Ermeniler
Ermeniler, bütün Osmanlı tarihi boyunca, en sâdık bir tebaa olarak devletin önemli mevkilerinde görev yapmışlar, mutasarrıfı, nazır, eğitimci ve sanatkâr olarak hizmet etmişlerdir. Ermeniler Osmanlı İmparatorluğu sınırları içinde zengin sınıfı oluşturmaktaydılar. Köylüsü olsun, şehirlisi olsun, çoğu varlıklı kişilerdi. Ayrıca bazı yetenekleriyle de dikkati çekiyorlardı. Şehirli Ermeniler kendileriyle ciddî rekabet edebilen Rumların bulunmadığı yerlerde ticareti, tamamıyla ellerinde bulunduruyorlardı.
Ermenilerde bağımsız bir Ermenistan fikri doğuncaya kadar, Türklerle çok iyi geçiniyorlardı. Aralarında tatsız bir olayın geçtiği hiç görülmemişti. Hattâ, Türkler sanat alanındaki başarılarından dolayı onları sever ve takdir bile ederlerdi.
Ermenilerin en kalabalık olduğu il İstanbul’du. Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u fethettikten sonra yeteneklerini ve çalışkanlıklarını takdir ettiği Ermenilerden 250.000′ini İstanbul’a getirterek, çeşitli semtlere yerleştirdi. Hattâ en önemli bir Bizans kilisesini de ibadetleri için onlara açtı.
Anadolu Ermenilerinden Gregoryan, Ortodoks, Katolik ve Protestan olanları vardı. Fakat, İstanbul Ermenilerinin “Katolik propagandası” yapmaları bir “Hatt-ı Hümâyûn” ile yasaklanmıştı. Bunun sebebi vardı. Osmanlılar Vatikan Kilisesi kanalıyla Avrupa’nın Osmanlı ülkesinde dinî veya siyasî nüfuz alanı yaratmasını engellemek istemişlerdir.
XVII. ve XVIII. yüzyıllarda İstanbul’da Ermenilerin bir kısmının, hattâ Ruhanî reislerinin “Katolik propagandası” yaptıkları görüldü. Oysa, Divan-ı Hümâyûn, Ermenilerin her isteklerini yerine getiriyor, kiliselerini tamir etmelerine izin veriyor hattâ yardım bile ediyordu. Fakat Osmanlının iç işlerine karışmak için vesile arayan Batı kilisesi, gizlice bu ülkeye Katolik misyonerler sokarak, Ermeniler arasında propagandalarını yaptırmaya başlamıştı. Papa tarafından gönderilen bu ruhanilerin fesat ve ihtilâl tohumlarını ekmesine Osmanlı Devleti izin veremezdi. Mezhep değiştirdikten sonra Katolik olan Rumlar ve Ermeniler kendilerini Osmanlı ülkesine değil Papa’ya bağlı sayıyorlardı. Oysa İstanbul’daki dinî merkezler, Fener Patrikhanesi de dahil, Osmanlı Devleti’ne bağlı olup, cemaati de Osmanlı tebaasıydı. Papa’nın memurları İstanbul’da bu şekilde çalıştıkları gibi, Şam taraflarına kadar da yayılmışlardı. Özellikle, Sakız kuvvetli bulundukları bir yerdi. Bununla beraber İstanbul’da Papa’ya tabi olmak istemeyen Ermeniler de vardı. Bunlar çoğunlukla Divan’a başvururlar, kendilerini iğfal etmek isteyen Ermenileri bildirirlerdi. Bu propagandalar yalnız İstanbul sınırları içinde kalmıyordu. Halep’te oturan Yakûbî Süryaniler arasında da Katolik propagandası yapıldığı tespit edilmişti. Hattâ, H. 1109′da yayınlanan bir hükümle, Patrik Bedros İshak “Limni” Adası’na sürgün edildi. Ama Katoliklik propagandasının merkezi İstanbul olup, genellikle Ermeniler tarafından yapılmaktaydı. “Sulumanastır”da Haçatur adlı bir rahip fesadçıların başı olarak tutuklanıp, “Tersane zindanı”na hapsedildi. Bu olaydan sonra Ermenilere karşı bazı tedbirlerin alınması zarureti duyuldu. Bu arada rahip Haçatur kaçırılmış olduğu için Galata’da ve “Valide Hanı’nda gizli faaliyet gösterdikleri tespit edilen birçok Ermeni yakalandı.
XVII. yüzyılda Ermenilerin dinî görüntü altında ülke içinde başlattıkları ihtilâller, kısa bir süre sonra siyasî bir şekil aldı. Nitekim, Ermeniler daha XVII. yüzyıl içinde Rusya’nın güçlenmekte olduğunu anlayarak, ilerde bu ülkenin desteğini sağlayabilmek amacıyla Çar Aleksiye altın kakmak bir taht bile hediye ettiler.
1828 yılında Rumların Kars ve Doğu Bayezid’e girmesiyle Ermeniler, Osmanlılara karşı olan gerçek duygularını açığa vurdular. O kadar ileri gittiler ki, Anadolu’nun başka illerini de işgal etmek için Rusları teşvik bile ettiler. Hattâ 90.000 gönüllü Ermeni Ruslar yanında Osmanlılara karşı savaştı.
Fakat, Osmanlı Ermenilerinin ilk politik amaç taşıyan ayaklanması 1862 yılında Maraş’a bağlı Zeytun ilçesinde (şimdiki Süleymaniye) patlak verdi. Ermeniler çeşitli yollardan, özellikle Rusya’dan sağladıkları bol miktarda silâhla Müslüman köylerini bastılar, rast geldikleri herkesi kurşunladılar, evleri yaktılar. Aziz Paşa komutasındaki Osmanlı birlikleri ayaklanmayı bastırmak ve ayaklananları cezalandırmak için harekete geçince Fransız İmparatoru III. Napoleon hemen araya girdi. Bu müdahale Ermenilere verilmiş ilk taviz sayılır.
Fransızların ve Rusların Ermenilere karşı bu şekilde kanat germesi, Osmanlı ülkesini karıştırıyor ve ayaklanmaların bastırılmasında güçlükler çekiliyordu. Rusya’nın da emeli Osmanlı imparatorluğu’nu parçalamak olduğu için Ermenileri açıktan açığa kışkırtmakta bir sakınca görmüyordu. 1868 yılında Prens Gorçukof, Çarlık Rusya’sının Osmanlı Devleti’ni zayıf düşürmek ve ortadan kaldırmak niyetlerini: “Ya Osmanlı ülkesindeki Hıristiyanlara muhtariyet verilmeli, ya da Osmanlı toprakları taksim edilmelidir” şeklinde açığa vurmuştu.
Nitekim, 1862 yılında Abdülmecit tarafından Ermenilere devlet içinde önemli görevler verilmesinden itibaren, Osmanlı ülkesindeki Hıristiyanların isteklerinin arkası hiç kesilmedi. Avrupalıların, Osmanlılar üzerindeki siyasî ve ekonomik baskıları, Rusların kışkırtması ve Hıristiyanlara her çeşit yardımı ile, evvelâ Balkan devletlerinin bağımsızlık talepleri başladı. 1876 Meşrutiyeti bu şartlar altında ilân edildi, Ohannes Efendi de Meclis Başkanlığı’na getirildi.
1877 yılında patlak veren Osmanlı-Rus savaşı Osmanlıların yenilgisiyle sonuçlanınca Ruslar, İstanbul kapılarına dayandılar. Rus birliklerinin kumandanı Dük faikola’yı, Ayastefanos’ta başlarında Patrik Nevres Voryebedyan olduğu halde kalabalık bir Ermeni grup karşıladı. 1881 yılında Ermeni prenslerinden Dadyan’ın yazlık köşkünde imzalanan anlaşmaya Ermeniler 16. maddeyi koydurdular. Bu madde Osmanlı topraklarındaki Ermenilere geniş haklar getiriyordu. Daha sonraki Berlin Antlaşması’nın 61. maddesinde de bu haklar Ermenilere tanındı ve Balkan devletleri fiilen imparatorluktan koparıldı. Bu arada, Ermenilere sahip çıkma konusunda İngiltere Ruslardan geri kalmadığı gibi, Hınçak ve Taşnak-sutyan Komitelerinin kurulmasına ve bunların birer tedhiş kuruluşları gibi faaliyetler göstermelerine yardımcı olundu. İlk Ermeni komitesi 1887′de Ermeni asıllı bir Rus ile Kafkasyalı Ermeniler tarafından İsviçre’de, kurulan “Hınçak Komitesi” (Çan Sesi Komitesi) olmakla beraber, Ermenilerin Osmanlı ülkesi içinde daha önceki yıllarda da faaliyet gösteren dernekleri bulunuyordu. Bunlar: 1872′de Van’da kurulan “Ittihad ve Halâs Cemiyeti”, 1880′de Erzurum’da yuvalanan “Silâhlılar Cemiyeti” yine ihtilâller çıkarmak için 1882′de Van’da kurulan “Karahaç Cemiyeti” aynı yıl İstanbul’da gizli faaliyetler sürdüren “Ermeni Vatanperverler Cemiyeti” ve yurdun çeşitli yerlerinde aynı amaçla kurulan “Milliyetperver Kadınlar Cemiyeti”, “Ermenistan’a Doğru Cemiyeti” gibi.
1878 yılından evvel Ermeniler arasında ne milliyet fikri ve ne de bağımsızlık düşüncesi bulunuyordu. Eğer böyle fikirler uyanmış olsaydı, birtakım istekler komitacıların Avrupa’ya dağıttıkları beyannameler üzerinde kalmazdı. Avrupa basınının ve parlamentolarının bu meseleyi sürekli kurcalaması, papazların kışkırtmaları Osmanlı ülkesinin yeni yeni olaylara sahne olacağını gösteriyordu. Ermeni kiliseleri, Avrupa’da yuvalanan ihtilâl komitecileriyle işbirliği halindeydi. 1869′da Ermeni Patrikliğine getirilen Mıgırdıç Hırımyan,yıllarca önce doğu vilayetlerinde gazeteler çıkarmış, komitecilerin ihtilâl beyannamelerini yayınlayarak halkı ayaklanmaya teşvik etmişti. Bu din adamı, Ermeni Patrikliğine getirildikten sonra, fesad tohumlarını daha rahat ve kolay bir şekilde ekmek imkânını bulmuştu. 1874′te Patrik yapılan Nevres Voryebedyan, Mıgırdiç Hırımyan’dan da ileri gitmişti. Kanlı patrik, bir taraftan Çarlık Rusya’sı ile diğer taraftan da İngiliz hükümetiyle yakınlaşma sağlamıştı. İngiliz Elçisi Sir Henri Elliot’a, “Ermeni, halkının dikkatini çekmek için ihtilâl isyan ne gerekiyorsa bunu çıkarmanın güç olmadığını” söyleyen bir papazdı.
1885 yılında Avrupa’da ilk defa Ermeni girişimleri görüldü. Ermeni ihtilâlcileri Fransa, İngiltere, Avusturya, Amerika’da toplantılar düzenlediler. Yeni yeni komiteler kuruldu, Fransızca, İngilizce gazeteler yayınlandı. “Taşnaksutyan Komitesi”nin Paris’te yayınladığı gazetenin adı “Pro Armenia” idi. Büyük yardım ve destek gören bu gazete “Türkler Ermenileri kesiyorlar” diye yazılar yazıyordu. Ermeni propagandasını yürüten diğer gazeteler “Truşak”, “Razmik”, “Alik”, “Hayranik” vb. idi. Bu gazetelerin de sütunları Ermeni milliyetçiliği, Türk mezalimi gibi hayâl ürünü birtakım düşünceler ve olaylarla Solduruluyordu. Bunların ardından da Berlin Antlaşması hükümlerinin ihlâl edildiği yaygaraları koparılır oldu. Ermeni propagandası evvelâ Fransa’nın dikkatini çekti. Basında gerçek dışı yazılarla Osmanlılara karşı saldırıya geçildi. Fakat, Ermeni komitacıları Londra’dan daha büyük himaye görüyordu. Gladston Kabinesi, Ermeni temsilcilerini bir araya toplayarak onlara yardım vaadinde bulundu, teşkilâtlanmaları için elinden geleni esirgemedi. Bu himaye sonucu komite burada âdeta kök saldı. Osmanlıların barbar ve yeteneksiz oldukları propagandası yapılarak “Bağımsız Ermenistan” fikri uyandırıldı.
Ermeniler, Balkanlara olduğu gibi, kendilerine de bağımsız devlet kurma hakkının sağlanmasını Avrupalı büyük güçlerden ısrarla istiyorlardı. Oysa, Ermenilerin durumu ne Yunanlılar, ne de Bulgarlara benziyordu. Bir Ermenistan devleti yaratmak imkânsızdı. Aslında Rusya’nın da Avrupa devletlerin de hedefi “Bağımsız Ermenistan” devletinin kurulmasına çalışmaktan çok, Osmanlı İmparatorluğu’nun zayıflatmak ve yıkmaktı. Çünkü Ermeniler, bağımsız devlet kurabilecek şekilde Osmanlı ülkesinin hiçbir vilayetinde çoğunlukta değillerdi. Toplu olarak yaşadıkları belli başlı bir bölge yoktu. Tarihçilerin ve tarafsız araştırmacıların belgelerle ortaya koydukları bilgilere göre.Osmanlılar hiçbir yeri Ermenilerden fethederek ülkelerine katmamışlardır.
Ermenilerin, İstanbul’daki en cüretkâr hareketi Babıâli’yi basmalarıdır. Buna Ermenilerin gerçek anlamda ilk ihtilâli denebilir. Ermeniler, bütün Avrupa’yı ayağa kaldıracak bir ihtilâlin planlarını hazırlamak için, nihayet “Kumkapı Ermeni Kilisesinde toplanmaya karar verdiler.
Planları, Babıâli’yi basarak bütün nazırları ve yüksek görevlileri öldürmekti. Patrik kilisesinde 2000 Ermeni toplanmıştı (30 Eylül 1895). Burada yapılan sert bir konuşmada, “Bağımsız Ermenistan”dan, Türk zulmünden uzun uzun söz edilmişti. Sonra ihtilâl şiirleri okundu. Daha sonra Patrikhane Kilisesi’nin çanlarını çalmaya ve silâhlar patlamaya başladı. Silâhların atılması, çanların sürekli çalması ihtilâlin başladığının işaretiydi.
Sabah saat 10-11 sıralarında İstanbul sokaklarında nümayiş başladı. Bir kısım Ermeniler Patrikhane’nin önünde, diğer bir kısmı da Sultan Mahmut Türbesi’nde, üçüncü grup da Babıâli önünde toplandılar. Kumkapı’daki Patrikhane binasının önünden Babıâli’ye doğru ihtilâl sloganlarıyla yürüyen Ermeni kalabalığını engellemek için güvenlik kuvvetleri nasıl hareket edeceklerini kestirememişlerdi. Silâh kullanmak çok fazla kan dökülmesine yol açardı. Önce, nümayişçilere dağılmaları ihtar edildi. Fakat, ihtilâlciler polise karşı direndiler. “Yaşasın Ermenistan”, “Yaşasın hürriyet” diye bağırarak yürüyüşlerine devam etmek istediler. Çoğunun elinde silâh ve kamalar bulunuyordu. Nuruosmaniye ve Tavukpazarı’na doğru akın eden ihtilâlciler önlerine çıkan her şeyi kırdılar, polis kuvvetlerine karşı da silâhlı saldırıya geçtiler. Ermeniler kendilerini engellemek isteyen Jandarma Meclisi üyelerinden Binbaşı Saffet Bey’in üzerine de saldırarak, kamalar ve hançerlerle vücudunu delik deşik ettiler. Kanlı eylemlerini sürdürürken de “Yaşasın Ermenistan! Gün bugündür, işte hepinizi böyle öldüreceğiz” gibi sloganlar atıyorlardı. Artık iş çığırından çıkmıştı. Bundan sonra silâhlı çatışma başladı. Bu durum sabaha kadar sürdü. Ancak müdahale sonucu Ermenilerden büyük bir kısmı Patrikhane’ye sığındılar. Asker kiliseyi kuşattı, fakat Patrik suçluları teslim etmemekte direniyordu. Avrupa devletleri temsilcileri araya girerek buradaki Ermenilerin elinde bulunan silâhların toplanarak hükümete teslimine karar verildi. Birkaç gün süren görüşmelerden sonra Patrikhane
Kilisesi’nden 550, Beyoğlu Kilisesi’nden 150 kişi çıktı. Diğer kiliselere sığınan Ermeniler de vardı.
Patrikhane’den Babıâli’yi basmak maksadı ile yola çıkanlar Sultanahmet Meydanı’na ve Sultanahmet Türbesine kadar ilerlemişler, buradan Babıâli’yi basmak üzere ayrılarak yürüyen kol, İran Elçiliği’nden öteye gidememiştir. Bu arada Sadrazam Said Paşa, Zabtiye Nezareti’nin jandarma kuvvetlerini yeterli görmediğinden Babıâli’nin muhafazası için Serasker Paşa’dan bir tabur asker istemişse de, Sultan Hamid böyle bir tedbirin Avrupa’da işin büyütülmesine vesile ve fırsat oluşturacağını göz önünde tutarak bu tedbire müsaade etmemiş, sadece asker ve jandarmanın sokaklarda devriye olarak gezdirilmesi emrini vermiştir.
Olayın ertesi günü “Tercüman-ı Hakikat” gazetesinde, ilâve bölümünde “İlân-ı Resmî” başlığı altında bir hükümet bildirisi yayınlandı ve bu tebliğde Ermenilerin kanunsuz hareketleri anlatıldı.
Bu ihtilâl olaylarının hazırlıkları yabancıların da dikkatini çekmişti. Hattâ ikinci “Bâbîâli baskını” Sırasında Ermeniler, “İngiliz donanması yardımımıza gelecek” diye propagandalar bile yapmışlardı.
İstanbul’daki ayaklanma girişimleri kanlı bir şekilde bastırılmıştı ama Ermenilerin rahat duracağı yoktu. Nitekim, Avrupa devletlerinin Osmanlılar üzerinde baskısını sağlamak amacıyla başlarında Karakin Pastırmacıyan ve Taşnak Partisi’nin Avrupa’dan gönderdiği 29 komiteci olduğu halde Osmanlı Bankası’nı basarak işgal ettiler. Güvenlik kuvvetlerinin teslim ol çağrısına silâhla karşı koyan Ermeni ihtilâlciler yerine getirilmesi imkânsız birtakım taleplerde bulunuyorlardı. İstekleri şunlardı:
1-Büyük devletlerin ittifakıyla Osmanlı imparatorluğu’nun doğusundaki Ermeni vilayetlerine Avrupalı bir genel vali atanması,
2-Bu mıntıkanın vali, mutasarrıf ve kaymakamlarının genel vali tarafından seçilmesi.
3-Jandarma, polis ve memurların bir Avrupalı subay tarafından teşkilâtlandırılması.
Aslında Ermeni ihtilâlcilerin amacı dünyaya seslerini duyurabilmek ve Osmanlı hükümetini dünya kamuoyu önünde küçük düşürmekti. Bunda bir dereceye kadar da başarılı oldular. Sonunda, ihtilâlciler ancak Avrupa devletlerinin temsilcilerine teslim olmayı kabul ettiler. İstanbul’daki Rus Elçiliği Kâtibi Maksimos, bankaya girerek işgalcilerle görüştü. Birkaç saat sonra 29 ihtilâlci bankadan çıkarak kendilerini Avrupa’ya götürecek olan bir gemiye bindirildiler.
İhtilâl ateşi hızla Anadolu’yu da sardı. Peşpeşe Trabzon, Erzurum, Van, Bitlis, Sivas, Diyarbakır, Harput, Urfa, Adana, Halep vilâyetlerinde de kanlı olaylar baş gösterdi.
Konuyu yakından inceleyen bir Rus yazarı diyor ki: “Bu olaylarda Türkleri ne kadar barbarlıkla suçlarlarsa suçlasınlar, ancak gerçek şudur ki, bütün olayları yaratanlar Ermenilerdir. Meselâ, Trabzon sokaklarında Bahri Paşa ile Hamdi Paşa’nın Ermeniler tarafından yaralanması Trabzon olayına sebep olmuştur.”
1895 yılı içinde geçen Ermeni olayları şöyle sıralanabilir:
26 Eylül Trabzon, 9 Ekim Erzurum, 11 Ekim Maraş,13 Ekim Gümüşhane, 15 Ekim Edirne, 16 Ekim Bayburt, 18 Ekim Zeytun, 19 Ekim Mersin, 19-20 Ekim Şebinkarahisar, 20 Ekim Maraş, 20-24 Ekim Arapkir, 23-27 Ekim Malatya, 27 Ekim Eğin, 29 Ekim Papas, 29-30 Ekim Gürün, 30 Ekim Sivas, 3 Kasım Tokat, Amasya, Merzifon, 5 Kasım Antep, 6 Kasım Maraş, 7 Kasım Yenice, 16 Kasım Zile, 19 Kasım Vezirköprü.
Avrupa basınının günlerce birinci sayfalarını kaplayan Anadolu’daki kanlı Ermeni ihtilâllerinden biri de “Sason 01ayı”dır. 1894 yılında Sason ve Bitlis’te geçen Ermeni-Kürt çatışmasında 800′den fazla Ermeni, bir o kadar da Türk ve Kürt öldü.
Her zaman olduğu gibi Ermeniler yine, “Türkler bizi katlediyorlar” yaygarasını kopardılar. Bunun sonucu Osmanlılara dış baskılar arttı. Türk düşmanı İngiliz Başbakanı Gladston, tahkikat için bir komisyon kurulmasını istedi. İngiliz ve Fransız elçileri araştırma işinin yalnız konsoloslara bırakılmasını istiyorlardı.
1895 yılında Türkler ve Ermeniler arasındaki çatışmayı durdurmak isteyen beş jandarma eri şehit düşmüştü. Bu olanlar da Avrupa basınına gerçeğin tam tersi yansıtılarak, “Ermeniler öldürülüyor” yaygarası koparılmıştı. Hattâ Ermeniler tarafından Türklerin haysiyetini kırıcı şarkılar bile bestelenmişti.
Yüzyıllarca Osmanlı toplumu içinde kardeşçe yaşayan Ermenileri bağımsız bir Ermenistan fikrine iyice inandırabilmek için, yoğun bir propagandaya girişilmişti. Bu konuda çeşit çeşit (Türkçe, Fransızca ve Ermenice) beyannameler, tablolar, haritalar, broşürler, kitaplar yayınlanmıştır. Bu yayınlar İkinci Meşrutiyet’ten sonra günümüze kadar devam etmiştir.
Ermeni olayları bugün de ayrı hızıyla devam etmektedir.
Etiketler: ermeni sorunu, ermeni tarihi, ermeniler, ermenistan, tarih, türk tarihi