmiÅŸtir.

Daha sonra Kahire’de ve Mekke’de bulunan Emânâtı Mukaddese’nin de İstanbul Topkapı Sarayı’ndaki Hırka-i Åžerif Dairesi’ne nakli ve Kudüs, Mekke ve Medine ÅŸehirlerinin Osmanlılara geçmesi ile, Yavuz’un halifelik sıfatı tamamlanmıştır.

Yavuz, Haleb’den hızla güneye indi. 19 Eylülde de Hama, 21 Eylülde Humus alındı. Buralarda hiçbir Memlûk mukavemeti olmadı.

Sultan Yavuz Selim, 27 Eylülde Åžam’a geldi. Emevîlerin bu tarihî baÅŸkentinde 15 Aralığa kadar kaldı. Yavuz, Åžam’da iken Osmanlı ordusu Filistin’i fethetti. Lübnan kendiliÄŸinden teslim oldu. Fethedilen topraklarda 2 eyalet kuruldu. Haleb ve Åžam, merkez oldu. Bu suretle Kudüs sancağı, Orta Filistin’i, Gazze sancağı Güney Filistin’i içine alıyordu. 15 Aralıkta Yavuz, Åžam’dan ayrıldı. Canberdi Gazâli’nin kumandasındaki 10.000 kiÅŸilik bir Memlûk kuvveti Filistin ile Sina arasında dolaşıyordu. Vazifesi, Osmanlıların çölü geçmesine engel olmaktı. Bu kuvveti yok etmek ve yolu açmak için Yavuz, 1 Aralıkta veziriazam Sinan PaÅŸa’yı Åžam’dan Gazze’ye göndermiÅŸti. Hân-Yûnus kasabası civarında Osmanlılar ile Memlûkler karşılaÅŸtılar. Sinan PaÅŸa 9.000 Memlûk’ü öldürmek veya esir etmek suretiyle büyük bir meydan savaşım kazandı. Lübnan umûmî valisi olan Canberdi Gazâb 1000 atlısı ile periÅŸan bir halde Mısır’a kaçtı.

30 Aralıkta, Yavuz Kudüs’e geldi. Yavuz 13 gün içinde Sina Çölü’nü geçmiÅŸtir. 11 Ocakta el-Arîş köyüne varılmıştır. Sinan PaÅŸa, 6.000 atlı ile önden gidiyordu. Nihayet SüveyÅŸ Berzahı geçildi ve Mısır’a gelindi. Ordu Kahire’ye yaklaÅŸtı.

Tumanbay, Kahire’yi fevkalâde tahkim etmiÅŸ ve ordusunu pek güzel hazırlamıştı.

24 Ocakta Osmanlılar, Kahire’ye girdi.

28 Ocakta II. Tumanbay, Kahire’ye girdi. Osmanlı ordusu ve Yavuz, Kahire dışında idiler. Åžehirde küçük bir Osmanlı birliÄŸi vardı. Sultan Tumanbay, bu birliÄŸi kılıçtan geçirdi. Veziriazam Yunus PaÅŸa Kahire’ye girdi. Sultan Tumanbay’in ancak 10.000 askeri vardı. Mısırlılar, ÅŸehri ÅŸiddetle savundular. Çok kanlı sokak vuruÅŸmaları oldu. 30 Ocakta II. Tumanbay Kahire’yi bırakmaya mecbur oldu. Åžehir tekrar Osmanlıların eline geçit ve kuvvetli birliklerle korundu.

Mekke Åžerifi, oÄŸlunu Kahire’ye gönderdi. Mukaddes Makamlar’ın anahtarları, Mekke ile Medine’deki Emânât-ı Mukaddese, Yavuz’a sunuldu. Bu suretle 6 Temmuz 1517′de Hicaz da, Osmanlılara dâhil oldu.

Gene 1517′de Kahire’ye gelen Yemen elçileri, Memlûklerin yerine Yavuz Sultan Selim’in yüksek hâkimiyetini tanıdıklarını bildirmiÅŸlerdir. Yavuz Sultan Selim, muzaffer Orduyu Hümâyûn ile 10 Eylül 1517′de Kahire’den çıktı.

19 Mayısta veziriazam Pirî Mehmet PaÅŸa, kuvvetli bir ordu ile Aylıtab’a Yavuz’dan ayrılmıştır. Hedef, baÅŸta Musul olmak üzere Kuzey Irak’ın fethidir. Yavuz, bu suretle İran’a karşı ikinci seferine baÅŸlangıç yapmış oluyordu.

Yavuz, büyük bir ihtiÅŸamla, büyük bir muvaffakiyetle İstanbul’a dönüyordu. İslâm dininin baÅŸkanlığı demek olan halifelik, 767 yılından beri bu sıfatı haiz olan Abbasilerden OsmanoÄŸullarına, yani ilk defa olarak bir Türk hanedanına geçmiÅŸtir. Mukaddes Emânetler, Osmanlı Türklerinin elindedir. Mukaddes Åžehirler (Mekke, Medine, Kudüs)’de Osmanlıların idaresindedir. İstanbul’da Büyük Cihangir’i karşılamak için en büyük merasimler hazırlanmıştır.

Yavuz’un bütün gösteriÅŸi, devlet iÅŸlerindedir. Husûsî hayatında mahçub, mütevâzi ve sakin bir adamdır. Geceleri odasında gözlük takıp kitap okuduÄŸu anlarda, alelade bir Türk bilgininden hiçbir farkı yoktur. Son derece sade giyinmektedir. İstanbul’da halkın hissiyatını ve yapılacak merasimleri öğrenince son derece sıkılmıştır. Åžahsına gösterilecek olan bu derece alâyiÅŸten utandığı için, bir gün sonra merasimle ÅŸehre girmesi lâzımken, birkaç saat önce, gece vakti, yanında birkaç kiÅŸi ile kayığa binmiÅŸ, gizlice Topkapı Sarayı’na çıkmıştır. Ertesi gün halk ve devlet adamları, PadiÅŸah’ın Saray’da olduÄŸunu öğrenmiÅŸler ve hiçbir merasim yapılamamıştır. Yavuz 25 Temmuz 1518′de İstanbul’a gelmiÅŸ ve 4 AÄŸustosta da Edirne’ye hareket etmiÅŸtir. Yavuz, Edirne’de, Avrupa’nın en kudretli deniz ve kara devletleri olan Venedik ve Macaristan ile sulhu yenilemiÅŸtir.

20 Aralık 1518′de veziriazam Pirî Mehmet PaÅŸa, Kuzey Irak’ı fethetmiÅŸ olarak Edirne’ye döndü. Bu suretle İran imparatorluÄŸunun en kıymetli parçalarından olan Musul eyâleti Osmanlı topraklarına katıldı.

Yavuz, 22 Eylül 1520′de vefat etmiÅŸtir. Ölüm sebebi, sırtında çıkan ve “şîrpence=aslan pençesi” denen bir.çıbandır. Ölümü, Veliaht Süleyman, Manisa’dan İstanbul’a gelinceye kadar 8 gün saklanmıştır.

3.Osman

PerÅŸembe, 04 Ekim 2007

Osmanlı Hanedanı’ndan yirmi beÅŸinci padiÅŸah. Babası II. Mustafa, annesi Åžehsüvar Valide Sultan’dır. AÄŸabeyi I. Mahmut’un ölümü üzerine 12 Aralık 1754′te tahta çıktı. Saltanatı sırasında içeride ve dışarıda önemli bir olay olmamış, Belgrat AntlaÅŸması (1739) ile baÅŸlayan barış devresi devam etmiÅŸtir. Yalnız sınır bölgelerinde imparatorluÄŸun zaafı sebebiyle birçok ayaklanmalar meydana gelmiÅŸtir. Mısır’da Kölemenler hakimiyeti ele alarak sadrazam HekimoÄŸlu Ali PaÅŸa’yı Mısır’ı terke mecbur etmiÅŸler, Cezayir’de hükümetin durumu çok zayıflamış, Erzurum ve çevresi eÅŸkıyadan geçilmez bir hale gelmiÅŸ ve Belgrat valisi yerini terk ederek, iÅŸ başından uzaklaÅŸmak zorunda kalmıştır.

III. Osman cüluslarda eskiden beri alınan rüsûm-ı cühîsiyeyi bir ferman ile kaldırmıştır. Askere büyük bir cülus bahÅŸiÅŸi dağıtmıştır.II.Osman saltanatı zamanında sık sık sadrazam deÄŸiÅŸtirmiÅŸtir. Tahta çıktığında sadrazam Bahir Mustafa PaÅŸa idi. İkibuçuk ay geçmeden azledilerek Midilli ‘ye sürüldü ve yerine HekimoÄŸlu Ali PaÅŸa, 3. defa sadrazam oldu. PadiÅŸahın Åžehzade Mehmet’i ortadan kaldırmak istemesi ve HekimoÄŸlu’nun bunu reddetmesi kendisinin azline sebep oldu (19 Mayıs 1755). Sadarete Şıkk-i evvel defterdarı Nailî Abdullah PaÅŸa getirildi. Bunu da devlet ricalinden bir çoklarının azli takip etti.

Sadrazam Silahtar Ali PaÅŸanın zamanında Hoca PaÅŸa yangın çıkmıştı. Ali PaÅŸa’nın yerine getirilen Said Mehmet PaÅŸa’nın zamanında, I. Mahmut’un padiÅŸahlığında yapımına baÅŸlanan cami bitirilerek Nuruosmaniye adı ile açılmıştır. Ahırkapı Feneri de III. Osman zamanında yapılmıştır.

Yeni sadrazam Said Mehmet PaÅŸa da sadarette uzun süre kalamadı ve yerine 2. defa Bahir Mustafa PaÅŸa getirildi (1 Nisan 1756). Bahir PaÅŸa’nın sadareti sırasında Cibali yangım çıkmış, semt tamamıyla yok olduktan baÅŸka İstanbul’un büyük bir kısmı kül haline gelmiÅŸtir. HocapaÅŸa ve Cibali yangınlarının İstanbul’un dörtte üçünü yok ettiÄŸi rivayet edilmiÅŸtir.

Åžehzade katli meselesi III. Osman zamanında yeniden ortaya çıktı. PadiÅŸah Åžehzade Mustafa’yı öldürme fikrini sadrazam Bahir Mustafa PaÅŸa’ya da kabul ettirdi. Fakat halk tarafından çok sevilen ÅŸehzadenin öldürüleceÄŸi yayıldığından Bahir Mustafa PaÅŸa azledilmiÅŸtir. Yerine, Halep valisi Ragıp PaÅŸa getirilmiÅŸtir. Osmanlı Devleti ile Danimarka arasındaki ticaret antlaÅŸması Ragıp PaÅŸa zamanında imzalanmıştır.

Ragıp PaÅŸa’dan sonra yerine kaptan-ı derya Ali PaÅŸa’nın getirilmesi düşünülmüşse de, padiÅŸahın hasta lığı buna engel olmuÅŸtur.

III. Osman tutulduğu hastalıktan kurtulamayarak ölmüştür.

1.Osman

PerÅŸembe, 04 Ekim 2007

Osmanlı hanedanı ve devletinin kurucusu. 1258 yılında Söğüt kasabasında doÄŸdu. Babası ErtuÄŸrul Gazi, annesi Hayme Ana’dır. 1281′de uc beyi olarak babasının yerine geçti. Babasının izlediÄŸi Bizans’tan toprak fethi siyasetini sürdürdü.

Osman Bey’in adı tarihlerde ilk defa 1302 yılı olayları arasında geçmektedir. Bir Bizans kaynağına ait olan kayıt, Osman Bey’in ticaret yollarına hâkim olmak dolayısıyla Bizans’ı zorladığından bahseder.

Osman Bey’in beyliÄŸi, İstanbul istikametinde Anadolu beyliklerinin en uç noktasını teÅŸkil ediyordu. Adeta İstanbul’a doÄŸru uzanmış bir oktu. 1308′de SelçukoÄŸulları düşünce, Osman Bey, doÄŸrudan doÄŸruya Tebriz’e, Büyük Türk hakanlığı tahtına geçen İlhanlılara tâbi oldu. Fakat gerçekte ilhanlının Anadolu umumî valisi tarafından kontrol ediliyordu. Tebriz de, hukukî bakımdan, fakat ismen Pekin’deki MoÄŸol hakanına baÄŸlıydı.

Åžeyh Edebali’nin kızı Bala Hatun’la evlenen Osman Bey’in gazi- derviÅŸ topluluÄŸunda hainlere, korkaklara, bencillere yer yoktu. Muti, sadık, vefakâr, yiÄŸit olan kabiliyetler bu cemaatte yer alabilirlerdi. Bu suretle sayı azlığı, nitelik üstünlüğü ile geniÅŸ ÅŸekilde telafi ediliyordu. Bu üstünlük yükseliÅŸ asırlarında daima konu olacaktır.

Söğüt’ten Domaniç’e kadar uzanan yayla, Osmanlıların Kayı aÅŸiretinin yurdu olmuÅŸtur.

OÄŸuzların 24 boyunun birincisi ve en soylusu sayılan Kayıların beyi olan Osman Bey, bundan dolayı da etrafına birçok deÄŸerli Türkmen’i toplamıştı. ErtuÄŸrul Gazi’nin kardeÅŸi Dündar Bey bir ara beyliÄŸi yeÄŸeni Osman Gazi’den almak istemiÅŸse de, 1298′de öldürülmüştür.

İnegöl Rum Tekfuru Nikola, Osman Bey’in en kuvvetli düşmanıydı; aralarındaki savaÅŸta Osman Bey’in kardeÅŸi Sanbatı Savcı Bey’in oÄŸlu Bey  Hoca Bey ÅŸehit düştü. Gene İnegöl Tekfuru’nun kumandasındaki Bizans ordusu ile Osman Bey arasında Domaniç Meydan Savaşı’nda Sanbatı Savcı Bey de ÅŸehit düştü (1288). Ancak, Bizans ordusu da bozguna uÄŸratıldı. Osmanlıların Göynük ve Taraklı’ya yaptıkları akınlarla Sakarya’nın Karadeniz’e döküldüğü mevkiin yakınlarına kadar olan topraklar fethedildi. Hendek’i de alan Osman Gazi, Karadeniz’e 20 km. yaklaÅŸmış oldu. 1321′de Mudanya’yı alıp Marmara’ya da ulaÅŸtı.

Bilecik ile Yarhisar da 1299′da Osman Bey tarafından fethedilmiÅŸtir. Aynı yıl İnegöl de alındı. Yarhisar Tekfuru’nun 13 yaşındaki kızı Holofira, 18 yaşındaki Orhan Gazi’ye verildi. Osman Bey, merkezî Söğüt’ten Bilecik’e nakletmiÅŸtir. 1301′de Osmanlılar, İznik Gölü’nün güneyinde YeniÅŸehir kasabasını Osman, fetvayı kendisine getiren ulemânın önünde kâğıdı yırtıp yüzlerine attı. 19 Mayıs sabahı, basta yeniçeriler olmak üzere Kapıkulu ocakları, on binleri aÅŸan bir kalabalık halinde Fatih’te toplandılar. Fatih Camii’nde sabah namazı kılındı. Oradan yürüyüşe geçilerek Sultanahmed’e gelindi. Bunların başında ÅŸeyhülislâm Hocazâde Esad Efendi vardı. PadiÅŸahtan sadrazam Dilâver PaÅŸa, hâce-i sultânı meÅŸihat pâyeli Ömer Efendi, Dârü’s-saâde aÄŸası Süley-. man AÄŸa, eski İstanbul muhafızı ve kaymakamı NiÅŸancı Ahmet PaÅŸa, baÅŸdefterdar Baki PaÅŸa ile Sekbanbaşı Nasuh AÄŸa’nın baÅŸlarını istediler.

Ulemâdan bir heyet, hazırlanan arızayı Topkapı Sarayı’na gidip II. Osman’a sundu. Genç hükümdar, kâğıdı okuduktan sonra istenilenleri yerine getirmeyeceÄŸini söyledi

Bunun üzerine on binlerce âsi, Saray’a girdiler ve Sultan’ı ayak divânına çağırdılar. Sultan’ın divâna gelmemesi üzerine ÅŸehzade Mustafa’yı odasından çıkartıp, biat ettiler. II. Osman’ı da Yedikule zindanlarına kapattılar, 20 Mayıs 1622 günü kementle boÄŸulan Genç Osman’ın yerine I. Mustafa padiÅŸah ilân edildi. Cenazesi Sultanahmet Cami’indeki türbesine gömüldü.

3.Mustafa

PerÅŸembe, 04 Ekim 2007

Osmanlı Hanedanı’ndan yirmi altıncı padiÅŸah. Babası III. Ahmet, annesi MihriÅŸah Kadın Efendi’dir. III. Mustafa, I. Mahmut ve III. Osman’ın saltanatları boyunca, Topkapı Sarayı’ndaki dairesinde yaÅŸamıştı. 30 Ekim 1757′de tahta çıkan III. Mustafa’nın 1768 veya 1769′a kadar devam eden ve bir barış devresi olan saltanatının ilk yılları, Osmanlı tarihinin son büyüklük ve huzur seneleri olmuÅŸtur. Fransa ve Avusturya’nın durakladığı bu tarihlerde İngiltere ile Rusya ve Prusya geliÅŸmiÅŸ ve kuvvetlenmiÅŸti.

III. Mustafa saltanatı boyunca devleti kalkındırmakla uÄŸraÅŸmış, oÄŸlu III. Selim, onun ıslahat fikirlerini devam ettirmiÅŸtir. III. Mustafa büyük bir ihtiyat hazinesi toplamış, askerî ıslahata giriÅŸmiÅŸ, birçok bayındırlık eseri yaptırmıştır. Fakat Rus savaşının çıkması, bu hamleleri yarıda bıraktırmıştır. İlk sadrazamı Ragıp PaÅŸa’nın ölümünden sonra devlet adamı bulmakta büyük sıkıntı çekmiÅŸtir.III. Mustafa’nın ÅŸiirde mahlası “Cihangir”dir. Büyük imarcı padiÅŸahlardan olup özellikle 22 Mayıs 1766 zelzelesinden sonra İstanbul’u ihya etmiÅŸtir.

III. Mustafa tahta çıktığı zaman sadarette, eniÅŸtesi Damad Koca Ragıp PaÅŸa bulunuyordu. Bu büyük devlet adamını ölümüne kadar sadarette bıraktı. 8 Nisan 1763′de Ragıp PaÅŸanın ölüm yılında Yedi yıl Savaşı bitmiÅŸ ve Avrupa’da İngiltere, Fransa’yı ikinci dereceye düşürerek büyük güç kazanmıştı. Ragıp PaÅŸa bu savaÅŸta Prusya kralı II. Friedrich’i tutmakla beraber, Prusya’yı Rusya’ya karşı silahla desteklemekten çekinmiÅŸtir. SavaÅŸtan sonra Almanya ve Rusya ile anlaÅŸan Prusya, Lehistan’ın taksimine hazırlanmış, bu mesele DoÄŸu Avrupa’da yüzyıllardan beri süregelen dengeyi bozmuÅŸtur. Lehistan’ın büyük devletler arasından çıkması, II. Katherina Rusya’sına büyük bir kudret kazandırmış, Osmanlı Devleti bu kudreti önleyememiÅŸ ve Rusya, Karadeniz’e inmiÅŸtir. Ragıb PaÅŸa, Avrupa’da Yedi yıl Savaşı devam ederken Osmanlı İmparatorluÄŸu’nda bir barış ve huzur devri yaÅŸatmış, ancak birkaç yıl sonra kopacak Rus savaşı, bu Yediyıl Savaşı’nın bir sonucu olarak baÅŸlamıştır.

Sultan III. Mustafa, 21 Ocak 1774′te ölmüş, saltanatı 16 yıl, 2 ay, 22 gün sürmüştür. Ölüm sebebi, Rus savaşının verdiÄŸi teessürdür.

İngiltere, Fransa ve Rusya’nın Osmanlı Devleti’nden fazla güç kazandıkları, III. Mustafa’nın son yıllarında ortaya çıkmıştı. Mühedishâne-i Berrî-i Hümâyûn ve Mühendishâne-i Bahrî-i Hümâyunun kurucusu, III. Mustafa’dır.

III. Mustafa, devrinin önemli ÅŸahsiyetleri, devlet adamı ve kumandan sadrazam HekimoÄŸlu Ali PaÅŸa ile devlet adamı diplomat, ÅŸair ve bilgin sadrazam Damad Koca Ragıb PaÅŸa’dır.1768-1774 Osmanlı-Rus Savaşı ve savaşın sebepleri:

1739 Belgrat AntlaÅŸması’ndan sonra Rusya, açıkça Osmanlı Devleti’ne savaÅŸ açmaktan çekinmekle beraber Osmanlı İmparatorluÄŸu’nun Ortodoks tebaası arasında propagandaya baÅŸlamış, KaradaÄŸ ve Batı Gürcistan’da huzursuzluklar çıkarmıştır. Ruslar, Romanya prensliklerinde, hatta Arnavutluk ve Mora’da bile propagandaya baÅŸlayarak Ortodoksları Osmanlılara karşı kışkırtmışlardır. Ancak yeni bir Osmanlı-Rus Savaşı’nın gerçek sebebini Lehistan meselesi teÅŸkil etmiÅŸtir.

Lehistan, Osmanlı Devleti, Avusturya ve Rusya gibi üç büyük devlet arasında gerçek bir denge unsuruydu. Bu unsurun ortadan kalkması, dengeyi kökünden bozabilirdi. Bu dengeyi bozmayı ilk deneyen II. Katherina, 1725′ten, Büyük Petro’nun ölümünden beri durgunluk devresine giren Rus ileri hamlesine yeniden baÅŸlamak istiyordu. II. Katherina, Büyük Petro’nun baÅŸaramadığı iÅŸi baÅŸarmak, Avrupa’nın en büyük devletleri arasına girmek niyetindeydi. Bunun için Lehistan’da Rus nüfuzunu kurmak için harekete geçti. III. Augustus ölür ölmez Lehistan’ı iÅŸgal ettirdi ve tahta Kont Stanislas Poniatovvski’yi çıkarttı.

Osmanlı Devleti bu durumu tanımadı ve Rusya’yı protesto etti. Henüz Osmanlı Devleti ile karşı karşıya gelmek istemeyen II. Katherina, Rus iÅŸgalinin geçici olduÄŸunu bildirdi. Ancak Rus iÅŸgalini ve yeni kralı tanımayan Leh asilleri, devamlı ÅŸekilde, Lehistan’ın eski koruyucusu olan Osmanlı Devleti’nden yardım istiyorlardı. Ruslar, Bar ÅŸehrinde toplanan Leh milliyetçilerinin üzerine yürüdüler. Milliyetçiler Osmanlı sınırı geçerek Balta’ya sığındılar. Ruslar, Lehlerin arkasından Balta’ya girdiler ve Leh milliyetçileriyle beraber kasabanın halkını da öldürdüler. Bunun üzerine İstanbul’daki Rusya büyükelçisi Obreskov tutuklandı. Osmanlı Devleti 8 Ekim 1768′de Rusya’ya savaÅŸ ilân etti.

Osmanlı ordusu hazırlıksızdı. Ancak büyük bir ihtiyat hazinesi biriktirmiÅŸ olan III. Mustafa, bu parayla 1768-1769 kiÅŸi içinde seyyar ordunun hazırlanabileceÄŸi fikrindeydi. Savaşın bir veya iki yıl geciktirilmesine taraftar olan sadrazam Muhzinzâde Damad Mehmet PaÅŸa istifa etmiÅŸti. Gerçekte, Lehistan’daki Rus nüfuzuna göz yummak ve Osmanlı Devleti’ne ait bir kasabanın altüst edilmesine aldırmamak, Osmanlı Devleti’nin geleceÄŸi bakımından büyük tehlikeler taşıyordu. Üstelik Osmanlı Devleti’nin Rusya’ya yenilmesi hemen hemen imkânsız sayılıyordu. Ancak II. Katherina Osmanlı Devleti’ne baÅŸ eÄŸdirmeden Lehistan’dan toprak koparmanın kabil olmadığını, Karadeniz’e inmeden de Rusya’nın İngiltere ve Fransa derecesinde Avrupa’da sözü geçen bir büyük devlet sayılamayacağını çok iyi kavramıştı. İlk hedef olarak Kırım’ı seçti.

Sadrazam ve serdar-ı ekrem YaÄŸlıkçızade Mehmet Emin PaÅŸa 27 Mart 1769′da BavutpaÅŸa ordugahına geçti ve 3 Nisanda hareket etti. Serdar-ı ekrem Tuna deltası üzerinde vakit geçirirken, Hotin çevresinde Osmanlı-Rus savaÅŸları baÅŸlamıştı.

Hotin, Lehistan’ın kapısı olan çok önemli bir Osmanlı kalesidir. Bu kalenin Rusların eline geçmesi demek, Lehistan’ı Rus istilâsına açık bırakmak demekti.

Ruslar, ilk hedef olarak, askerî ehemmiyeti bu derece büyük olan Hotin’i seçtiler. Ruslar Mayısın ilk günü kaleye saldırıda bulundular. Ancak bu saldırı püskürtüldüğü gibi Dinyester’i jieçene kadar takip edildiler. Bu zafer üzerine III. Mustafa “Gazi” unvanını almıştır. AÄŸustosta Ruslar, yeni bir Hotin kuÅŸatması denediler fakat bu da Osmanlıların zaferiyle sonuçlandı. Kırım ham IV. Devlet Giray’la serdar Moldovancı Ah PaÅŸa, Rusları takip ettiler ve ağır zayiat verdirdiler.

Hiçbir ÅŸey yapmadan orduyla Dobruca ve Besarabya’da vakit geçiren sadrazam Mehmet Emin PaÅŸa’nın Edirne’ye çağırılıp idam edilmesinden sonra Moldovancı Ali PaÅŸa, sadrazam ve serdar-ı ekrem oldu. Ali PaÅŸa 9 Eylülde Dinyester’i geçip Ukrayna’ya girdiyse de, askerini bir müddet sonra geri aldı. 16 Eylül günü bu teÅŸebbüsünü tekrarladı. Ancak Dinyester üzerine kurulan köprünün çökmesiyle bu teÅŸebbüs de sonuçsuz kaldı. 4 gün sonra sadrazam kışlamak üzere ordusunu Hotin’den İsakçı’ya çekmeye baÅŸladı. Bunu duyan Hotin’deki Osmanlı muhafızların hepsi kaçtılar. Kale kumandanı vezir Abaza PaÅŸa’nın çevresinde ancak birkaç kiÅŸi kaldı. Bunun üzerine sadrazam, Abaza PaÅŸa’ya kaleyi olduÄŸu gibi bırakıp kendisine katılmasını emretti. Böylece 21 Eylülde Ruslar, içinde bir tek Osmanlı askeri kalmayan Hotin’i iÅŸgal etti. Hotin’in düşmesi üzerine Moldovancı Ali PaÅŸa’nın yerine İvazzade Halil PaÅŸa sadrazam ve serdar-ı ekrem oldu. Böylelikle Osmanlı baÅŸarısıyla baÅŸlayan savaÅŸ, 1769 yılının sonbaharı girerken, Rus üstünlüğüyle geliÅŸti. Ruslar Kafkasya’da Osmanlı Devleti’ne tâbi birçok yerleri iÅŸgal etmiÅŸlerdi.

II. Katherina İngilizlerin yardımıyla modern bir Rus donanması kurmuÅŸtu. Karadeniz, kapalı bir Türk gölü olduÄŸu için bu donanma tabiatıyla Baltık Denizi’ndeydi. Osmanlı Devleti, Rusya’ya savaÅŸ açar açmaz, 1768′in sonlarında, Rus donanması, Akdeniz’e girdi. İstanbul’daki Fransız büyükelçisi Saint-Priest Kontu, Rus donanmasının Akdeniz’e doÄŸru hareket ettiÄŸini Babıâli’ye bildirdi. Ancak vezirlerden hiçbiri, Rusların böyle bir deniz seferini baÅŸaracağına ihtimal vermedi ve hiçbir tedbir alınmadı. Rusların ciddî bir donanması bile olduÄŸuna inanmak istemeyen vezirler, Baltık Denizi’nden Akdeniz’e bir yıldan fazla bir zamanda gelecek bir Rus deniz kuvvetine kulak asmıyorlardı. Rus donanmasının Mora’ya yaptığı çıkarma Muhsinzade Mehmet PaÅŸa’nın gayretleriyle önlendi. DiÄŸer taraftan kaptan-ı derya Hüsameddin PaÅŸa’nın da yardıma gelmesiyle Rus donanması Mora sularından çekildi. Rus donanması Mora ile Girid arasındaki Cerigo Adası’na sığındı. Hüsameddin PaÅŸa’nın kumandasındaki Osmanlı donanması da Ruslarla birkaç çarpışmadan sonra Sakız sularına geldi. Bunun üzerine Rus donanması da Ege Denizi’ne girdi ve Mora bozgununu telâfi için fırsat aramaya baÅŸladı.

6 Temmuz sabahı iki donanma, Sakız Boğazının kuzeyinde Koyun Adaları açıklarında karşılaştı. Osmanlı toplarının üstünlüğü karşısında Amiral Elphinston, geri çekildi.

Kaptan-ı derya Hüsameddin Paşa, Rusların yeniden savaşı göze almayacakları düşüncesiyle, gün batarken Çeşme limanına girdi .

ÇeÅŸme bozgunu, Avrupa’da büyük akisler yaptı. Ruslar, Limni’yi 2 ay kuÅŸatmalarına raÄŸmen alamadılar. 22 Ekimde Mondros limanına giren Cezayirli Hasan Bey, düşman donanmasını ric’ate mecbur bıraktı. Ruslar, Baltık Denizi’ne dönmek üzere Ege Denizi’nden çıktılar. Limni zaferi üzerine Hasan Bey’e “Gazi” unvanı ve Kaptan-ı Deryâ’lık verildi.

Kont Romanzov BoÄŸdan’a girmiÅŸ ve ülkenin büyük kısmını iÅŸgal etmiÅŸti. Kont Panin’in kumandasındaki Rus kuvvetleri de Bender Kalesi’ni kuÅŸatmaya baÅŸladı. Bender Besarabya’da Dinyester’in güney kıyısında mühim bir Osmanlı kalesiydi. Romanzov, Besarabya’nın güneyine inmiÅŸ, İsakçı’nın kuzeyinde Kartal mevkiinde karargâhını kurmuÅŸtu. II. Kaplan Giray, BoÄŸdan seraskeri ve Rumeli beylerbeyisi vezir Abdi PaÅŸa, Yeniçeri AÄŸası vezir Kapıkıran Mehmet PaÅŸa, düşmanı Kartal’dan söküp atamadılar. Bunun üzerine bizzat sadrazam ve serdar-ı ekrem Ivazzâde Halil PaÅŸa, Dobruca’dan çıkarak Besarabya’ya girmiÅŸ oldu. Kuzeyde Kırım Hanı olduÄŸu için, Kont Romanzov’un durumu ümitsizdi. Kont, 31 Temmuz gecesi sürpriz taarruzuyla Osmanlı saflarına girdi. Osmanlı ordusunun bozulması sonucu sadrazam Babadağı’na çekildi. Tuna nehrinin kuzey yalılarındaki Osmanlı kaleleri, doÄŸudan, Karadeniz’den itibaren batıya doÄŸru Kilya, İsmail, Kalas ve İbrail ile Dinyester’in aÄŸzındaki Akkerman düştü. Bu durumda uzun zamandan beri kuÅŸatma altında olan Bender’in mukavemeti bahis konusu olamazdı. Ruslar, Karadeniz kıyılarına bile inmiÅŸlerdi. 27 Eylülde Bender düştü. Kartal bozgunu ye Tuna’nın kuzey yalılarının kaybedilmesi üzerine İvazzâde Halil PaÅŸa azledildi KaradaÄŸ’da Rusların çıkarttıkları ayaklanmayı bastırmaktan dönen Damad Cihangirli Mehmet PaÅŸa, Bosna beylerbeyliÄŸinden sadrazam ve serdar-ı ekrem oldu.

Ruslar, 1770′de savaşı kazanmış durumdaydılar. 1771′de artık Kırım’a inebilir ve Karadeniz’e çıkabilirlerdi.

1770 Aralığında II. Kaplan Giray azledildi ve yerine III. Selim Giray Han, tekrar han oldu.

Rusların Kırım’ı iÅŸgali (13 Temmuz 1771):

1771  bahan sonunda Prens Dolgoruki, Kırım’ın giriÅŸ yerindeki Orkapı Kalesi’ni kuÅŸatmaya baÅŸladı. Kale 24 Haziranda düştü. Selim Giray, Orkapı’nın düştüğünü ve Rusların Kırım’ı iÅŸgale baÅŸladığını öğrenince, Kırım’ın savunmasını Osmanlılara bırakıp İstanbul’a gitti.

Kırım seraskeri vezir Silahtar İbrahim PaÅŸa 13 Temmuzda Prens Dolgoruki’ye teslim oldu ve böylece 13 Temmuz 1771′de Kırım Yarımadası, Rus iÅŸgaline girdi.

Kırım’ı iÅŸgal etmekle beraber Ruslar, Karadeniz’in kuzey kıyılarındaki Osmanlı kalelerini düşüremediler. Bunların en önemlisi olan ve Odesa’nın batısında bulunan Özü vezir Hazinedar Ali PaÅŸa’nın parlak savunmasıyla kurtuldu. Ağır zayiat veren Ruslar 2 AÄŸustosta Özü kuÅŸatmasını bıraktılar. Kuburun Kalesi de Abdullah PaÅŸa’nın savunmasıyla kuÅŸatmadan kurtuldu. Eflâk’ı iÅŸgal eden Ruslar, Yerköyü Kalesi’ni de alıp Osmanlıları Tuna’nın kuzeyinden atmak istediler.

Buna karşılık eski sadrazam Muhsinzâde Mehmet PaÅŸa’nın BükreÅŸ’i almak istemesi bir sonuç vermedi.Ruslar, Dobruca’ya ayak basarak Tulça Kalesi’ni aldıkları gibi Babadağı’na kadar akın yaptılar. Bunun üzerine serasker Muhsinzâde karargâhını Babadağı’ndan kaldırarak, Varna’nın kuzeyindeki HacıoÄŸlupazarcığı’na çekildi. 11 Aralıkta Åžumnu’ya kışlamak üzere çekilen Muhzinzade Damad Mehmet PaÅŸa tekrar sadrazam oldu.

1772  yılında önemli bir askerî harekât olmadı. Ruslar, son güçlerini harcamışlardı.

Uzayıp giden savaÅŸ, büyük Avrupa devletlerini endiÅŸelendiriyordu. Prusya ile İngiltere, Rusya’yı; Fransa ile Avusturya Osmanlı Devleti’ni alttan alta destekliyorlardı. Lehistan’ın, Kırım’ın, Romanya’nın Rus iÅŸgalinde kalması Viyana’da büyük memnuniyetsizlik doÄŸuruyordu. Bu ülkelerin büyük bir kısmında eskiden beri Avusturya’nın gözü vardı. III. Mustafa gibi, II. Katerina da bütün ihtiyat hazinesini savaÅŸa harcamıştı. Bu durumda, Prusya ve Avusturya’nın aracılığı ile 10 Haziranda Yerköyü’nde Osmanlı - Rus mütarekesi imzalandı. 6 AÄŸustosta Romanya’da FocÅŸani’de barış konferansı açıldı. Müzakereler hiçbir netice vermedi. Rusların isteklerini Osmanlılar kabul etmedi. Barış konferansı 9 Kasım ‘da bu defa BükreÅŸ’te toplanmaya baÅŸladı. Bu suretle 1772 yılı neticesiz barış müzakereleriyle geçti ve iki taraf, son sözlerini söylemek üzere yeniden askerî hazırlığa baÅŸladı.

Ruslar, Kırım gibi bir Osmanlı ülkesinde bile basan kazandıkları Osmanlılardan ayrılıp istiklâl elde etme propagandasına, Mısır ve Suriye’de de giriÅŸtiler ve Memluk beylerini, istiklâl bahasına Osmanlılara baÅŸ kaldırmaya teÅŸvik ettiler. Memlûklerden Cin Ali Bey, bu propagandaya kapıldı. Büyük bir servete sahip olan Cin Ali Bey, Kahire’de belediye reisi idi. Mısır beylerbeyisi Gürcü Mehmet PaÅŸa, Ali Bey’in durumunu ve Ruslarla Babıâli’ye bildirdi ve Memlûk beyini ortadan kaldırmak emrini aldı. Ancak baÅŸarı kazanamadı. Kendini Mısır, Suriye, Lübnan ve Filistin sultanı ilân eden Ali Bey, Ruslardan büyük yardım görüyordu. Hatta ÇeÅŸme galibi Kont Orloff, Ali Bey’i desteklemek için Beynıt ve Sayda gibi Lübnan Umanlarında görünmüştü. Ancak Cin Ali Bey’in damadı Ebû-Zeheb’le arasının açılması, ortaya yarım yüzyıl önce bir Mehmet Ali PaÅŸa’nın çıkmasını önledi. Ebû Zeheb, Osmanlı desteÄŸini saÄŸlayarak, kayınpederinin üzerine yürüdü ve onu birçok defalar bozdu. Ali Bey, Suriye’ye döndü.

Bir müddet Suriye’de kalan Cin Ali Bey, Ruslardan yardıma kuvvet alarak Kahire’ye yürüdü. Ancak 1 Mayısta yenildi ve kuvvetleri dağıldı. Bir hafta sonra aldığı yaralardan öldü ve başı kesilerek İstanbul’a gönderildi.

Mısır meselesini halleden Osmanlı Devleti artık Bulgaristan’a inmiÅŸ olan Rusları durdurmak için büyük çaba gösterdi. Yerköyü’nün de düşmesiyle Osmanlıların Romanya ile ilgileri kesilmiÅŸti. Yerköyü’nün karşısındaki Rusçuk’ta üslenen serasker vezir Dağıstanlı Ali PaÅŸa’nın gayretlerine raÄŸmen Yer-köyü geri alınamadı. Bu defa Ruslar Tuna’yı atlayıp Ruscuk’u düşürmek istediler. Ancak Mertin meydan savaşında büyük zayiat vererek yenildiler. Ünlü Rus kumandanlarından Prens Pepnin, 1200 düşman askeriyle esir edilip İstanbul’a sevk edildi. Varna muhafızı vezir Numan PaÅŸa ise Babadağı’nın güneyinde düşmana yenildi. Bunun üzerine MareÅŸal Romanzov’un kumandasındaki Ruslar, Güney Dobruca’da Tuna’nın güney kıyısı üzerindeki Süistre’yi kuÅŸatmaya baÅŸladılar. Serasker vezir Osman PaÅŸa ve Silistre muhafızı vezir Hasan PaÅŸa 29 Haziranda MareÅŸal Romanzov’u bozdular. Ruslar Silistre kuÅŸatmasını kaldırarak Romanya’ya çekildiler. III. Mustafa, Osman PaÅŸa’ya “Gazi” unvanını verdi.

Ruslar birkaç ay sonra, Bulgaristan’a sarkmak teÅŸebbüslerini bu defa Varna önlerinde denediler. Dobruca’yı iÅŸgal ettiler ve Varna önlerine geldiler. 20 Ekimde düşman 1500 ölü ve binlerce yaralı verdikten sonra Varna önünden çekildi. Ruslar Bulgaristan’ı ele geçirmekten ümitlerini kestiler. Ancak iÅŸgal ettikleri Dobruca ve kuzey-doÄŸu Bulgaristan’daki Osmanlı Devleti’ne ait ÅŸehir ve kasabaları tahrip ettiler.

1773  yılındaki teÅŸebbüsler de, Rusların taarruz gücünü kaybettiklerini gösterdi. 1774′ün ilk günlerinde III. Mustafa teessür içinde öldü ve barış iÅŸi kardeÅŸi I. Abdülhamit’in ilk aylarına kaldı.

1774  baharında Ruslar barış görüşmelerine tesir edebilmek için birkaç teÅŸebbüs daha yaptılar. MareÅŸal Romanzov’un Åžumnu’ya yaklaÅŸması ve baÅŸkumandanlık karargahını burada kurmuÅŸ olan sadrazam Muhsinzade Mehmed PaÅŸa’nm ağır hasta olması yüzünden Osmanlı Devleti Rusya’nın barış teklifini kabul etti. Sadaret kethüdası Resmî Ahmet Efendi baÅŸdelege ve Reisü’l-küttab İbrahim Münib Efendi ikinci delege oldu. Rusları Prens Renin ve MareÅŸal Romanzov temsil ediyordu. Konferans Tuna kıyısı yakınlarında Küçük Kaynarca’da açıldı .

2.Mustafa

PerÅŸembe, 04 Ekim 2007

Osmanlı Hanedanı’ndan yirmi ikinci padiÅŸah. Babası Sultan IV. Mehmet, annesi, Emetullah Rabia Gülnûş Sultan’dır. İstanbul’da doÄŸdu. Amcası II. Ahmet’in ölümü ile tahta çıktı (1695)

Sultan II. Mustafa, iyi eğitim görmüş, şair, musikişinas, hattattı. Şehzadeliğinde gördüğü hadiselerden çıkardığı tecrübelerle devlet idaresini vezirlere emânet etmemeye kararlıydı. Gayretli ve kahramandı. Devletin derdine çare bulmak için elinden geleni yapmaya hazırdı. Ancak, tahta çıktığında Osmanlı orduları dört cephede savaşıyorlardı.

Bu sırada Venediklilerle İzmir açıklarındaki Koyun Burnu ve Sakız Adası çevresinde geçen deniz savaÅŸları Osmanlıların lehine sonuçlanmıştı. Kaptan-ı derya Mezamorta Hüseyin PaÅŸa, Venedik, Papalık Malta ve Toskana müşterek Haçlı filosunu Ege Denizi’nden atmıştı. Bu arada düşmanın eline geçen Sakız Adası da 5 ay sonra yeniden Osmanlıların eline geçmiÅŸti.

Ege Denizi’nde Venediklilerle savaşılan II. Mustafa’nın ilk günlerinde, 1695 baÅŸlarında, Kırımlılar da yeniden Lehistan’a girmiÅŸlerdi. Kral Sobiesky, iyi Türkçe bilen Brianowsky’yi sulh müzakeresi için Bağçesarayı’na göndermiÅŸse de, bundan bir sonuç alamamıştı. Bunun üzerine Selim Giray Han sonradan kalgay olan 3. oÄŸlu Åžehbâz Giray’ı 70.000 atlı ile Lehistan’a gönderdi. Åžehbâz Giray, Lwow (Lem-berg) banliyölerine kadar Galiçya’yı çiÄŸnedi. Birçok yer tahrip edildiÄŸi gibi 30.000 de esir, Kırım’a getirildi. Venedik, Ege Denizi’nde yeniden faaliyete geçmiÅŸti. 77 parçalık Venedik donanması Sisam Adası açıklarına geldi. Düşmanı karşılamak için 14 Eylül -de hareket eden Mezamorta Hüseyin PaÅŸa 17 Eylül -de Venedik donanmasını buldu. Türk toplarının ateÅŸi karşısında Venedik donanması, karardığın basmasından faydalanarak Midilli açıklarına çekildi. 19 Eylülde kaptan-ı derya Venedik donanmasını bu sularda da yakaladı. Meydana gelen çatışmada birçok gemi battı; bir kısmı da hasara uÄŸradı. Bunun üzerine düşman donanmasında panik baÅŸladı. Venedik donanması kaçmaya kalktı. Ancak kaçarken bir gemisi daha battı ye 10 gemisi bir daha kullanılmayacak derecede ağır hasara uÄŸradı. Osmanlıların hiç zararı yoktu. “Yara muharebesi” denen bu vuruÅŸmada 300 Türk ÅŸehit ve yaralısı olduÄŸu halde 5.000 düşman öldü. Bu büyük zaferden sonra Venedik, Ege Denizi’nde herhangi bir baÅŸarıdan ümidini kesti.

Sultan II. Mustafa, Sakız zaferini haber aldıktan birkaç gün sonra, 2 Mayıs 1695’te Sürmeli Ali PaÅŸa’yı azletti ve Elmas Mehmet PaÅŸa’yı sadarete getirdi.

25 Mayısta II. Mustafa, pek sevgili hocası Erzurumlu Feyzullah Efendi’yi saltanatının sonuna kadar muhafaza edeceÄŸi meÅŸihat makamına getirdi.

Sultan II. Mustafa, Elmas Mehmet PaÅŸa ile beraber 30 Haziran 1695′te Avusturya cephesi için, Edirne’ye hareket etti. Bu sefere ÅŸeyhülislâm Hacı Feyzullah Efendi de katılıyordu. PadiÅŸahın bizzat ordunun başına geçmesi orduda büyük güç kaynağı olmuÅŸtu. Bu savaÅŸta Avusturyalıların tahkim ettiÄŸi Lippa alınmış, Lugos üzerine harekete geçilmiÅŸti. Avusturya ordusu Lugos ‘u vermemek için Osmanlı ordusuyla karşılaÅŸtı ise de, II. Mustafa ordunun ön saflarında bizzat vuruÅŸarak üç saat içerisinde mutlak bir galibiyet kazanmıştı. Bu, I. Viyana bozgunundan sonra kazanılmış en büyük zaferdi. II. Mustafa’ya Gazilik unvanı verildi.

Osmanlı ordusu İstanbul’a dönerken Ruslar üçyüz bin kiÅŸilik bir kuvvetle Azak’ı kuÅŸattılar. Ancak üç aylık bir kuÅŸatmadan sonra büyük kayıplarla çekilmek zorunda kaldılar. BeÅŸ yıl sonra Ruslar, hazırladıkları büyük bir donanma ile (3 Haziran 1696), Azak Kalesi’ni muhasaraya baÅŸladılar. Azak garnizonu henüz deÄŸiÅŸtirilmemiÅŸ ve kale tamir edilmemiÅŸti. Onun için kalenin akıbeti tehlikedeydi. Bunun üzerine İstanbul’dan kuvvetler sevk edilmiÅŸ, fakat çok geç kalınmış, muhasara baÅŸlamış ve geliÅŸmiÅŸti. Kale iki aylık bir savunmadan sonra 6 AÄŸustosta teslim oldu.

II. Mustafa devrinde cereyan etmiÅŸ en önemli olay Avusturya ile yapılan ve Osmanlıların kesin maÄŸlubiyetiyle sonuçlanan Osmanlı-Avusturya savaşıdır. Bu savaÅŸta Osmanlı kuvvetleri, biraz da komutanların kendi aralarındaki anlaÅŸmazlıkları yüzünden Avusturya’nın meÅŸhur generali Prens Ojeni komutasındaki kuvvetlere yenilmiÅŸ ve meÅŸhur Karlofça AntlaÅŸması’nı imzalamak zorunda kalmıştır. Karlofça AntlaÅŸması’yla Osmanlıların Avrupa’da yayılma devri sona ermiÅŸ ve gerileme devri baÅŸlamıştır.

Macaristan’ın kaybı ve netice itibariyle bütün savaşın Osmanlı yenilgisiyle bitmesine sebep olan Zenta bozgunu, Osmanlı tarihinin en kötü olaylarından biridir.

II. Mustafa saltanatının barış yıllarında bazı ıslahatlar yapmak gerektiÄŸine inanıyordu. Devlet adamları arasında kıyasıya bir çekiÅŸme vardı. Åžeyhülislâm Feyzullah Efendi bütün iktidarı elinde bulunduruyordu. Onun tasvibi alınmadan hiçbir ÅŸey yapılamıyordu.   Sonunda   yine   onun   oyunlarıyla 1702′de sadrazamlığa getirilen Rami Mehmet PaÅŸa derhal büyük çapta faaliyete giriÅŸti. Bütün imparatorlukta asayiÅŸ meselesini ele aldı. Hac yollarını düzeltti. Vergilerde ıslahat yaptı. Göçebe aÅŸiretlere toprak dağıtıp yerleÅŸtirdi. Bayındırlık eserleri yaptırdı.   Eski   binaları   tamir   ettirdi.   Selanik   ve Bursa’daki büyük dokuma fabrikalarını yenileÅŸtirdi, geniÅŸletti. Üretimlerini arttırdı. Avrupa kumaÅŸlarının imparatorluÄŸa ithalini yasakladı. Kapıkulu ocaklarını sık sık teftiÅŸ ettirdi ve yolsuzluklara engel olmaya çalıştı. Bütün bu ıslahatı, kendisine birçok düşman kazandırdı. Bilhassa asker olmaması, sivil idareden gelen nadir sadrazamlardan biri bulunması, tenkit edildi. Üstelik artık herkesin sevgisini kaybetmiÅŸ olan Feyzullah Efendi tarafından iktidara getirildiÄŸi için, Rami «PaÅŸa yıpranıyordu. Büyük diplomat ve devlet adamı, daha sadaretinin ilk aylarında bu ortam içinde bunaldı. 49 yaşında genç, bilgili, azimli bir adamdı. Devletin iç bünyesindeki bozuklukların mutlaka düzeltilmesinin ÅŸart olduÄŸunu kavramıştı. Feyzullah Efendi ile arası açıldı. Åžeyhülislâmın kendisinden önce ve sonra hiçbir ÅŸeyhülislâmda görülmedik derecede nüfuz kazanması ve kendisine sorulmadan bir ÅŸey yapılmaması Rami PaÅŸa’yı bıktırdı.

Rahmi PaÅŸa, Feyzullah Efendi’nin her makamı akrabası ve adamları ile doldurmasına razı olabilecek bir adam deÄŸildi. Ulemâ, kendilerine bütün yüksek görevleri kapatan bu görülmemiÅŸ ÅŸeyhülislâma can düşmanı haline gelmiÅŸlerdi. II. Mustafa’nın bu derecede gafleti ÅŸaşırtıcıdır. Zenta ve Karlofça’dan sonra tamamen ye’se düştüğünü gösteriyordu.

Edirne, padiÅŸahın daima bu ÅŸehirde oturmasının nimetlerini topladığı için sakindi. Fakat İstanbul, yukarıda sayılan birçok sebepten dolayı kaynıyordu. Nihayet huzursuzluk sipahilere ve yeniçerilere de sirayet ederek “Edirne Vakası” denilen olay patlak verdi . Åžeyhülislam Feyzullah ve dört oÄŸlu azledildi. Åžeyhülislâm öldürüldü. II. Mustafa tahttan indirildi. Hapsedilen II. Mustafa bu hayata fazla dayanamadı, 19 Aralık 1703′de öldü.

4.Mustafa

PerÅŸembe, 04 Ekim 2007

Osmanlı Hanedanından yirmi dokuzuncu padiÅŸah. Babası I. Abdülhamit, annesi AyÅŸe Sineperver Sultan’dır. 29 Mayıs 1807′de, amca oÄŸlu III. Selim’in halinden sonra tahta çıktı. Tahta çıktıktan, sonra, imzaladığı garip bir vesika ile dikkati çekti. Yeni hükümdarın, eski hükümdarı deviren ihtilalcileri ilk fırsatta yok etmesi, Osmanlı tarihinde istisnası olmayan bir vakıa idi. Asîler bunu biliyorlardı. Kendileriyle iÅŸbirliÄŸi yapmış olmasına raÄŸmen, hanedan gayretiyle IV. Mustafa’nın bu tutumundan korkuyorlardı. Bu düşünceyle, 31 Mayısta bir vesika imzalandı. Bu vesikaya göre yeniçeriler, devlet iÅŸlerine karışmayacaklarına, padiÅŸah da buna karşılık yeniçerileri III. Selim’i deviren ayaklanmadan hiçbir ÅŸekilde sorumlu tutmayacağına söz veriyorlardı. Kabakçı Mustafa’ya “turnacıbaşı” rütbesiyle BoÄŸaz’ın Rumeli kale ve tabyaları kumandanlığı verilmiÅŸti. Ayaklanmanın hâin siması Kaymakam Köse Musa PaÅŸa, bir müddet fırsattan istifade ile ÅŸunu bunu haraca kesip sevret topladıktan sonra, Bursa’ya sürüldü. 18 Haziranda, seferde olan İbrahim Hilmi PaÅŸa, azledildi Çelebî Mustafa PaÅŸa, sadrazam ve serdar-ı ekrem oldu.

2 yıla yakın bir zamandan beri devam eden aleyhte geliÅŸen Rus Savaşı, 25 AÄŸustosta bir mütareke yapılarak bir yıl için durduruldu. Mütareke 8 aylıktı ve Rusya, Napoleon’un baskısıyla buna mecbur olmuÅŸtu. Kabakçı Ayaklanmasında Nizam-ı Cedîd taraftarlarından ve bu hareketin başı olanlardan ele geçirilenler, ayaklananlar tarafından parçalandı ve malları yaÄŸmalandı. Ancak en deÄŸerli Nizam-ı Cedîd erkânı kaçıp, Rusçuk’ta Alemdar Mustafa PaÅŸa’ya sığındılar. Bu zatlara “Rusçuk Yârânı” adı verilmiÅŸtir. Rusçuk Yârânı’nın başına Alemdar Mustafa PaÅŸa geçmiÅŸti. Zaten II. Selim’i seven ve Nizam-ı Cedîd’e inanan paÅŸa, ekserisi genç olan bu ateÅŸli inkılâpçıların tesiriyle bir yıl içinde bir darbe yaparak İstanbul’daki mürteci idareyi yıkmaya karar verdi. Alemdar’ın emrinde büyük kuvvetler bulunuyordu. Alemdar, cahil, fakat vatanperver, cesur ve sadık bir askerdi. Rusçuk Yârânı ise aydın ve merkezî idarede yetiÅŸmiÅŸ adamlardı. Alemdar’ın İstanbul hakkında açık bir fikri yoktu. Hayatı Tuna yalılarında geçmiÅŸti. Hezargrad âyânı iken himayesinde yetiÅŸtiÄŸi TirsiniklioÄŸlu İsmail AÄŸa’nın yerine Rusçuk âyânı olmuÅŸ, Tuna yalılarında kendini sevdirmiÅŸ, Ruslara karşı baÅŸarı göstermiÅŸ, vezâret rütbesiyle taltif edilmiÅŸti.

Cebren İstanbul’a yürüse, büyük ölçüde kan döküldükten baÅŸka , III. Selim de katledileceÄŸi için maksat gerçekleÅŸmezdi. İstanbul hükümeti, Alemdar’ın niyetinden gafildi. Gerçek idare, ÅŸeyhülislam Topal Ataullah Efendi’nin elindeydi. Åžeyhülislâm ve zorbalardan, IV. Mustafa da bunalmıştı. Rusçuk Yârânı’nın bazıları, İstanbul’a geldiler. Saray ve Babıâli ile gizli temaslara baÅŸladılar. Alemdar, İstanbul’a çağırılırsa zorbaları temizleyeceÄŸinden ve IV. Mustafa’nın devlete hâkim olacağından bahsettiler. IV. Mustafa Alemdar’ı İstanbul’a çağırmaya razı oldu. 28 Haziran 1808′de ordusuyla Edirne’ye gelen Alemdar, sadrazamı kandırmayı baÅŸardı. O da IV. Mustafa gibi zorba tahakkümünden ve Ataullah Efendi’nin mürteci idaresinden bıkmıştı. Alemdar, 14 Temmuzda Edirne’den İstanbul’a doÄŸru hareket etti. Önden 80 süvari göndererek 13 Temmuz gecesi, Rumelihisarı’ndaki evinde Kabakçı Mustafa’yı bastırıp öldürttü. Çorlu konağında Kabakçı’nın kellesi Alemdar’a sunuldu. 19 Temmuzda Alemdar, İstanbul’a vardı. IV. Mustafa, DavudpaÅŸa Sarayı’na inip Alemdar’ı kabul etti.

2 gün sonra Alemdar, Babıâli’de sadrazamı ziyaret etti. Åžeyhülislâm Ataullah Efendi, Alemdar’ın kuvvetlerine güvenen IV. Mustafa tarafından azledildi.

İrtica hareketine karışan ilmiye mensupları, o gün ve ertesi gün, çeÅŸitli yerlere sürülerek İstanbul’dan uzaklaÅŸtırıldılar. Bu durumda sadrazam Alemdar’a hizmetinden dolayı teÅŸekkür edip Ruscuk’a dönmesini emretti. Bu vaziyet karşısında Alemdar Mustafa PaÅŸa 28 Temmuz sabahı harekete geçti. 10.000 askeriyle Babıâli’ye giderek, sadrazamdan zorla mühr-i hümâyûnu aldı. Silistre beylerbeyi ve Tuna seraskeri Alemdar Mustafa PaÅŸa, hukuken deÄŸilse bile fiilen sadarete geçti.

Alemdar, Babıâli’den Topkapı Sarayı önüne geldi IV. Mustafa, Babıâli baskısını öğrenmiÅŸ, Alemdar’ın maksadını anlamış, uÄŸursuz tedbirlerini almıştı. PaÅŸa IV. Mustafa’yı hemen tevkif etmek fırsatını da kullanamayarak, ÅŸeyhülislâmı,tahttan vazgeçirmesi için padiÅŸaha gönderdi. Åžeyhülislâmın sözlerini dinlemeyen IV. Mustafa, III. Selim’le Veliaht Mahmut’un, öldürülmeleri emrini verdi. Hayatta baÅŸka OsmanoÄŸlu bulunmadığı için, bu durum tahakkuk ederse, Alemdar, mecburen kendi hükümdarlığını kabul edecekti. Başçuhadar Gürcü Abdülfettah, İmrahor Kör Mehmet, Hazine kethüdası Ebe Selim, Tebdil Hasekisi BaÄŸdatlı Hacı Ali ve Bostana Deli Mustafa adlarındaki Enderun’un yüksek rütbeli görevlileri 20 kadar neferle beraber III. Selim’in dairesine girdiler. Eski hükümdarı korumak isteyen zevcesi Re’fet Kadı Efendi yere serilip, padiÅŸahın hizmetçilerinden Pakize Usta yaralandıktan sonra, silahı olmadığı için o sırada üflemekte olduÄŸu ney’iyle nefsini savunmaya çalışan III. Selim, saÄŸ ÅŸakağına yediÄŸi bir kılıç darbesiyle ÅŸehit edildi. PadiÅŸahın üzerine kapanan Re’fet Kadı Efendi ile iki cariyeye dokunmayan katiller, daireyi terk ettiler. Alemdar Mustafa PaÅŸa için, yapılacak bir ÅŸey yoktu. Bu durum karşısında IV. Mustafa halledilerek.II. Mahmut tahta çıkarıldı.

IV. Mustafa, Topkapı Sarayı’nın bir dairesine gönderildi.

Alemdar, 15 Kasım günü sabahın erken saatlerinde ölmüştü. Aynı gün ÅŸeyhülislâm, IV. Mustafa’nın idamı için fetva verdi. II. Mahmut, aÄŸabeyini öldürtmekte tereddüt ediyordu. Ancak eski padiÅŸahın âsilerle iÅŸbirliÄŸi ettiÄŸi kesin ÅŸekilde anlaşılmıştı. Zorbalar, Sultan Mustafa’nın adını haykırmaya baÅŸlamışlardı. Bunun üzerine aynı günün gecesi Kadı Âbdurrahman PaÅŸa’nın öncülüğüyle kuÅŸakla boÄŸduruldu. 18 Kasımda cenazesi, babası I. Abdülhamit’in Bahçekapısı’ndaki türbesine gömüldü.