‘anadolu beyliği’ olarak etiketlenmiş yazılar

Saruhanoğulları Beyliği

Perşembe, 04 Ekim 2007

Önce Selçukluların uç beyliği olarak, 1308-1335 yılları arasında İlhanlılara tabi bulunmuş, sonra bağımsız olmuş bir beyliktir. Merkezi Manisa idi. Ankara muharebesinden sonra da 8 yıl Osmanlılara tabi olarak yaşamışlardır. Osmanlılar, “Saruhan Tahtı” denen Manisa sancakbeyligine ekseriya veliaht şehzadeleri yollamışlardır. Kuzeyinde Karasioğulları, güneyinde Aydınoğulları vardı. Doğusundaki Germiyanoğulları, ilk zamanlarda Saruhanlılara bağlı idiler. Esasen Saruhan beylerinin ataları evvelce Germiyanoğulları hizmetinde   bulunuyorlardı.

Aydın ve Saruhan beyleri, Germiyanoğullarının en batıya Ege kıyılarına gönderdikleri kumandanları olup, fethettikleri bölgede kılıç hakkı olarak kalıp devlet kurmuşlardır. Bu beylik bilhassa deniz gücüne dayanıyor, müttefikan hareket ediyorlardı. Cenevizliler, Rodos Saint Jean Şövalyeleri ve Bizans’a karşı Aydınoğulları ile birlikte hareket ediyorlardı. 1313′te Manisa şehrini alan Saruhan Bey’in ailesi de Osmanoğulları gibi Cengiz’in saldırıları sonucunda Anadolu’ya gelmişlerdi. 1410′da beylik tamamen Osmanlılara geçti. Son beyin kardeşi Orhan Bey, 1403′ten sonra ölmüştür.

Saruhanoğulları içinde beyliği için en çok yararlılıklar gösteren Saruhan Bey’in oğlu Gazi Süleyman Bey’dir. Gazi Süleyman Aydınoğlu Umur Bey ile birlikte Mora, Yunan ve Makedonya seferlerine çıkmış, Makedonya’da şehit düşmüştür. Haberi alip kederinden ölen babası Saruhan Bey’in yerini küçük oğlu İlyas Bey almıştır. Saruhan Bey’in diğer oğulları Devlet-Han, Atmaz-Han, Orhan, Timur-Han, Gördes beyi Yusuf, Kayacık beyi İdris Beyler, Devlet-Han Bey’in oğlu da Demirci beyi Yakup-Han Bey’dir.

Saruhan Beyliği 98 yıl sürmüştür (1300-1410).

Saruhan Beyleri: 1-Saruhan Bey (1300-1345) 2-Fahreddin İlyas Bey (1345-1374) 3-Muzafereddin İshak Çelebi (1374-1388) 4-Hızır-Şah Bey (1388-1330-1402-1410)

Rumeli Beylerbeyliği

Perşembe, 04 Ekim 2007

Osmanlı devlet teşkilâtında Balkanlar’daki Osmanlı topraklarının yönetiminden sorumlu beylerbeyilik. Osmanlı Devleti’nin ilk döneminde 1361 tarihinde I. Murat (Hüdâvendigâr) tarafından kurulmuştur. Gerçi Rumeli’nin ilk fatihi Süleyman Paşa da Orhan Gazi’nin beylerbeyisi durumunda idi ise de I. Murat (Hüdâvendigâr) Edirne’yi fethedip Bursa’ya döndüğünde lalası Şahin Bey’i orta uca getirip kendisine Rumeli Beylerbeyi unvanını vermekle, yeni bir askerî- idarî yönetim biçimi meydana getirmişti. Rumeli Beylerbeyliği, Anadolu ve öteki beylerbeylikler meydana geldikten sonra da özel durumunu uzun yıllar korumuştur. Rumeli Beylerbeyliği’nin ilk merkezi Edirne şehri olup, merkez sancağı bu sebeple Paşa livası ve Trakya bölgesi de Paşalı adını taşımakta idi. XIV. ve XV. yüzyıllarda Rumeli beylerbeyisi hükümet merkezinde (Edirne) otururlar, Divân-ı Hümâyûn’a üye gibi katılırlar, terfi edecekleri zaman Divân’da küçük vezir, yani, sonuncu Kubbe veziri olurlar ve vezirler gibi paşa unvanını taşırlardı. Rumeli

Beylerbeyiliği, Anadolu beylerbeyilerinin terfi edecekleri bir görev sayılırdı. 1534′te Kapudan Paşa Eyâleti’nin (Cezâyir-i Bahr-i Sefîd) teşkili ile Rumeli Beylerbeyiliği’nin kıyı sancakları Eğriboz, Avlonya İnebahtı vb. derya kalemine aktarılmakla Rumeli Beylerbeyi bazı sancaklardan çekilmiş oldu. 1541 yılında Budin Eyâleti’nin kurulmasıyla Balkan Yarımadası’ndı ve Doğu Avrupa’da fethedilen veya yasal hale getirilen bütün bölgeler Rumeli beylerbeyine bağlanıyordu. Aynı yıl Bosna Sancağı’nın da beylerbeyilik haline getirilmesi, 1608′de ise Silistre veya Özü Eyâleti’nin kurulması ile Rumeli Beylerbeyiliğinin sınırları bir hayli daraltılmış oldu. Böylece Osmanlı Avrupasında Tamışvar ve Eğri eyâletleri ile birlikte 7 beylerbeyilik kurulmuş oldu. 1640′a doğru Rumeli’nin Köstendil, Mora, İşkodra, Tırhala, Yanya, Ohri, Dukagin, İlbasan, Delivine, Üsküp, Alacahisar, Prizren, Vulçetrin ve Paşa olmak üzere 14 sancağı ve bütün eyâlette de 450 kadılığı vardı. Pirlepe, Manastır ve Kesriye de Paşa Sancağı’na bağlı bulunuyordu. Yenişehir, Sofya Selanik, Filibe ve Plorina ise havass-ı hümâyûna bağlı idi. Rumeli Beylerbeyiliği’nin devlet teşkilatındaki üstün mevkii, bazı sadrazamlara Fatih’in veziri Makbul İbrahim Paşa’nın bu görevi üstlenmelerinin sebebi olmuştur. Rumeli Beylerbeyiliği sağ, sol, orta kol olmak üzere üç kola ayrılmıştır. Sağ kolda Vize, Kırkkilise (Kırklareli), Silistre, Niğbolu, Vidin, Kili, Bender, Akkirman, orta kolda Çirmen, Sofya, Alacahisar, Semendire; sol kolda da Gelibolu, Serez, Köstendil, Delvine, Manastır, Karlıili sancaklârı yer alıyordu. Viyana bozgunundan sonra Avusturya ordularının Balkan Yanmadası içlerine sarkması ve Sırpların ayaklanması üzerine Rumeli Beylerbeyiliği’nin merkezi Manastır’a taşınmıştır. 1699 Karlofça Antlaşması ile Mora Sancağı ve Yunan Denizi kıyılarından bazı kesimler Venedik Cumhuriyeti’ne bırakılınca Rumeli Beylerbeyiliği’nin bir bölüm arazisi elden çıkmış oldu. XVIII. yüzyılın başlarında Mora Yarımadası alındıktan sonra bu bölge ayrı bir eyâlet olarak teşkilâtlandırılmış, Rumeli Beylerbeyiliği Meriç vadisi ile Trakya, Makedonya ve bir kısım Arnavutluk topraklarından ibaret kalmıştır. XVII. yüzyılın başlarında devlet teşkilâtında görülen bazı aksamalar, Rumeli beylerbeyilerinin sahip oldukları yetki ve sorumlulukların daraltılmasına yol açmıştır. Önce Divân-ı Hümâyûn’a katılma hakları kaldırılmış, paşa sancağının Manastır’a taşınmasıyla da önemleri öteki beylerbeyiler derecesine inmiştir. Aynı yüzyılın ikinci yansında Rumeli beylerbeyinin paye olarak Saray Birûn ağalarına dağıtımı ise bu beylerbeyiliğin değerinin biraz daha azalmasına sebep oldu. Bu görev giderek bölgede türeyen Derebeyi, âyân ve mütegallibeleri bastırmakla görevli bir vali durumuna geldi. Rumeli Beylerbeyiliği’nin kuruluşundan XVII. yüzyıl ortalarına kadar veziriazamdan sonra en önemli mevkii alan Rumeli beylerbeyileri, sefer-i hümâyûnlarda cenah komutanı veya müstakil fütuhat yapmakla elde ettikleri şöhreti de kaybettiler. III. Selim zamanında idarî teşkilâtta yapılan yeni düzenlemede Rumeli Beylerbeyiliği 9 idarî bölümden biri oldu ve merkezi Edirne’ye taşınarak burası Varna, Çimen, Kırkkilise, Tekirdağ, Gelibolu ve Kavala sancaklarından oluşan bir il haline getirildi. II. Mahmut devrindeki düzenlemede ise Rumeli müşirliği ihdas edilmekle vilâyet merkezi tekrar III. Ordu merkezine alan Manastır’a götürüldü. 1848′de yapılan düzenlemede ise Rumeli Beylerbeyiliği payesi İstanbul Kadısı, ferîk, mîr-i mîrân ve ulâ sınıfı sânisi derecesine indirilmiştir. 1864′te Tuna vilâyeti teşkil edilirken Balkanlar’da Bosna, İskodra, Yanya, Manastır, Selanik, Rumeli Beylerbeyiliği unvan ve teşkilâtı tamamen kaldırıldı.      

Ramazanoğulları Beyliği

Perşembe, 04 Ekim 2007

Adana bölgesinde kurulan bir Türkmen beyliğinin adı. Oğuzların Yüregir boyu beylerinden Ramazan Bey tarafından 8 kuruldu. Ramazan Bey, 1383 yılına kadar Elbistan’ı, sonra orayı Dulkadiroğullarına bırakarak Adana’yı, beyliğin merkezi yaptı. Ramazan Bey’den sonra beyliğin başına oğlu İbrahim Bey geçti. İbrahim Bey, Memlûklerin elinde bulunan Sis’i almak için Dulkadiroğlu Halil Bey’le birleşti (1376). Memlûklerle yaptıkları savaşı kaybettiler. İkinci bir savaşta ise Sis’i ele geçirdiler. İbrahim Bey’in ölümünden sonra kardeşi Ahmet Bey beyliğin başına geçti.

Ramazanoğulları, Ayaş ve Tarsus’u aldı (1415). Bu beylik, hudutlarını. Adana vilâyeti ile İçel vilayetinin doğu kısmı ve Maraş’ın kuzey kısmına kadar genişletti. Fakat Maraş çevresi bir süre sonra Dulkadiroğullarının eline geçti.

Ahmet Bey’in ölümü üzerine yerini, oğlu İbrahim Bey aldı. Bir süre sonra İbrahim Bey, Memlûk sultanı Melikül Müeyyed tarafından beylikten indirildi. Yerine kardeşi Hamza Bey getirildi (1418).

1427 yılından sonra Çukurova bölgesi, Memlûk valileri tarafından yönetilmeye başlandı. O sırada Ramazanoğulları Beyliği, eski önemini kaybetti. Bundan sonra beyliğin başına geçen Uyluk ve Dündar beyler, Memlûklere sadık kaldılar. Savaşlarda onlara yardım ettiler.

Adana’nın Osmanlılar tarafından alınması sırasında Ramazanoğullarından Ömer Bey esir edildi (1485). Suriye ve Mısır’ın Osmanlıların eline geçmesinden sonra da, Ramazanoğulları Beyliği Osmanlılara bağlandı.

Ramazanoğulları beyliği ailesinden olan Pirî Bey, Osmanlı Devleti’nin çeşitli hizmetlerinde bulundu. Son zamanlarında Şam beylerbeyiliğine getirildi. Pirî Bey, bu görevde iken vefat etti (1569). Aynı aileden olan İbrahim Bey de Sis sancakbeyliğine getirildi. Kubad Bey ise Karaman, İçel ve Trabzon sancak beyliği gibi görevlerden sonra Basra beylerbeylliğine atandı. Kubad Bey 1554 yılında öldü.

Menteşeoğulları Beyliği

Perşembe, 04 Ekim 2007

XIII.yüzyılın sonlarına doğru güneybatı Anadolu’da beylik kuran bir Türk ailesi. Menteşeoğulları Beyliği’nin ilk zamanlan ve nereden geldikleri hakkında kesin bir bilgi yoktur. Muğla, Balat, Beçin, Milas, Bozöyük, Çine, Davas, Meğri (Fethiye) taraflarında kurulmuş olan bu beylik, bu bölgelere, diğer Türkmen aşiretleri gibi Selçuklular tarafından yerleştirilmişlerdir.

Akdeniz ve Ege Denizi sahillerine sahip olan Menteşe Beyliği, bu kıyılarda büyük bir donanma vücuda getirerek denizcilikte bir hayli ilerlemişlerdir.

Menteşeoğlu Beyliği’nin bilinen ilk beyi, Kuru Bey’dir. Kuru Bey’den sonra yerine oğlu Elbistan Bey, onun yerine de Menteşe Bey beyliğin başına geçmiştir. Menteşe Bey’in ölümünden sonra (1282′-den sonra) yerini oğlu Mesud Bey almıştır. Mesud Bey, donanmasıyla Rodos Adası’na bir saldın düzenleyerek burayı almıştır (1300). On yıl sonra da Papa V. Kleman ile Fransa Kralı Güzel Filip’in yardımı ile Sen Jan şövalyeleri Rodos Adası’nı geri almışlardır (15 Ağustos 1310). Menteşe Beyliği’nin Osmanlıların eline geçmesi: Menteşeoğlu Gıyaseddin Mahmut Bey’in (1389′-dan önce) elinde bulunan Balat ve havalisi, Osmanlı padişahı I. Bayezid tarafından işgal edilmiştir (1390). Bu bölge, Ankara Savaşı sonuna kadar (1402) Osmanlıların elinde kalmıştır.

Menteşe Beyliği’nin Beçin- Milas bölgeleri ise, buraların hakimi Gazi Ahmet Bey’in ölümünden sonra (1391 Temmuz) Osmanlıların idaresine geçmiştir.

Ankara Savaşı’ndan sonra Timur, Menteşe’yi Mehmet Bey’e vermiş; Mehmet Bey’in ölümü üzerine (1402) oğlu İlyas Bey, Menteşe beyi olmuştur.

İlyas Bey, Osmanlıların saltanat kavgaları sırasında Şehzade İsa Çelebi’ye yardım etmiş ise de başarılı olamamış; sonunda Çelebi Mehmet’in hâkimiyetini kabul etmek zorunda kalmıştır (1414). İlyas Bey’in 1421 yılında ölmesi üzerine, daha önce Osmanlı sarayına rehin olarak alınmış olan Ley ile Ahmet saraydan kaçarak memleketlerine gelmişler, idareyi ellerine almışlardır. 1424 yılında II. Murat tarafından Menteşe Beyliği yemden işgal edilmiş; iki kardeş de Tokat Kalesi’ne hapsedilmişlerdir. Bu kardeşlerden Ahmet’in oğlu ilyas Bey, 1451 yılında II. Mehmet’in tahta çıkması sırasında tekrar ülke sine dönmüşse de Anadolu beylerbeyi İshak Paşa’nın buraya gönderilmesi üzerine Rodos’a kaçmak zorunda kalmış ve kesin olarak Osmanlı Devleti’ne bağlanan Menteşeoğulları Beyliği bir sancak haline getirilmiştir.

Karasi Beyliği

Perşembe, 04 Ekim 2007

XIII. yüzyılın sonlarında Balıkesir bölgesinde Karasi Beyliği kurulmuştur. Bu beylik 50 yıl süren kısa hâkimiyet döneminden sonra Osmanlıların eline geçmiştir.

1243′deki Kösedağ yenilgisinden sonra, Anadolu Selçukluları için Moğolların da gittikçe artan baskısı altında çöküntü başlamıştır. Bu sıralarda, Batı Anadolu’dan, Bizans’ın zararına olarak gelişen Selçuklu uç beylerinden birçokları bağımsız beylikler kurmuşlardır.

Danişmend Gazi’nin neslinden Kalem Şah Bey’in oğlu Karasi Bey de Bizans’tan birçok yerler elde etmiş, Balıkesir ve dolaylarına sahip olmuştur. Böylece bir beylik de kurmuştur (1293). Balıkesir kurulan Karesi Beyliği’nin merkezi olmuştur.

Karasi Bey, Dobruca’dan dönen Sarı Saltuk Türklerini ve Doğu’dan gelen Türkmenleri bölgesine yerleştirerek kuvvetini arttırma yoluna gitmiş, bu arada Bizans topraklarına da saldırılarına devam etmiştir. Bizans’a yardıma gelen Katalanlar, 1304 yılında, Artak (Erdek)’ta Karasi kuvvetleriyle karşılaşmışlar, savaştan az bir zaman sonra Truva, Bergama ve Buhraniye’de Karasi Beyliği’ne katılmışlardır. Sonraki Karasi beyleri, Çandırlı’da bir donanma kurmuşlardır.

Karasi Bey’in ölüm tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Ancak, Bizans İmparatoru II. Andronikos’un, 1328 yılında Kapıdağı’ndaki Kizikos şehrine geldiği zaman Karasi Beyi Demir Han ile bir saldırmazlık antlaşması yaptığı bilindiğine göre, Karasi Bey’in bu tarihten önce öldüğü kesindir.

Karasi Bey’den sonra, beylik ikiye bölünmüş, merkezi Balıkesir olan kısmın başına Karasi Bey’in oğlu Demir Han, Bergama kısmının basma da diğer oğlu Yahşi Bey geçmiştir.

Demir Han’ın kuvvetleri, Yahşi Bey’in kuvvetlerine oranla kuvvetli idi. Yahşi Han’ın bölgesinde 15 şehir ve o kadar da kalesiyle 20.000 atlısı vardı. Her iki kardeşin ayrı donanmaları vardı ve iki kardeş, Bizans’ın Trakya’daki topraklarına akınlar düzenliyorlardı (1331- 1357). Hatta Aydınoğlu Umur Bey de, Rumeli’ye geçerken Karasi beylerinden yardım sağlamıştı.

Demir Han, devlet yönetiminde gösterdiği başarısızlıklar sebebiyle halkı tarafından sevilmezdi. Orhan Bey’in yanında bulunan Demir Han’ın kardeşi Dursun Bey halkın bu hoşnutsuzluğundan da istifade ederek ve Orhan Bey’in de desteğini sağlayarak Demir Han’a karşı harekete geçmek arzusunda idi. Hatta Orhan Bey’den yardım da istedi. Orhan Bey, Dursun Bey’e Karasi Beyliği’nin birçok yerlerini vermeyi vaat etti.

Orhan Bey, Dursun Bey’i de yanma alarak Balıkesir üzerine yürüdü. Demir Han, müstahkem bir kale olan Bergama’ya kaçtı. Orhan Bey, kardeşi Demir Han ile anlaşmaya varması için Dursun Bey’i Bergama’ya gönderdi; fakat Dursun Bey, Kale’den atılan bir okla öldürüldü. Bunun üzerine Orhan Bey, Karasi Beyliği’nin büyük bir kısmını -Balıkesir dahil- işgal ederek topraklarına kattı (1345). Bu bölgenin idaresini, oğlu Süleyman Paşa’ya verdi. Hacı İl Bey’i Süleyman Paşa’nın yanında bıraktı

Bergamalılar, Demir Han’ı Orhan Bey ile anlaşması için zorladılar; anlaşmaya razı olmadığı takdirde kendisini tutup Orhan Bey’e teslim edeceklerini de söylemeleri üzerine Demir Han, Orhan Bey’e sığınarak ondan af diledi. Orhan Bey tarafından affedildikten sonra Bursa’ya gönderilen Demir Han, iki yıl sonra orada öldü. Bu olaydan sonra Karasi Beyliği’nin Osmanlılar tarafından zaptedilmesi, I. Murat zamanında tamamlandı (1361).

Karamanoğulları Beyliği

Perşembe, 04 Ekim 2007

Anadolu Selçuklularının yıkılışından sonra kurulan beylikler arasında bugünkü İçel, Konya ve Niğde illeri üzerinde gelişip çevreye yayılan bir Türk beyliğidir. Osmanoğullarından sonra Anadolu’da en kudretli beyliği kurmuşlardır. Beylik olarak faaliyetleri 1256 yıllarında başlar. 150 yıl süreyle Anadolu hâkimiyeti konusunda Osmanlıları engellemiş, başta Akkoyunlular gibi büyük Türk beylikleri olmak üzere, birçok Avrupalı devletlerle antlaşmalara girerek, aradaki rekabetten yararlanmaya çalışmışlardır.

Anadolu Selçuklularının en yakın mirasçısı kabul edilen Karamanoğulları, Oğuzların Afşar boyunun beylerinden 1228′de Sultan Alâeddin Keykubad tarafından Ermenek yakınlarında yerleştirilen Saadeddin Nure Sofi Bey’den gelir. 1262′de Nure Sofinin yerine geçen oğlu Mehmet Bey, Moğol dâvasını ciddî şekilde ele alıp, 1277′de geçici olarak Konya’yı zaptetmiş, bu arada Selçuklular hesabına İlhanlılara başkaldırmıştır. Türkçe’nin resmî devlet dili olarak kullanılmasını öngören ünlü fermanın yayınlaması  bu devreye rastlar.

İlhanlıların karşısında başarılı olamayan Mehmet Bey bir ara Türk Memlûk imparatoru Sultan Baybars’ın yardımını istemiş, 1278′de de Moğollarla bir çarpışma sırasında ölmüştür. Yerine kardeşi Güneri Bey, ondan sonra yine kardeşlerinden Mahmut Bey 1307′de Mahmut’un oğlu İbrahim ve onun yerine de oğlu Halil Bey sırasıyla beyliğin başına geçmişlerdir.

Selçuklu hanedanının yıkılışından faydalanan Karamanoğulları, 1314′de Konya’yı kesin şekilde ele geçirmişler, daha sonra İlhanlıların yıkılışından faydalanarak bu bölgeye sızmak isteyen Memlûkler ve daha başka Türk devletleriyle, Osmanlılara karşı dayanışma kurmuşlardır.

Karaman tahtına Halil Bey’den sonra Süleyman Bey, onun yerine de Sultan I. Murat’ın damadı olan Süleyman Bey’in kardeşi Alâeddin Bey geçmiş ve onun zamanında Karamanoğulları Osmanlı nüfuzuna girmişlerdir. Alâeddin Bey’in Yıldırım Bayezid tarafından öldürülmesinden sonra da devlet 4yıl kadar Osmanlı hakimiyetinde yaşamıştır. 1402′de saltanat Ali Bey’in oğlu II. Mehmet, 1424′te onun oğlu İbrahim Bey, 1464′te İbrahim’in oğlu İshak, Pir Mehmet ve Kasım beyler arasında el değiştirdikten sonra 1483 yıllarında Karamanoğulları Devleti tarih sahnesinden silinmiştir.

Karakoyunlular Beyliği

Perşembe, 04 Ekim 2007

1365 yılından 1469 yılına kadar hüküm sürmüş bir Türk devletidir. Önceleri İran ve Irak’a hâkim olmaları, 1437 yılından 1467′ye kadar 30 yıl sürmüştür. 1467′de İran, Akkoyunlulara geçmiştir. İki yıl sonra da Karakoyunlular, Akkoyunlular tarafından bütünüyle ortadan kaldırılmışlardır.

Karakoyunlu Türkmenleri, Baranlı oymağı beyleri olan üç kardeş ile tarih sahnesine girmiştir. Bunlar Bayram Hoca, Murat Hoca ve Mısır Hoca’dır. Büyükleri olan Bayram Hoca, ilk Karakoyunlu prensi sayılır. 1380 yılına kadar yaklaşık olarak 15 yıl Erciş’ de, Van’da hüküm sürmüşlerdir. Küçük kardeşi Mısır Hoca, 1390 tarihine kadar yaşamıştır. Ortanca kardeş Murat Hoca ise, 1365-1366′da Celayirlilerin Musul valisi olmuş, 1375 tarihinde Celayirlilere tâbi olarak Musul’da bir prenslik kurmuş ve bu prensliğin başında 1385 yılına kadar kalmıştır. Bayram Hoca’nın yerine oğlu Kara Mehmet geçmiştir. Kara Mehmet, 9 yıl prenslik yaptıktan sonra öldürülmüştür. Yerine büyük oğlu Kara Yusuf Bey Bahadır geçmiş ve onun zamanında Karakoyunlular, prenslikten krallığa yükselmişlerdir.

Kara Yusuf Bey, XV. yüzyıl Türk tarihinin büyük simalarındandır. Karakoyunlular, Yusuf Bey’in ve haleflerinin zamanında Timurlularla geniş ölçüde bir mücadeleye girişmişler, Osmanlılar ve Memlûkler tarafından da desteklenmişlerdir.

Kara Yusuf Bey, 13 Kasım 1420′deki ölümüne kadar 31 yıl 5 ay saltanat sürmüş ve 63 yaşında ölmüştür. 21 Nisan 1408′de Timur’un hayattaki iki oğlundan büyüğü ve Hindistan Timurlan (Bâburlular)’nın atası olan Mîrâh Şah Mirza’yı yenmiş, Mirza da bu savaş sonunda ölmüştür. Yusuf Bey Sultaniye, Kaz-vin ve Mardin’i fethetmiş, bu suretle Doğu-Anadolu ile Batı-İran’ın en büyük kısmına hâkim olmuştur.

Erzincan’ı da 1410 yılında almıştır. İkinci büyük zaferini Celayirlilere karşı kazanmış ve bu savaşta Sultan Ahmet Celayir ile oğullarından biri ölmüştür (30 Ağustos 1410). Üçüncü büyük zaferini Şirvan Şahlar ile Hıristiyan Gürcistan’ın müttefik ordusuna karşı kazanmıştır (1412). Bu iki krallık Karakoyunlulara tâbi olmuşlar, bu suretle bütün Güney Kafkasya ve Dağıstan, Karakoyunlulara geçmiştir.

Kara Yusuf’un yerine 3. oğlu İskender Bey geçmiştir. Büyük oğlu Şah Mehmet Bey, Bağdat valisi idi ve 9 Nisan 1433 yılına kadar 23 yıl Irak’ta saltanat sürmüştür. Karakoyunluların Bağdat kolunun ilk hükümdarı idi. Seyhan meydan savaşında ölmüştür (26 Temmuz 1433). Âdilcevaz valiliğinden Bağdat tahtına geçen İspend Bey, 7 yıl 11 ay saltanat sürdükten sonra yerine oğlu Pulad Bey, Tebriz ve Bağdat hükümdarı olmuştur. Pulad Bey’in yerine Zeynel Bey’in oğulları tahta geçmişlerdir. Kerkük valiliğinden babasının yerine geçen İskender Bey, 18 yıl 4 ay 18 gün saltanattan sonra tahtını kaybetmiş, iki yıl sonra öldürülmüştür (1439).

Karakoyunlular tarihinin büyük siması İskender Bey’in yerine geçen Kara Yusuf’un 5. oğlu Sultan Muzafferiddin Cihan Şah’tı. Onunla, Karakoyunluların İmparatorluk devresi başlar. 1405′te doğan, Cihan Şah, 11 Kasım 1467′de 62 yaşında öldürülünce, ye kadar 30 yıl, 7 ay, 10 gün hüküm sürmüştür. Ondan sonra imparatorluk Akkoyunlulardan Uzun Hasan Bey’e geçmiştir.

Isfahan, Fas ve Kirman (1446)’da Batı Horasan (1458)’da Karakoyunlular İmparatorluğu’na katılmıştır. Hattâ Cihan Şâh 28 Haziran 1458′de 5 ay için Doğu Horasan’a, Timurlûlârın iki imparatorluk taht şehirlerinden Herat’a hâkim olmuştur. Bu suretle bütün İran, Irak, Güney Kafkasya, Dağıstan, Güneydoğu ve Doğu-Anadolu ile Basra Körfezi kıyıları Karakoyunluların hâkimiyeti altına girmiştir.

En umulmadık bir şekilde Akkoyunlu Uzun Hasan Bey tarafından baskın sonucu öldürülen Sultan Cihan’ın yerine, oğullarından Sultan Hasan Ali geçmiştir. Hasan Ali’nin intihan (1469) üzerine, Karakoyunlular İmparatorluğu’nun tamamını Akkoyunlu İmparatorluğu hakimiyetine geçmiştir.

Hamidoğulları Beyliği

Perşembe, 04 Ekim 2007

Anadolu’da Göller Bölgesi’nde, Eğridir, Uluborlu, Yalvaç, Karaağaç, Asi, Keçiborlu, Isparta, Burdur ‘a hâkim olmuş, Teke aşiretinin bir kolunu teşkil eden Türkmenlerin kurduğu beylik (1300). Beyliğin kurucusu Dündar Bey, yeni beyliğe babası Hamid Bey’in adını vermiştir. Hamidoğulları ülkesi büyüyünce Anlatya bölümünün yönetimi kardeşi Yunus Bey’e verilmiştir. Hamidoğulları bu şeklide iki merkezden yönetilmişlerdir.

Dündar Bey, XIV. yüzyılın başından itibaren 24 yıl süreyle öbür Anadolu beyliklerine karşı başarılı bir büyüme politikası gütmüştür. Anadolu Selçuklarının yıkılmasından sonra, meydana gelen bağımsız beylikleri kendilerine bağlamak amacıyla İlhanlılar, önemli bir kuvvetle Anadolu’ya beylerbeyi olarak Emir Çoban’ı gönderince (1314), Dündar Bey, diğer bağımsız Anadolu beylikleri gibi Emir Çoban’a itaatlerini bildirmiştir. Hattâ ilhanlı hükümdarı Olcaytuğ Hüdabende adına Eğridir’de para bastırmıştır. Emir Çoban’ın ölümü üzerine oğlu Timurtaş, Anadolu beyliklerini ortadan kaldırmaya başlamıştır. Bu arada Dündar Bey’in üzerine de yürümüş, Hamidoğulları Beyliği’ni kendi hâkimiyetine alarak, bu yörelerin yönetimini amcası Dündar Bey’i kendisine teslim eden Mahmut Bey’e vermiştir (1324). Fakat Timurtaş’ın İlhanlı hükümdarı Ebu Said’e isyan ederek Mısır’da hüküm süren Memlûklerin himayesine girmesi üzerine, Dündar Bey’in oğlu Hızır Bey, eski Hamidoğulları Beyliği’ne ait topraklan tekrar elde etmiştir. Daha sonraları Dündar Bey’in Mısır’da bulunan diğer oğlu İshak Çelebi Anadolu’ya geçerek yönetimi eline almıştır (1328). Bu tarihten sonra eski kudretini bulan Hamidoğulları genişleme siyaseti gütmüşler daha önceleri İlhanlıların Anadolu Beylerbeyi olan Timurtaş’ın zaptettiği Eşref oğullarına ait topraklardan bazı yerleri sınırlan içine almışlardır. Hamidoğulları Beyliği bu tarihten sonra kudretsiz beylerin yönetiminde gerilemeye başlamış, sonunda Kemalettin Hüseyin Bey zamanında, Hamidoğulları ülkesinin en güzel bölgeleri (Yalvaç, Karaağaç, Beyşehir, Seydişehir ve Akşehir), iktidarı bir çığ gibi büyüyen Osmanlı hükümdarı Sultan I. Murat’a 80 bin altın karşılığında satılmıştır. Kemalettin Hüseyin Bey’in ölümü üzerine Hamidoğulları ülkesinin diğer kısımları Osmanlılarla Karamanlılar arasında paylaşılmıştır. Osmanlılar, Isparta ve çevresine Hamid Sancağı adını vermişler, Antalya ve çevresine de Teke Sancağı adı vererek-Konya iline bağlamışlardır. 1423′te de beyliğin hüküm varlığı ortadan kalkmıştır.

Germiyanoğulları Beyliği

Perşembe, 04 Ekim 2007

Anadolu Selçuklularının son zamanlarında Kütahya ve çevresinde kurulan,    sonradan bağımsızlığını ilan eden bir Türk beyliği.Germiyan aşireti XII. yüzyılda Malatya dolaylarında yaşıyor, başında da Ali Şiroğlu Muzaffer ed Din bulunuyordu. Kütahya çevresine yerleşme tarihleri ise kesin bilinmemektedir. 1283′ten başlayarak gittikçe güçlenmişler; 1285-1290 yıllan arasında Selçukluları egemenlikleri altına almış bulunan Moğollar ve Selçuklu Sultanı II. Mesut ile aralıklı olarak çekişmişlerdir. XII. yüzyıl ortaları ve sonraki yıllarda Kütahya ve Denizli dolaylarını yurt edinmişler “beylik” kurmuşlardır.

Beyliğin asıl kurucusu Ali Şir’in oğlu I. Yakup’tur.

I. Yakup zamanında beylik hızla gelişmiş, Bizanslılarla yapılacak savaşlarda, Aydınoğlu Mehmet komutasına verilen kuvvetler Ege kıyılarına ulaşarak Burgi ve Ayasulug’u ele geçirmişlerdir. Ayrıca Yakup Bey de Menderes kıyısında Tripolis’i almış. 1309′da kuşatıp çekilmek zorunda kaldığı Akşehir’i de 8 yıl sonra zaptederek buradaki Rumları vergiye bağlamıştır.

Kesin olmamakla birlikte 1320′den sonra öldüğü sanılan Yakup Bey’in yerine, oğlu Mehmet Bey geçmiştir. Aydınoğulları, Yakup Bey’in ölümüyle Germiyanoğullarından ayrılmışlardır.

Mehmet Bey, Bizanslılara geçmiş bulunan Kula ve Simav gölü ve çevresini tekrar beyliğe katmış, Mehmet Bey’den sonra beyliğinin başına geçen Süleyman Şah ise, Karamanlıların baskısı karşısında Osmanlılarla anlaşarak kızını padişahın oğluna vermiştir. Kütahya ile birlikte Simav, Eğrigöz ve Tavşanlı’yı da Osmanlılara bırakıp Kula’ya çekilmiştir. Osmanlılar ise Kütahya’yı 1381 yılında Şehzade Bayezıd’a sancak olarak verilmişlerdir.

1387′de Süleyman Şah’ın ölümüyle üç oğlundan, beyliğin başına geçen II. Yakup, I. Murat’ın Kosova Savaşı’nda şehit düşmesinden yararlanarak, vaktiyle düğün hediyesi anlamında Osmanlılara geçen yerleri geri almak hevesine kapılmış, fakat Rumeli’de durumu kurtaran genç Osmanlı Sultanı Yıldırım Bayezid, Kütahya’ya gelerek Yakup Bey’le Subaşı Hisar Bey’i yakalatıp ipsala kalesine hapsettirdikten sonra 1390 yılında Germiyanoğulları ülkesini tümüyle Osmanlı ülkesine katmıştır.

Yakup Bey, 9 yıl bu kalede kaldıktan sonra 1399′da kaçarak Timur’a sığınmıştır. Ankara Savaşı’ndan sonra ise parçalanan Osmanlı Devleti’nin toprakları üstünde bütün öteki beylikler gibi Yakup Bey de kendi yerini almış ve egemenliğini tanıdığı Timur adına para bastırmıştır. 1410-1411 yıllarında Karamanoğullarının üst üste saldırılarına uğramış, 1414′de yeğeni Çelebi Sultan Mehmet’in yardımıyla Beyliği’ne sahip olmuştur. Çelebi Mehmet öldükten sonra, bir ara iki şehzadeden Mustafa Çelebi’yi desteklemek istemişse de Mustafa’nın öldürülmesi üzerine Osmanlılarla dost olma yolunu seçmiştir. Son yıllarında da Edirne’ye kadar gidip, bir veliahda sahip olmadığı gerekçesiyle ülkesini padişaha bıraktığını bildirmiştir (1429).

Eşrefoğulları Beyliği

Perşembe, 04 Ekim 2007

Anadolu Selçuklu Sultanlığı’nın Moğolların baskısı altında dağılmaya yüz tuttuğu XIII. yüzyılın yarısında eski Psidia toprakları üzerinde, merkezi Beyşehir ile Gorgorome kalesi (sanıldığına göre Ararım köyü) olmak üzere kurulan bir Türk beyliğinin adı. Bu beylik, en güçlü olduğu yıllarda güneyde Beyşehir, kuzeyde Akşehir ve Bolvadin’e kadar olan bölgeyi kontrolü altına almayı başarmıştı.

Beyliğin kurucusunun adı Eşref Bey idi. Eşref Bey’in Beyşehir Gölü çevresinde bir uç beyi olduğu ve kendisine Karalia kasabasının merkez edindiği, bu sebeple de kasabanın adının Beyşehir olarak Türkçeleştirildiği, kendisinin el-Emirü’l-adil veya el-Emirü’l-Kebir unvanlarını taşıdığı bilinmektedir.

1281 yılından itibaren Eşref Bey’in yerini Seyfüd-din Süleyman Bey’in almış olduğu ve bu beyin Selçuklu tahtı etrafında dönen olaylara karıştığı görülmektedir. Sultan Gıyaseddin Keyhusrev’in öldürülmesi üzerine onun oğlu II. Gıyaseddin Mesud’a karşı çıkarılan iki şehzade arasındaki mücadelede, Keyhusrev’in karısı Süleyman Bey’e saltanat naibliği rütbesini vererek, onun yardımını sağlamış ve 1284′te Konya’da iktidarı böylece elinde tutmuştu.

Moğol İmparatoru Keyhatu, Anadolu Türk beyliklerini itaati altına almak için (1291) düzenlediği seferde Eşrefoğulları Beyliğini de harekat sahası içine katmıştı.

Süleyman Bey’in ölümü üzerine (1301) yerini, oğullarından Eşref ve Mehmet beylerden hangisinin aldığı bilinmemektedir. Ancak, Mehmet Bey’in Melikü’l Ümera (beylerbeyi) unvanı ve Mübarizüd-din lakabıyla kendisini tanıttığı bilinmektedir. Mehmet Bey, Akşehir ve Bolvadin’i de beyliğine katmıştır.

1326′da ise, Eşrefoğulları Beyliği’nde Mehmet Bey’in oğlu Süleyman Şah görülmektedir. Ancak, bu beyin hükümdarlığının ne kadar devam ettiği bilinmemektedir.

Anadolu’daki Selçuklu emirlerini Moğol hâkimiyetine bağlamak amacı ile Timurtaş’ın bu yıl içinde yaptırdığı sefer sonunda Beyşehir işgal edilmiş olduğu, Süleyman Şah’ın esir edildiği ve Beyşehir gölüne atılmak suretiyle öldürüldüğü, Eşrefoğulları Beyliği’nin de böylelikle son bulduğu, Timurtaş’ın çekilmesinden sonra ise, Eşrefoğulları topraklarından Beyşehir, Seydişehir ve Akşehir’in Hamidoğulları’ndan Necmeddin İshak Bey’in eline geçtiği bilinmektedir. 1391 yılında ise bu bölge Yıldırım Bayezid tarafından Osmanlı ülkesine katılmıştır.

Eşrefoğulları, Bolvadin’de Çarşı Camii, Beyşehir’de ise Selçuklu mimarisinin en güzel örneklerinden olan Süleyman Bey Camii ve türbesiyle hatıralarını günümüze kadar ulaştırmışlardır.