‘hayatı’ olarak etiketlenmiş yazılar

2.Süleyman

Perşembe, 04 Ekim 2007

Osmanlı padişahı. Sultan İbrahim’in oğludur. Kırk yıl sarayda kafes hayatı yaşadıktan sonra ağabeyi IV. Mehmet’in tahttan indirilmesi üzerine padişah oldu (8 Ekim 1687). Tahta çıktığı zaman ikinci Viyana kuşatmasıyla başlayan savaşlar devam ediyordu. İçerideyse Kapıkulu ocaklarının çıkarttığı karışıklıklar, padişahın en önemli meselesiydi.

Avusturyalılar, Eğri, Lipva, Belgrat ve Niş’i ele geçirdiler. Venedikliler de Istefe, Knin kalelerini almışlardı. Bu yenilgiler sürerken, Padişah II. Süleyman Sofya’ya geldi. Sadârete getirdiği Fazıl Mustafa Paşa, bilgi ve tecrübesini kullanarak Belgrat ve Niş kalelerini Avusturyalılardan geri aldı. Bu savaşlar sırasında cephede bulunan padişah öldü (2 Haziran 1691). Cenazesi İstanbul’a getirilerek Sultan Süleyman’ın türbesine gömüldü.

Kanuni Sultan Süleyman

Perşembe, 04 Ekim 2007

Osmanlı Hanedanı’ndan onuncu padişah. Babası I. Sultan Selim (Yavuz), annesi Kırımlı Hafsa Sultan’dır. Babasının sancak beyi bulunduğu Trabzon’da doğdu. Babası tahta çıkınca veliaht olarak Manisa sancak beyliğine getirildi. İstanbul’da saltanat nâibliği de yaptı.

1520′de babası Yavuz Selim aniden ölünce yerine geçen oğlu Kanunî, saltanatında karşılaştığı ilk önemli hadise Canbirdi (Canverdi) Gazalî’nin ayaklanmasıdır. Yavuz Selim 1517′de Mısır’ı Osmanlı topraklarına kattıktan sonra Memlûk Sultanlığı ileri gelenlerinden Canbirdi Gazalî’yi “Şam beylerbeyi” unvanıyla Suriye, Lübnan ve Filistin genel valiliğine atamıştı. Yine Mısır beylerbeyi Hayrbay da Memlûklu idi.

Canbirdi, Yavuz’un ani ölümünü fırsat bilerek ayaklanmaya kalkışmış Hayrbay’ı da bir mektupla yardıma çağırmıştır. Hayrbay mektubu İstanbul’a göndererek durumu Divân’a bildirince divan, Halep beylerbeyi Karaca Paşa’yı durumdan haberdar etmiş, gafil avlanmamasını sağlamıştı. Bu arada vezir Damad Ferhat Paşa da serdar-ı ekrem olarak ayaklanmayı bastırmakla görevlendirilmişti. Dulkadiroğlu Ah Bey de ona yardım edecekti.

O sırada Halep önlerine gelip Halep’i kuşatmış olan Canbirdi Osmanlı ordusunun gelmekte olduğunu öğrenince kuşatmayı kaldırmıştı. Ali Bey Şubat ayı başlarında Canbirdi’ye ulaştı. Kendi kuvvetleriyle Canbirdi’yi yenebileceğini öğrenince Ferhat Paşa’y1 beklemeden savaşa girişti ve 6 saatte Canbirdi’yi yakalayıp başını kesti ve İstanbul’a gönderdi (6 Şubat 1521). Böylece Canbirdi ayaklanması iki aylık bir zaman sürmüştü.

Canbirdi ayaklanmasının bastırıldığı haberi İstanbul’a ulaştığında Kanunî Belgrat seferine hazırlanıyordu. Babasının vefatı üzerinden sadece 8 ay geçmişti. Kanunî’nin bir sefer hazırlığı içinde olduğunu bilen bütün komşu devletler telaş içinde idi. Ne zamanki Kanunî ordusunun başında Macaristan üzerine yürümeye başladı (18 Mayıs 1521) İran ve İtalya rahat nefes aldılar. Kanunî’nin ilk seferi olan bu seferde Böğürdelen Kalesi de Osmanlıların eline geçmişti (29 Ağustos 1521). Belgrat’ın düşmesinden sonra çevresindeki bütün kale, palanka ve kasabalar imparatorluğa katıldı.

Fethin ertesi günü, 30 Ağustosta Kanunî, merasimle Belgrat’a girdi. Bugün; bir Cuma günü olduğu için, Belgrat’ta büyük Türk hakanı adına hutbe okundu. Büyük kilise camiye çevrildi ve burada namaz kılındı. 19 gün şehirde kalan Kanunî, kaleyi 200 topla tahkîm ettikten ve Macarlar tarafından geri alınmasını imkânsız bir hale getirdikten sonra 18 Eylülde Belgrat’tan hareket emrini verdi. 31 günde Belgrat İstanbul yolu alındı ve muzaffer Türk ordusu, 19 Ekimde İstanbul’a döndü.

Kanunî, Belgrat’ın fethinden sonra Rodos’a sefer düzenlemeyi düşünüyordu. Böyle bir seferde Venedik’i ayrı tutmak isabetli olurdu. Bu nedenle Belgrat’tan sonra Kanunî Venedik’le bir anlaşma imzaladı. Bu anlaşmaya göre Venediklilere ticaret serbestliği ve güvenliği yanında bir de 3 yılda bir değiştirilmek üzere İstanbul’da bir balyos bulundurma hakkı tanındı. Artık Rodos seferi yapılabilirdi. Rodos hem askerî bakımdan hem de Haçlı devletlerinin yakın-doğudaki son kalıntısı olması bakımından Osmanlıların dikkatini çekiyordu. Daha önce de üç defa kuşatılmıştı. Hem Rodos’ta üstlenen Saint Jean şövalyeleri Müslüman ticaret ve hac gemilerine sık sık saldırdıkları da oluyordu. Zaten şövalyelerin asıl gayesi Müslümanlarla savaşmaktı. Üstelik Canbirdi Gazali’ye maddî ve teknik destekde de bulunmuşlardı. Rodos Osmanlılar için tam bir fitne yuvası idi.

Kanunî Osmanlı kuvvetlerini kademeli olarak sefere çıkarmıştı. Önce ordu (4 Haziran 1522), sonra da kendisi, yanında şeyhülislâm Zenbilü Ali Cemali’yi de alarak yola çıktı (16 Haziran). Donanma 20 günde Rodos’a gelmiş çıkartmaya başlamıştı. Adanın Ortodoks halkı, kendilerini parya gibi kullanan şövalyelerden nefret ediyordu. Bu sebeple Osmanlı ordusunun gelmesini sevinçle karşılamışlardı. Ordu 28 Temmuzda tamamen adaya çıkmış ve kuşatma başlamıştı. Kaleye de birçok kadın ve erkek casus sokulmuş bulunuyordu. Nihayet uzun kuşatmalardan sonra 20 Aralık 1522′de şövalyeler Rodos’u ve On İki Ada’yı boşaltmak zorunda kalmışlardır . Kanunî bundan sonra ilk iş olarak adadaki Saint Jean Kilisesi’ni camiye çevirdi. Ardından süratle adayı Türkleştirmek için Anadolu’dan Türkleri getirtip adaya yerleştirdi.

1523 yılında Kanunî emektar Pirî Mehmet Paşayı emekliye ayırınca yerine Has Odabaşısı Makbul İbrahim Paşa’yı getirdi. İbrahim Paşa İtalyan asıllı bir köle idi. Ancak kendisini köle olarak alan kadın İbrahim’i çok iyi yetiştirmişti. Halbuki kurala göre ikinci vezir Ahmet Paşa (Hain)’nın gelmesi gerekiyordu. Ahmet Paşa sadrazamlık yerine Mısır valiliğine gönderilince bu durumu kendisine yediremeyen Ahmet Paşa Mısır’da Memlûk beyleriyle birleşerek başkaldırdı ve bazı yerleri de işgal etti. Kendisini hükümdar ilân ederek adına hutbe okuttu, para bastırdı (1524). Bu hareketleri üzerine “hain” ilân edilen Ahmet Paşa’ya karşı Mısır’da bulunan 5 bin kadar Osmanlı askeri cephe aldı. Sonunda halk ve bir kısım Memlûk askeri de Hain Ahmet Paşa’ya cephe almaya başlamışlardı.

Sonunda kendisine sadrazam tayin ettiği Kadızâde Mehmet Bey, devlete sadık olduğu için, İstanbul’dan kendisine gizlice gönderilen talimata göre takibe başladı. Onu hamamda bastırdı fakat Hain Ahmet Paşa kaçtı. Onu takip eden Kadızâde Mehmet Bey, Hain Ahmet Paşa’yı sığındığı şeyhten alarak öldürdü (Ocak 1524). Bunun üzerine Kanunî Mısır’da bazı ıslahatlara girişti ve bu işte bizzat Makbul İbrahim Paşa’yı görevlendirdi. Sadrazam İbrahim Paşa, Mısır’da karışıklıkları bastırmış ve Hadım Sinan Paşa’yı Mısır valiliğine tayin etmişti.

Bu arada yolsuzlukları ve zalimliği ile ün salan üçüncü vezir Ferhat Paşa idam edilmiş (1 Kasım 1954), küçük bir yeniçeri ayaklanması da bizzat Kanunî tarafından bastırılmıştı. Aynı yıl Kazan Hanı Sahip Giray İstanbul’a gelerek Kanunî’ye bağlılığını göstermiştir.

Kanunî Mısır meseleleriyle uğraşırken Macaristan sınırında da bazı kıpırdanmalar başlamıştı. Kanunî yeni bir Macaristan seferine karar vermişti. Mohaç seferi diye bilinen bu sefer 1526′da gerçekleşmiştir. Sayısız kale, şehir ve kasaba bu sefer sırasında Osmanlı topraklarına katılmıştır. Fakat asıl büyük karşılaşma Mohaç meydanında Kral II. Layos ile Kanunî arasında gerçekleştiği için bu sefere Mohaç seferi denmiştir.

Mohaç’tan sonra Kanunî doğruca Budin (Budapeşte) üzerine yürüdü. Zaten asıl hedef burası idi. Kanunî Mohaç’tan Budin’e 8 günde gelmişti ki Macar ordusu aynı yolu 35 günde almıştı. Bu yürüyüş sırasında hiçbir mukavemet ile karşılaşmadan doğruca Macaristan’ın başşehri Budin’e girmiş ve saraya inmiştir (17 Eylül 1526).Kanunî’nin buradaki 13 günlük ikameti sırasında Macaristan’ın statükosu konmuş, metbu kral olarak Zapolya tahta geçirilmiştir. Bu arada Segedin (24 Eylül) ile birlikte daha birçok Macar şehri de alınmıştır.

Mohaç zaferinden sonra Macaristan Krallığı için Osmanlı Devleti ile Habsburg hanedanı arasında çekişme başladı. Kanunî Macar tahtına Zapolya Janos’u getirmişti. Ancak Habsburg hanedanından Viyana Arşidükü Ferdinand da bu tahta adaydı. Zapolya, Kanunî’nin desteği ile Macar tahtına geçti. Ancak rakibi Ferdinand ile mücadele etmek zorunda kaldı. Ferdinand, Zapolya’yı yenerek Budin’i ele geçirdi. Zapolya’nın Kanunî’den yardım istemesiyle Avusturya’ya karşı sefer açıldı.

Budin geri alındı ve Zapolya Macar tahtına çıkarıldı. Budin’den sonra Estergon Kalesi kuşatıldı ve fethedildi.Viyana üzerine hareket edildi.

Viyana kuşatmasından sonra Ferdinand yine Macaristan kralı olmak için Kanuni’ye başvurdu, teklifi kabul edilmedi. Ancak Zapolya da Macaristan’a hakim olamadı. Ferdinand’ın Estergon, Vişergrad ve Vaç’ı aldıktan sonra Budin’i de kuşatması üzerine Kanunî savaşa karar verdi. Kanunî Şarlken’i meydan savaşma zorladı ise de imparator buna yanaşmadı. Osmanlı ordusu Macaristan’da 15′e yakın kale ele geçirdi.

Macar Krallığından ümidini kesen Ferdinand anlaşma teklif etti. Kanunî, bu sırada İran ile savaş tehlikesi olduğundan, teklifi kabul etti. Macaristan Zapolya ve Ferdinand arasında paylaştırıldı (1533).

Kanunî Avusturya ile anlaşma yaptıktan sonra İran ile ilgilendi. Safevî beylerinden Ulama Han’ın Osmanlılara bağlı Bitlis Beyi’ne Şeref Han’ın da İran’a sığınmasıyla iki devlet arasındaki münasebet gerginleşmişti. Diğer taraftan İran’ın Bağdat valisi Zülfikar’ı öldürttü. Bütün bu olaylar üzerine sadrazam İbrahim Paşa İran seferi serdarlığı ile görevlendirildi. Kanunî de Haziran 1534′de sefere çıktı. Tebriz-Hoy arasında İbrahim Paşa ile birleşti. Aralık 1534′te Bağdat ele geçirildi. Bu arada Tebriz’e gelen Şah Tahmasb, Ulama Han’ı kaçırmış o da Van’a sığınmıştı. Bu durum üzerine Kanunî Bağdat’tan hareket etti.

İran seferinden sonra sadrazam İbrahim Paşa idam edilerek yerine Ayaş Mehmet Paşa getirildi.

1537′de İtalya’nın Otranto şehri ele geçirildi. Kanunî 1538′de Boğdan seferine çıktı. Yaş ve Buğdan’ın, merkezi Suceva alındı. Kanunî’nin Boğdan seferi sırasında Barbaros Hayreddin Paşa, Preveze’de Andrea Doria komutasındaki Hıristiyan donanmasını yendi (1538). Yine bu yılda Mısır vahşi Hadım Süleyman Paşa Hint deniz seferine çıktı. 1540′da Macaristan ve Avusturya işleri yeniden karıştı. Macar tahtına, Zapolya’nın ölümü ile yeni doğan oğlu Sigismund çıkarıldı. Ferdinand ve Şarlken Sigismund’un krallığını kabul etmeyerek Budin’i kuşattılar. 3. vezir Sokullu Mehmed Paşa Budin’e gönderildi. 1541 de de Kanunî Budin’e hareket etti. Belgrat’ta iken Budin’in kurtarıldığı haberi geldi.

Zapolya’nın elindeki Macaristan, Osmanlı idaresine bağlandı. Sigismnud’a büyüyünce Macar Krallığının verileceği bildirildi ve Erdel’e gönderildi (1541).

Kanunî, 1543′te yeni bir Macaristan seferine çıktı. Estergon’u kuşatarak aldı. Bu arada Barbaros Hayreddin Paşa Nis’i kuşattı. Estergon seferinden sonra Avusturya barış istedi. İran’a sefer açıldı (1548); Tebriz 3. defa alındı.

1549′da İranlılarla işbirliği yapan Gürcülere karşı seferler yapıldı. Şah Tahmasp 1552′de Van, Ahlat, Adilcevaz bölgelerine saldırdı. Erciş Kalesi’ni kuşattı. Bu durum karşısında sadrazam Rüstem Paşa İran seferi serdarı tayin edildi. Şehzade Mustafa’nın ayaklanması üzerine Kanunî de sefere çıktı (1553). Oğlu Mustafa’yı boğdurdu. 1554 baharında İran’a gitti. Revan, Karabağ, Nahçivan’ı ele geçirdi. 1555′de Amasya’da bir antlaşma yapıldı. Buna göre Tebriz, Doğu Anadolu, Irak-ı Arab Osmanlılarda kaldı.

Kanunî bundan sonra 2 oğlu arasında (Bayezid ve Selim) başlayan saltanat mücadelesi ile uğraştı. Ancak Bayezid yapılan mücadeleyi kaybetti ve Selim Osmanlı tahtının tek varisi oldu. 1562′de Avusturya ile 8 yıllık bir antlaşma yapıldı. Bu antlaşma ile Avusturya Erdel’i Osmanlılara bıraktı.

1565′de Malta Adası’nın fethine çalışıldı. Mustafa Paşa serdar, Piyale Paşa kaptan-ı derya olarak Malta’yı almakla görevlendirildi. Ancak Malta kuşatması başarılı olmadı. Turgut Reis kuşatma sırasında öldü (1565) (Bk. Malta Seferi).

1564′de Avusturya İmparatoru Ferdinand ölünce yerine I. Maximilien geçti. Maximilien Avusturya’nın Osmanlılara ödemesi gereken vergiyi ödemedi. Diğer taraftan Osmanlıların himayesinde olan Erdel Kralı Yanoş Sigismund’un Avusturya elinde bulunan Erdel topraklarım geri almak istedi.

Bu durum Osmanlı-Avusturya münasebetlerini bozdu. Kanunî 1566′da 13. ve son seferi olan Zigetvar seferine çıktı. Uzun süren kuşatmadan sonra Zigetvar Kalesi 7 Eylül 1566′da alındı. Ancak Kanunî kalenin alındığını göremeden öldü.

Kanunî’nin 46 yıl süren saltanatı sırasında Osmanlı Devleti dünyanın en güçlü devleti durumuna geldi.

3.Selim

Perşembe, 04 Ekim 2007

Osmanlı Hanedanı’ndan yirmi sekizinci Osmanlı padişahıdır. Babası III. Mustafa, annesi Mihr-i Şâh Sultan’dır. Babasının ölümüyle amcası I. Abdülhamit tahta çıkınca 13 yaşında veliahtlığa yükselmiştir. Bu dönemde Fransa Kral XVIII. Louis’ e kadar bir çok yerli ve yabancı şahsiyetle iyi ilişkiler kurmuştur. Çok iyi hocalardan ders görmüş, bilhassa mûsiki alanında başarı göstermiştir. I. Abdülhamit’in ölümü üzerine III. Selim tahta çıkmıştır (8 Nisan 1789).

III. Selim, amcasının sadrazamı olan Koca Yusuf Paşa’yı, 7 Haziran 1789 tarihine kadar sadarette bıraktı; sonra Vidin seraskerliğiyle sadâretten uzaklaştırıldı. Yerine Vidin seraskeri Hasan Paşa getirildi. 3 Aralık 1789′da Rusçuk muhafızlığı ile o da sadaretten uzaklaştırıldı. Kaptan-ı derya Cezayirli Gazi Hasan Paşa, sadrâzam oldu; 30 Mart 1790′da Şumnu’da öldü. 3 ay sonra Cezayirli’nin yerine Rahova muhafızı Çelebî-zâde Şerif Hasan Paşa sadrâzam oldu; 15 Şubat 1791′de Şumnu’da idam edildi. Koca Yusuf Paşa, 2. defa sadarete getirildi. Bu dönemde, üç yıh aşan bir zamandır süren Osmanlı-Alman savaşı Ziştovi barış antlaşmasıyla (2 Ağustos 1791),Yusuf Paşa 4 Mayıs 1792′de Trabzon beylerbeyliği verilerek Anadolu’ya gönderildi, Damad Melek Mehmet Paşa, sadrâzam oldu. 1787 Osmanlı- Rus savaşı da, Yaş Antlaşmasıyla sona erdirildi (9 Ocak 1792).

Rus ve Alman savaşları bitince III. Selim devletin bütün müesseselerini kaplayan bir ıslahata girişti. Ancak devlet adamlarının çoğu, radikal ıslahata taraftar değillerdi. Devlet savunmasının kazandığı önem yüzünden III. Selim, Kapıkulu ocaklarına dokunmaksızın yeni bir ordu teşkiline girişti. Amacı yeni orduyu kurduktan sonra eskisini tasfiye etmekti. Fakat başta Yeniçeri ocağı olmak üzere Kapıkulları, geleceklerinin tehlikede olduğunu anlamışlardı. III. Selim, devletin ileri gelen belli-başlı şahsiyetlerinden ıslahat lâyihaları alarak, onların, imparatorluğun istikbâli ve kalkınması üzerindeki fikirlerini öğrendi.

24 Şubat 1793′te Osmanlı tarihinde önemli bir devre başladı ve resmen “Nizâm-ı Cedîd” hazinesi ve defterdarlığı kurularak, ayrı ve ikinci bir Mâliye nezâreti halinde teşkilâtlandırıldı. 1794′de Levendde büyük bir kışla inşa edildi. Nizâm-ı Cedîd askeri ne, kırmızı ve mavi renklerle, Avrupa’dan satın alınan üniformalar giydirildi.

19 Ekim 1794′te Damad Melek Mehmet Paşa emekliye ayrıldı. Yerine İzzet Mehmet Paşa, sadrazam oldu.

Bu dönemde Osmanlı Devleti’nin meselelerinden biri de, merkezi hükümetin eyaletlerdeki otoritesinin zayıflamasıdır. Padişah fermanlarına kulak asmayan eyâletler kasabalarda “ayan” denen derebeyleri türedi; Anadolu ve Rumeli’nin geniş çevrelere hâkim olmaya başladılar. Pazvandoğlu Osman Ağa adında bir yeniçeri etrafına topladığı başıbozuklarla, Osmanlı Devleti’ne uzun süre problem oldu.

Bu sırada, Napoleon Bonaparte’ın 2 Temmuz 1798′de Mısır’a saldırmasıyla, Osmanlı-Fransız savaşı başladı. Bonaparte, Mısır’ı almak, oradan Hindistan’a geçmek, İngilizlerin elindeki Hind ülkelerini fethetmek istiyordu.

Birkaç gün sonra, haftalardır Fransızları izleyen Amiral Nelson, İngiliz donanması ile İskendire’yi bastı. Ağustosun ilk günü İskenderiye civarında Ebû Hûr’da Fransız donanmasını yaktı. Donanmadan mahrum kalan Bonaparte Mısır’da hapsolunmuştu.

30 Ağustos 1978′de sadrazam İzzet Mehmet Paşa, görevinden azledildi. Yerine Erzurum beylerbeyisi Yusuf Ziyaeddin Paşa sadârete getirildi.

Babıâli, 2 Eylül 1798′de Fransa’ya savaş ilân etti ve Fransa ile savaş halinde bulunan İngiltere’nin müttefiki oldu. 3 Ocak 1799′da Osmanlı-Rus ye 2 gün sonra da Osmanlı- İngiliz ittifakı imzalandı.

Bonaparte, 1799 Şubatının ilk günlerinde Kahire’-den hareket etti. 25 Şubatta Gazze’yi alarak Filistin’e girdi. 13 Martta, Filistin’in kuzeyinde bir liman olan ve Cezzar Ahmed Paşa tarafından’ savunulan Akkâ Kalesi önüne geldi. 21 Mayıs 1799′da Bonaparte, Akka önlerinden çekildi, kuşatmayı kaldırarak Kahire’ye döndü. Bu zafer, Cezzar Ahmed Paşa’nın adını bütün Avrupa’ya duyurdu.

Bir süre sonra Köse Mustafa Paşa, 80 Osmanlı gemisiyle İskenderiye yakınlarına 8.000 asker çıkardı. Ancak 25 Temmuzda Fransızlar tarafından bozuldu ve esir düştü. İstanbul’dan, Mısır’ı geri alacak bir ordunun hareket etmesi üzerine Bonaparte, 25 Temmuz 1799′da Mısır’dan ayrıldı ve iki gemiyle Fransa’ya döndü.

Bonaparte, Mısır’da iken, müttefik Osmanlı-Rus donanması, Fransızların Venedik’ten almış oldukları İyonya Adaları ile Epir iskelelerini ele geçirdi. 21 Mart 1800 antlaşmasına göre, Epir’deki dört iskele, başta Preveze olmak üzere Osmanlılara iade edildi. İyonya Adaları (Korfu, Zenta, Kefalonya, Aya Mavri, Cerigo vs.) ise iç çekişmelerinde bağımsız birer devlet oldu ve Osmanlı tabiiyetine girdi.

1800 yık boyunca ve ertesi yılın ilk aylarında Fransızlar, gittikçe ağırlaşan şartlar altında Mısır’ı elde tutmaya çalıştılar. Sadrazam ve serdâr-ı ekrem Yusuf Ziyaeddin Paşa, Fransız ordusuna yenildi. Vezir Nasûh Paşa aynı teşebbüsü tekrarladıysa da, başaramadı. Nasûh Paşa’dan Mısır beylerbeyiği ve seraskerliği alınarak Haleb’e gönderildi. Kaptan-ı derya küçük Hüseyin Paşa’nın 70 gemisiyle İskenderiye’yi kuşatması üzerine yardım geleceği ümidini kesen Fransızlar 27 Haziran 1801′de Mısır’ın boşaltılması hakkındaki anlaşmayı imzaladılar. 24 Nisan 1805′te sadrâzam Yusuf Ziyaeddin Paşa, istifa etti. Yerine kaptan-ı derya Hafız İsmail Paşa, sadrâzam oldu.

Bu arada Mehmet Ali Ağa, Fransızlarla savaşmak üzere 200 gönüllünün komutan yardımcısı olarak Mısır’a ayak bastı. Bir süre sonra da bu gönüllülerin başına geçti. Az zamanda, iç durumu karışık olan Mısır’da büyük nüfuz kazandı. Babıâli’nin emirlerini dinlemeyen Memlûk beylerinin başlarını kestirerek İstanbul’a yolladı. Ayrıca Mısır beylerbeyisi yapılırsa Arabistan’a gidip Vehhâbileri de ortadan kaldıracağını vaat etti. Bunun üzerine 8 Temmuz 1805′te vezâret pâyesiyle Mısır beylerbeyiliğine atandı.

III. Selim Rumeli’ndeki ayanları yola getirmek gayesiyle, Kadı Abdurrahman Paşa’yı Nizâm-ı Cedîd askerleriyle Konya’dan İstanbul’a çağırdı (1806).

2 Haziran 1806′da Nizâm-ı Cedîd askerleriyle İstanbul’a gelen Abdurrahman Paşa, 15 Temmuz 1806′da Edirne’ye doğru hareket etti. Yolda rastladığı eşkiya ve ayanı yok ediyordu. Ancak III. Selim’e Müslüman kanı döküldüğü şikâyetleri yapılınca, padişah, Abdurrahman Paşa’ya geri dönmesini emretti. Bu durum, Sırpların işine yaradı. Uzun süredir Osmanlı idaresine karşı ayaklanma hazırlıkları gerçekleşme imkânı buldu. Kara Yorgi’nin başkanlığındaki Sırp ihtilâlcileri, 13 Aralık 1806′da Belgrat’ı aldılar. Bu arada Kara Yorgi’yi desteklemek amacıyla Rus kuvvetleri 8 Aralık 1806′da Bender’i, 16 Aralıkta Hotin’i alarak Güney Podolya’yı istilâ ettiler. 1806′nın son günlerinde, Karadeniz sahillerine inerek Akkerman ile Kilye’yi ele geçirdiler. Osmanlılar Tuna deltasında Rusları yenerek durdurdular. Bundan sonra Osmanlı Devleti, 22 Aralık 1806′da Rusya’ya savaş ilân etti. Böylece Yaş Antlaşmasından 14 yıl sonra, yeni bir Osmanlı-Rus savaşı başladı.

14 Kasım 1806′da sadrâzam Hafız İsmail Paşa azledildi. Yerine yeniçeri ağası İbrahim Hilmi Paşa sadrazam ve Rus savaşı üzerine serdar-ı ekrem oldu.

Silistre valisi Vezir Alemdar Mustafa Paşa, Bükreş yakınlarında Rusları bir daha yenince, Rus saldırısı kırıldı.

Devlet dışarıda büyük devletlerle savaşırken içerde de bir takım huzursuzluklar başlamıştı. III. Selimin değişiklik teşebbüsleri başta yeniçeriler olmak üzere halk arasında tepkiyle karşılanmıştı. Ulemâ Nizâm-ı Cedîd askerinin pantolon giydiği için Müslüman sayılmayacağını, padişahın askerine şapka giydirmeye de karar verdiğini yayıyorlardı. Avrupa usulü olduğu pek belli olan bu inkılâplar, halkın gururuna dokunuyordu. Sadâret kaymakamı vezir Köse Mûsâ Paşa, şeyhülislâm Topal Ataullah Efendi ve veliaht Mustafa da isyancıları kışkırtıyorlardı. Bundan sonra padişahın gâvur olduğunu iddia edenler de ortaya çıktı. Sonunda, 25 Mayıs 1807′de Kabakçı Mustafa adında birini reis seçen, Karadeniz Boğazı’ndaki yeniçeri yamakları ayaklandılar.

28 Mayısta III. Selim, Nizâm-ı Cedîd’i resmen kaldırdı. Bu geri adımı fırsat bilen yenilik aleyhtarları şeyhülislâm Topal Ataullah Efendi’nin fetvası ile III. Selim’i tahttan indirdiler (28 Haziran 1807).

Halinden sonra III. Selim, Topkapı Sarayı’ndaki dairesine çekildi. Yerine tahta çıkan yeğeni IV. Mustafa’nın bir yıl iki aylık saltanatı boyunca musikî ile uğraşarak vakit geçirdi. Alemdar olayında IV. Mustafa’nın emriyle öldürüldü (28 Temmuz 1808).

2.Selim

Perşembe, 04 Ekim 2007

Osmanlı hanedanından onbirinci Osmanlı padişahıdır. Babası Sultan Kanuni Süleyman, annesi Hürrem Sultan’dır. Ağabeyi Şehzade Mustafa’nın ölümü ile veliaht oldu.

Sultan Kanunî Süleyman’ın ölümünden sonra, II. Selim tahta oturdu. 3 Ekim 1566′da Belgrat’a gitmek üzere İstanbul’dan ayrıldı. Bu sırada Zigetvar Kalesi’nde bulunan Sadrazam Sokullu Mehmet Paşa II. Selim’in Belgrat’a geldiği haberini alınca, 21 Ekim’de, orduya hareket emrini verdi. 26 Ekim’de de Belgrat’a varıp II. Selim’e biat etti.5 Aralık 1566 günü ordu İstanbul’a döndü.Sultan II. Selim’in yaptığı ilk işlerden biri, damadı Piyâle Paşa’yı kapdân-ı deryalıktan vezirliğe yükseltmek oldu. Müezzinzâde Ali Paşa da kapdân-ı derya öldü.

II. Selim, 22 Haziran 1567′de Edirne’ye gitmek üzere İstanbul’dan ayrıldı. 1567-1588 kışını Edirne’de geçirdi. Buradayken Avusturya ile Edirne Antlaşması imzalandı (17 Şubat 1568).II. Selim padişah olduktan sonra Yemen iki eyâlete bölündü: “Tihâme” denen Kızıldeniz sahilleri, merkezi Zebîd olmak üzere Yemen Beylerbeyliği’ni, “Cebel” denen iç dağlık bölge de San’â Beylerbeyliği’ni teşkil edecekti. Birincisine Hasan Paşa, ikincisine de Murat Paşa tâyîn olundu. Bu arada Zeydî-ler, San’â’yı Osmanlılardan aldılar (1567). Ayaklanma hareketini genişleten, İmam Mutahhar 7 Ekim’de Taazz’ı alarak daha da güneye indi. Bâbulmendeb Boğazı’nın kuzeyindeki Mohâ limanını da alarak, Aden’e dayandı.

Divan 16 Aralık 1567′de Özdemiroğlu Osman Paşa’yı, Hasan Paşa’nın yerine San’â beylerbeyliğine tâyin etti. Lala Mustafa Paşa’yı da serdar yaparak Yemen’e gönderdi. Sinan ve Mustafa paşaların aralarındaki anlaşmazlık yüzünden Lala Paşa’nın Yemen’e hareketi imkânsız hale geldi.

Dîvân-ı Hümâyûn, 28 Nisan 1568′de Yemen’deki her iki eyâleti tekrar birleştirdi. Özdemiroğlu Osman Paşa, her ikisinin de başına getirildi. Lala Paşa, serdârlıktan alınarak yerine Sinan Paşa, vezir pâyesiyle Yemen üzerine gönderildi. Sinan Paşa, serdâr sıfatıyla 5 Ocak 1569′da Kahire’den harekete geçti. Hicaz, Asîr ve Yemen’i kuzeyden güneye baştan başa geçerek Güney Yemen’de Taazz’a geldi. Oradan, Yemen’in Kahire kalesine hareket etti. İmam Mutahhar’ı kaçırarak 3 Mayıs 1569′da Kahire kalesini teslim aldı.

15 Mayıs 1569′da Osmanlılar, Yemen’i kuzeyden güneye yeniden fethedip Umman Denizi’ne dayandılar ve Zeydî hâkimiyetine son verdiler.

Bu arada Astırhan seferine memur edilen donanma, 4 Ağustos 1569′da İstanbul’dan hareket ederek, Azak Denizi’nin kuzey-doğu ucundaki Azak limanına gelmişti. 12 Eylül 1569′da Osmanlı-Kırım kuvvetlerinden oluşan bir ordu da Astırhan’a gelerek şehri kuşattı. Fakat kış mevsiminin yaklaşması sebebiyle kuşatma kaldırıldı. Ve ordu İstanbul’a döndü.

Sultan II. Selim’in ısrarıyla Kıbrıs seferi düzenlendi.

Donanma-yı Hümâyûn, 15 Mayıs 1570′te İstanbul’dan ayrıldı. Donanmaya Kapdân-ı Derya Müezzin-zâde Ali Paşa, orduya Serdâr 6. Vezir Lala Mustafa Paşa kumanda ediyordu. 1 Temmuz 1570 günü Donanma Kıbrıs’a vardı. Limasol civarındaki Leftari kalesi savaşsız teslim oldu. İki gün sonra, bir kısım Osmanlı askeri de Limasol’un Larnaka limanına çıkarıldı. 9 Temmuzda Kyrinia limanını ele geçiren Osmanlı kuvvetleri 22 Temmuzda Lefkoşe Kalesi’ni kuşattı. Lefkoşe kuşatması 49 gün sürdü. Şehir 9 Eylülde alınabildi. Lefkoşe düşünce, Baf, Limasol, Larnaka kaleleri de fetholundu. Magosa’nın da demirlenmiş bulunan Osmanlı donanmasının bozguna uğrattı (7 Ekim 1571).

25 Mayıs 1571′de Papa, ispanya Krab ve Venedik Doçu Osmanlılara karşı bir anlaşma imzaladılar. Maksat, Kıbrıs’ı Türklere kaptırmamaktı. 22 Temmuzda muahede resmen ilân edildi. Donjuan kumandasında hazırlanan haçlı donanması, İnebahtı’da demirlenmiş bulunan Osmanlı donanmasını bozguna uğrattı (7 Ekim 1571).

Bu arada Boğdan voyvodası Ioan cel Cumplit, Dîvân-ı Hümâyun’un yıllık Boğdan vergisini 80.000 altından 120.000 altına çıkarması üzerine, isyan etti. Üzerine gönderilen ve küçük Osmanlı birlikleriyle desteklenmiş Eflâk kuvvetini yendi. Bunun üzerine İstanbul’dan 3. Vezir Ahmet Paşa, Kırım’dan Âdil Giray Han, âsî voyvodanın üzerine yürüdü. Tuna’nın güneyinde geçen ve üç gün süren muharebe sonunda, âsî kuvvetler 9 Haziran 1574′te yok edildi. Cumplit yerine Petru Şiopul, voyvoda tâyin edildi. Bu sırada şeyhülislam Ebussuud Efendi’nin ölümü üzerine (23 Ağustos 1574) Meşihat makamına Rumeli kazaskeri Konyalı Hâmid Efendi getirildi.

Osmanlı Devleti’yle Avusturya arasında Zigetvar seferinden sonra 17 Şubat 1568′de 8 yıl için akdedilen muahede, 4 Aralık 1574′de 8 yıl daha uzatıldı.

Kanunî’nin Fransa’yı destekleyen siyâseti II. Selim devrinde de devam etti. 18 Ekim 1569′da bu devlete yeniden birtakım ticarî imtiyazlar verildi. Üstelik bu imtiyazların II. Selim’in hayatı ile kayıtlı olmayacağı da belirtiliyordu.

Donanma-yı Hümâyun, 15 Mayıs 15′75′te, Tunus şehrini İspanyollardan almak üzere, İstanbul’dan ayrıldı. Kılıç-Ali Paşa, Mora güneyinde Navarin’e, oradan Messina’ya geldi. Sicilya kıyılarını bombardıman ettikten sonra 22 Temmuzda Tunus’a vardı. 6 günlük bir kuşatmadan sonra 13 Eylül 1574′de Tunus şehri fethedildi. Bu zaferden sonra Sultan II. Selim, 15 Aralık 1574 tarihinde öldü. Sultan II. Selim Divân sahibi değerli bir şâirdir. “Selim” ve “Selîmî” mahlaslarıyla şiirler yazmıştır.

Yavuz Sultan Selim

Perşembe, 04 Ekim 2007

Osmanlı Hanedanından dokuzuncu padişah. Osmanoğullarının ilk halifesi. Babası II. Bayezid, annesi Dulkadiroğlu Ayşe Hatun’dur. Amasya’da doğdu. Amasya’da tahsil ve terbiye gördü. Daha sonra Trabzon sancakbeyi olmuştur. Buradaki uzun sancakbeyliğinde, İran serhaddi sayılan topraklar üzerinde bir hükümdar gibi saltanat sürmüş; babası II. Bayezid’in tahttan feragati üzerine, iki ağabeyi hayatta bulunmasına rağmen, tahta geçmiştir.

Yavuz Selim tahta çıktığında, kardeşleri yer yer Anadolu’da çeşitli olaylar çıkarıyorlar, iç-gaileler bitmek bilmiyordu. Özellikle Trabzon’da iken Safevîlerle yıllarca savaşan Yavuz, İran üzerine sefer açarak Safevî meselesine son vermek istiyordu. Yavuz İran savaşına karar vererek Anadolu’ya geçti. 1512-1513 kışında vaziyet o derece büyük bir önem kazanmıştı ki, Yavuz İstanbul’a dönmedi ve kışı Bursa’da geçirdi. Kardeşi Sultan Ahmet, babasının kendisine terk etmek istediği saltanatı ele geçireceğine emindi. Nihayet 24 Nisan 1513′te Bursa Yenişehri’nde iki kardeşin kuvvetleri karşılaştı. Yavuz, ağabeyinin kuvvetlerini rahatça dağıttı. Esir edilen Sultan Ahmet, boğuldu. 47 yaşında idi. Sultan Ahmet’in 6 oğlundan 5′i de boğulmak suretiyle idam edildi. Sultan Ahmet’in oğullarından Şehzade Murat ise kaçtı; 1513′te Tebriz’de Şah İsmail’in kızı ile evlendi. Şah İsmail, Yavuz’u yenince, Anadolu’yu ele geçirecek Rumeli’de ise damadını padişah yapacaktı. Sultan Ahmet’in büyük oğlu olan Şehzade Murat, 1519′da ölmüştür. Sultan Selim bunlardan başka evvelce ölen kardeşlerinin oğulları olan 5 şehzadeyi daha öldürttü. 12 Mart 1513′te ise Sultan Korkut idam edilmiştir.

Yeni bir sefer için ordu 20 Mart 1514′te emir aldı. 23 Nisanda ordu, Üsküdar’dan hareket etti; Temmuzda Erzincan’a ve 5 Ağustosta da Erzurum’a vardı.

22 Ağustosta ordu, Çaldıran sahrasında, Şah İsmail’in muazzam kuvvetleri ile karşı karşıya geldi. 23 Ağustos sabahı Çaldıran Savaşı başladı. Çaldıran Savaşı Osmanlıların galibiyetiyle sonuçlandı. Şah İsmail İran içlerine çekildi.

Yavuz Çaldıran sahrasında 2 gün kaldı. 26 Ağustosta yürüyüşe başladı. 11 gün sonra Osmanlı ordusu, mukavemet görmeksizin Tebriz’e girdi. Burada da ayrıca muazzam bir ganimet ele geçirildi. Yavuz 1.000 kadar Türk-Azeri sanatkâr, bilgin ve şâiri Tebriz’den İstanbul’a şevketti.

Yavuz Tebriz’den çekildikten ve Azerbaycan, Safevîler tarafından geri alındıktan sonra Şah İsmail, Amasya’ya Osmanlılara elçiler göndermiş, ancak bir anlaşma yapılamamıştır.

Çaldıran yıkımından sonra İran, Doğu Anadolu ve Kuzey Irak’ı savunmamış ve ülkeler, Osmanlılara geçmiştir. Yavuz, 11 Temmuz 1515′te 1. seferinden İstanbul’a döndüğü zaman, Doğu-Anadolu fütuhatı devam ediyordu.

19 Mayıs 1515′te Kemah Kalesi fethedilmiştir. 12 Haziranda da Dulkadiroğlu Beyliği, Osmanlı Devleti’ne katılmıştır. Yavuz, ana tarafından mensup olduğu Dulkadiroğullarına büyük makamlar vermiştir.

Yavuz’un ana tarafından büyükbabası olan Dulkadiroğlu Alâüddevle Bozkurt Bey, istiklâlini silâhla savunmuş, fakat Maraş’ın kuzey-batısında Göksün yakınlarından geçen Turnadağı Meydan Savaşı’nda Osmanlı kuvvetlerine yenilmiş, şehit düşmüştür. Yavuz, merkezi Maraş olmak üzere Dulkadir Beyliğini kurmuş ve bunun başına “Paşa” unvanı ile Dulkadiroğlu Ali Bey’i geçirmiştir.

Güney-doğu Anadolu’nun merkezi, Diyarbakır (Amid) şehri idi. Amid, Çaldıran’dan önce Osmanlılara itaat etmişti. Ancak Şah İsmail, Amid’in kaybının, Güney-doğu Anadolu’dan ebediyen vazgeçmek demek olduğunu biliyordu. Tebriz’e döndükten sonra, Ustaclıoğlu Kara Hân’ı gönderip şehri kuşattı. Çaldıran darbesinden sonra Safevîlerin askerî güçle Amid’i muhafaza etmelerine imkân yok. Bunu bilen Safevîler, yerli Kürt beylerini elde etmeye çalıştılarsa da başaramadılar. Bunun üzerine Yavuz, Erzincan beylerbeyisi Bıyıklı Mehmet Paşa ile Amasya beylerbeyisi Şâdi Paşa’yı Amid üzerine gönderdi. Vaziyeti gören Kara Han, vuruşmayı kabul etmedi. Amid’i  bırakıp   güney-doğuya,   Mardin’e   çekildi.

Güney-doğu Anadolu’da son Safevî mukavemeti Diyâr-ı Bekr beylerbeyisi Bıyıklı Mehmet Paşa’nın 4 Mayıs 1516′daki zaferi ile kırıldı.

Koçhisar’da Mehmet Paşa, Safevîleri tamamen imha etmiştir. Kara Hân, Osmanlı tüfek ateşiyle vurulup ölmüştür. Kara Han’ın kardeşi Süleyman Han, Mardin Kalesi’nde 7 Nisan 1517′ye kadar mukavemet etmekle beraber, Mardin şehri, Osmanlılarda kalmıştır, Mardin Kalesi’nin de bir yıl kadar sonra düşmesi ile, Safevîler, Güney-doğu Anadolu’dan atılmışlardır. Koçhisar zaferi üzerine bu çevredeki bütün Safevî kaleleri teslim alınmıştır. Urfa ve Siirt de Osmanlılara geçmiştir. Bu arada Mardin ile Siirt arasındaki Hısn-ı Keyfâ, Eyyûbi Melikliği de, Osmanlı toprağı olmuştur.

Sultan Yavuz Selim, 5 Haziran 1516′da 2. seferine çıkmak üzere, Topkapı Sarayı’ndan Üsküdar’daki ordugâha geçti. Sefer, Mısır-Suriye, Memlûk İmparatorluğu’na karşı idi. Bu, bir Osmanlı hükümdarının Mısır-Suriye’ye karşı çıktığı ilk ve son seferidir. Veziriazam, Sinan Paşa, Yavuz’dan 38 gün önce İstanbul’dan hareket etmiş, Kayseri’ye gitmiş, buradaki 40.000 kişilik ordunun başına geçmiştir. Yavuz, Memlûklere elçiler göndererek, seferin Safevîler üzerine ve İran’ı fethetmek maksadıyla olduğunu bildirmiştir. Sultan Kansu, daha 18 Mayısta Kahire’den hareket ederek Suriye’ye gelmişti. Memlûkler, Osmanlılarla savaş çıkarmamaya azamî gayret göstermekle beraber, imparatorluklarını şiddetle savunmaya kararlı idiler. Bu sıralarda Memlûk Sultanlığı, Osmanlı Devleti ve İran’dan sonra dünyanın en büyük ve güçlü devleti vaziyetinde idi. Tebriz’de de panik başlamıştı. 27 Temmuzda Yavuz, Osmanlı-Memlûk sınırını geçmiş, 28 Temmuzda Malatya yakınlarına gelmiştir. Artık seferin Memlûkler üzerine olduğu belli olmuştur. 18 Ağustosta Osmanlılar, Besni yakınlarına gelmiştir. Besni Yavuz’a teslim olmuştur.    .

Ramazanoğlu Mahmut Bey, 1514 sonunda Osmanlılara itaat etmiş ve Osmanlı hizmetine girdiğini, Yavuz’a bildirmiştir. Yavuz, Çukurova’da Adana merkez olmak üzere, Ramazanoğullarını sancak beyliği ile bırakmıştır. Ramazanoğlu Mahmut Bey, Yavuz, Mısır seferine çıkarken, Osmanlı ordusunda idi. 27 Temmuzda Anadolu’dan gelen Ramazanoğlu birlikleri, Osmanlılara katılmışlardır.

Yavuz, ikinci büyük meydan savaşım kazanmıştır (24 Ağustos 1516). Sultan Kansu, Osmanlı kuvvetlerini Hitli şehrine pek yakın Dabık Ovası’nda karşılamıştır.

Osmanlıların bu zaferinden sonra Yavuz, Haleb’e girdi. Haleb, Kuzey Suriye beylerbeyliğinin merkezi yapıldı ve Karaca Paşa, ilk Haleb beylerbeyisi oldu.

Memlûkler, Halife’yi ve Mukaddes Şehirler’i (Mekke, Medine ve Kudüs) ellerinde tutmakla, İslâm dünyasına karşı üstünlük iddia ede gelmişlerdi. Kudüs, aynı zamanda Hıristiyan dinin de mukaddes şehri olduğundan, Memlûkler, Hıristiyan hacılarından da faydalanıyorlardı. Bu savaşla bütün bu manevî üstünlükler, Osmanoğullarına geçmiştir.

Sultan Yavuz Selim Haleb’teki ilk Cuma namazında (29 Ağustos 1516) halife ilân edilmiştir. Halifelik böylece Osmanoğullarına geçmiştir.

Daha sonra Kahire’de ve Mekke’de bulunan Emânâtı Mukaddese’nin de İstanbul Topkapı Sarayı’ndaki Hırka-i Şerif Dairesi’ne nakli ve Kudüs, Mekke ve Medine şehirlerinin Osmanlılara geçmesi ile, Yavuz’un halifelik sıfatı tamamlanmıştır.

Yavuz, Haleb’den hızla güneye indi. 19 Eylülde de Hama, 21 Eylülde Humus alındı. Buralarda hiçbir Memlûk mukavemeti olmadı.

Sultan Yavuz Selim, 27 Eylülde Şam’a geldi. Emevîlerin bu tarihî başkentinde 15 Aralığa kadar kaldı. Yavuz, Şam’da iken Osmanlı ordusu Filistin’i fethetti. Lübnan kendiliğinden teslim oldu. Fethedilen topraklarda 2 eyalet kuruldu. Haleb ve Şam, merkez oldu. Bu suretle Kudüs sancağı, Orta Filistin’i, Gazze sancağı Güney Filistin’i içine alıyordu. 15 Aralıkta Yavuz, Şam’dan ayrıldı. Canberdi Gazâli’nin kumandasındaki 10.000 kişilik bir Memlûk kuvveti Filistin ile Sina arasında dolaşıyordu. Vazifesi, Osmanlıların çölü geçmesine engel olmaktı. Bu kuvveti yok etmek ve yolu açmak için Yavuz, 1 Aralıkta veziriazam Sinan Paşa’yı Şam’dan Gazze’ye göndermişti. Hân-Yûnus kasabası civarında Osmanlılar ile Memlûkler karşılaştılar. Sinan Paşa 9.000 Memlûk’ü öldürmek veya esir etmek suretiyle büyük bir meydan savaşım kazandı. Lübnan umûmî valisi olan Canberdi Gazâb 1000 atlısı ile perişan bir halde Mısır’a kaçtı.

30 Aralıkta, Yavuz Kudüs’e geldi. Yavuz 13 gün içinde Sina Çölü’nü geçmiştir. 11 Ocakta el-Arîş köyüne varılmıştır. Sinan Paşa, 6.000 atlı ile önden gidiyordu. Nihayet Süveyş Berzahı geçildi ve Mısır’a gelindi. Ordu Kahire’ye yaklaştı.

Tumanbay, Kahire’yi fevkalâde tahkim etmiş ve ordusunu pek güzel hazırlamıştı.

24 Ocakta Osmanlılar, Kahire’ye girdi.

28 Ocakta II. Tumanbay, Kahire’ye girdi. Osmanlı ordusu ve Yavuz, Kahire dışında idiler. Şehirde küçük bir Osmanlı birliği vardı. Sultan Tumanbay, bu birliği kılıçtan geçirdi. Veziriazam Yunus Paşa Kahire’ye girdi. Sultan Tumanbay’in ancak 10.000 askeri vardı. Mısırlılar, şehri şiddetle savundular. Çok kanlı sokak vuruşmaları oldu. 30 Ocakta II. Tumanbay Kahire’yi bırakmaya mecbur oldu. Şehir tekrar Osmanlıların eline geçit ve kuvvetli birliklerle korundu.

Mekke Şerifi, oğlunu Kahire’ye gönderdi. Mukaddes Makamlar’ın anahtarları, Mekke ile Medine’deki Emânât-ı Mukaddese, Yavuz’a sunuldu. Bu suretle 6 Temmuz 1517′de Hicaz da, Osmanlılara dâhil oldu.

Gene 1517′de Kahire’ye gelen Yemen elçileri, Memlûklerin yerine Yavuz Sultan Selim’in yüksek hâkimiyetini tanıdıklarını bildirmişlerdir. Yavuz Sultan Selim, muzaffer Orduyu Hümâyûn ile 10 Eylül 1517′de Kahire’den çıktı.

19 Mayısta veziriazam Pirî Mehmet Paşa, kuvvetli bir ordu ile Aylıtab’a Yavuz’dan ayrılmıştır. Hedef, başta Musul olmak üzere Kuzey Irak’ın fethidir. Yavuz, bu suretle İran’a karşı ikinci seferine başlangıç yapmış oluyordu.

Yavuz, büyük bir ihtişamla, büyük bir muvaffakiyetle İstanbul’a dönüyordu. İslâm dininin başkanlığı demek olan halifelik, 767 yılından beri bu sıfatı haiz olan Abbasilerden Osmanoğullarına, yani ilk defa olarak bir Türk hanedanına geçmiştir. Mukaddes Emânetler, Osmanlı Türklerinin elindedir. Mukaddes Şehirler (Mekke, Medine, Kudüs)’de Osmanlıların idaresindedir. İstanbul’da Büyük Cihangir’i karşılamak için en büyük merasimler hazırlanmıştır.

Yavuz’un bütün gösterişi, devlet işlerindedir. Husûsî hayatında mahçub, mütevâzi ve sakin bir adamdır. Geceleri odasında gözlük takıp kitap okuduğu anlarda, alelade bir Türk bilgininden hiçbir farkı yoktur. Son derece sade giyinmektedir. İstanbul’da halkın hissiyatını ve yapılacak merasimleri öğrenince son derece sıkılmıştır. Şahsına gösterilecek olan bu derece alâyişten utandığı için, bir gün sonra merasimle şehre girmesi lâzımken, birkaç saat önce, gece vakti, yanında birkaç kişi ile kayığa binmiş, gizlice Topkapı Sarayı’na çıkmıştır. Ertesi gün halk ve devlet adamları, Padişah’ın Saray’da olduğunu öğrenmişler ve hiçbir merasim yapılamamıştır. Yavuz 25 Temmuz 1518′de İstanbul’a gelmiş ve 4 Ağustosta da Edirne’ye hareket etmiştir. Yavuz, Edirne’de, Avrupa’nın en kudretli deniz ve kara devletleri olan Venedik ve Macaristan ile sulhu yenilemiştir.

20 Aralık 1518′de veziriazam Pirî Mehmet Paşa, Kuzey Irak’ı fethetmiş olarak Edirne’ye döndü. Bu suretle İran imparatorluğunun en kıymetli parçalarından olan Musul eyâleti Osmanlı topraklarına katıldı.

Yavuz, 22 Eylül 1520′de vefat etmiştir. Ölüm sebebi, sırtında çıkan ve “şîrpence=aslan pençesi” denen bir.çıbandır. Ölümü, Veliaht Süleyman, Manisa’dan İstanbul’a gelinceye kadar 8 gün saklanmıştır.

3.Osman

Perşembe, 04 Ekim 2007

Osmanlı Hanedanı’ndan yirmi beşinci padişah. Babası II. Mustafa, annesi Şehsüvar Valide Sultan’dır. Ağabeyi I. Mahmut’un ölümü üzerine 12 Aralık 1754′te tahta çıktı. Saltanatı sırasında içeride ve dışarıda önemli bir olay olmamış, Belgrat Antlaşması (1739) ile başlayan barış devresi devam etmiştir. Yalnız sınır bölgelerinde imparatorluğun zaafı sebebiyle birçok ayaklanmalar meydana gelmiştir. Mısır’da Kölemenler hakimiyeti ele alarak sadrazam Hekimoğlu Ali Paşa’yı Mısır’ı terke mecbur etmişler, Cezayir’de hükümetin durumu çok zayıflamış, Erzurum ve çevresi eşkıyadan geçilmez bir hale gelmiş ve Belgrat valisi yerini terk ederek, iş başından uzaklaşmak zorunda kalmıştır.

III. Osman cüluslarda eskiden beri alınan rüsûm-ı cühîsiyeyi bir ferman ile kaldırmıştır. Askere büyük bir cülus bahşişi dağıtmıştır.II.Osman saltanatı zamanında sık sık sadrazam değiştirmiştir. Tahta çıktığında sadrazam Bahir Mustafa Paşa idi. İkibuçuk ay geçmeden azledilerek Midilli ‘ye sürüldü ve yerine Hekimoğlu Ali Paşa, 3. defa sadrazam oldu. Padişahın Şehzade Mehmet’i ortadan kaldırmak istemesi ve Hekimoğlu’nun bunu reddetmesi kendisinin azline sebep oldu (19 Mayıs 1755). Sadarete Şıkk-i evvel defterdarı Nailî Abdullah Paşa getirildi. Bunu da devlet ricalinden bir çoklarının azli takip etti.

Sadrazam Silahtar Ali Paşanın zamanında Hoca Paşa yangın çıkmıştı. Ali Paşa’nın yerine getirilen Said Mehmet Paşa’nın zamanında, I. Mahmut’un padişahlığında yapımına başlanan cami bitirilerek Nuruosmaniye adı ile açılmıştır. Ahırkapı Feneri de III. Osman zamanında yapılmıştır.

Yeni sadrazam Said Mehmet Paşa da sadarette uzun süre kalamadı ve yerine 2. defa Bahir Mustafa Paşa getirildi (1 Nisan 1756). Bahir Paşa’nın sadareti sırasında Cibali yangım çıkmış, semt tamamıyla yok olduktan başka İstanbul’un büyük bir kısmı kül haline gelmiştir. Hocapaşa ve Cibali yangınlarının İstanbul’un dörtte üçünü yok ettiği rivayet edilmiştir.

Şehzade katli meselesi III. Osman zamanında yeniden ortaya çıktı. Padişah Şehzade Mustafa’yı öldürme fikrini sadrazam Bahir Mustafa Paşa’ya da kabul ettirdi. Fakat halk tarafından çok sevilen şehzadenin öldürüleceği yayıldığından Bahir Mustafa Paşa azledilmiştir. Yerine, Halep valisi Ragıp Paşa getirilmiştir. Osmanlı Devleti ile Danimarka arasındaki ticaret antlaşması Ragıp Paşa zamanında imzalanmıştır.

Ragıp Paşa’dan sonra yerine kaptan-ı derya Ali Paşa’nın getirilmesi düşünülmüşse de, padişahın hasta lığı buna engel olmuştur.

III. Osman tutulduğu hastalıktan kurtulamayarak ölmüştür.

1.Osman

Perşembe, 04 Ekim 2007

Osmanlı hanedanı ve devletinin kurucusu. 1258 yılında Söğüt kasabasında doğdu. Babası Ertuğrul Gazi, annesi Hayme Ana’dır. 1281′de uc beyi olarak babasının yerine geçti. Babasının izlediği Bizans’tan toprak fethi siyasetini sürdürdü.

Osman Bey’in adı tarihlerde ilk defa 1302 yılı olayları arasında geçmektedir. Bir Bizans kaynağına ait olan kayıt, Osman Bey’in ticaret yollarına hâkim olmak dolayısıyla Bizans’ı zorladığından bahseder.

Osman Bey’in beyliği, İstanbul istikametinde Anadolu beyliklerinin en uç noktasını teşkil ediyordu. Adeta İstanbul’a doğru uzanmış bir oktu. 1308′de Selçukoğulları düşünce, Osman Bey, doğrudan doğruya Tebriz’e, Büyük Türk hakanlığı tahtına geçen İlhanlılara tâbi oldu. Fakat gerçekte ilhanlının Anadolu umumî valisi tarafından kontrol ediliyordu. Tebriz de, hukukî bakımdan, fakat ismen Pekin’deki Moğol hakanına bağlıydı.

Şeyh Edebali’nin kızı Bala Hatun’la evlenen Osman Bey’in gazi- derviş topluluğunda hainlere, korkaklara, bencillere yer yoktu. Muti, sadık, vefakâr, yiğit olan kabiliyetler bu cemaatte yer alabilirlerdi. Bu suretle sayı azlığı, nitelik üstünlüğü ile geniş şekilde telafi ediliyordu. Bu üstünlük yükseliş asırlarında daima konu olacaktır.

Söğüt’ten Domaniç’e kadar uzanan yayla, Osmanlıların Kayı aşiretinin yurdu olmuştur.

Oğuzların 24 boyunun birincisi ve en soylusu sayılan Kayıların beyi olan Osman Bey, bundan dolayı da etrafına birçok değerli Türkmen’i toplamıştı. Ertuğrul Gazi’nin kardeşi Dündar Bey bir ara beyliği yeğeni Osman Gazi’den almak istemişse de, 1298′de öldürülmüştür.

İnegöl Rum Tekfuru Nikola, Osman Bey’in en kuvvetli düşmanıydı; aralarındaki savaşta Osman Bey’in kardeşi Sanbatı Savcı Bey’in oğlu Bey  Hoca Bey şehit düştü. Gene İnegöl Tekfuru’nun kumandasındaki Bizans ordusu ile Osman Bey arasında Domaniç Meydan Savaşı’nda Sanbatı Savcı Bey de şehit düştü (1288). Ancak, Bizans ordusu da bozguna uğratıldı. Osmanlıların Göynük ve Taraklı’ya yaptıkları akınlarla Sakarya’nın Karadeniz’e döküldüğü mevkiin yakınlarına kadar olan topraklar fethedildi. Hendek’i de alan Osman Gazi, Karadeniz’e 20 km. yaklaşmış oldu. 1321′de Mudanya’yı alıp Marmara’ya da ulaştı.

Bilecik ile Yarhisar da 1299′da Osman Bey tarafından fethedilmiştir. Aynı yıl İnegöl de alındı. Yarhisar Tekfuru’nun 13 yaşındaki kızı Holofira, 18 yaşındaki Orhan Gazi’ye verildi. Osman Bey, merkezî Söğüt’ten Bilecik’e nakletmiştir. 1301′de Osmanlılar, İznik Gölü’nün güneyinde Yenişehir kasabasını Osman, fetvayı kendisine getiren ulemânın önünde kâğıdı yırtıp yüzlerine attı. 19 Mayıs sabahı, basta yeniçeriler olmak üzere Kapıkulu ocakları, on binleri aşan bir kalabalık halinde Fatih’te toplandılar. Fatih Camii’nde sabah namazı kılındı. Oradan yürüyüşe geçilerek Sultanahmed’e gelindi. Bunların başında şeyhülislâm Hocazâde Esad Efendi vardı. Padişahtan sadrazam Dilâver Paşa, hâce-i sultânı meşihat pâyeli Ömer Efendi, Dârü’s-saâde ağası Süley-. man Ağa, eski İstanbul muhafızı ve kaymakamı Nişancı Ahmet Paşa, başdefterdar Baki Paşa ile Sekbanbaşı Nasuh Ağa’nın başlarını istediler.

Ulemâdan bir heyet, hazırlanan arızayı Topkapı Sarayı’na gidip II. Osman’a sundu. Genç hükümdar, kâğıdı okuduktan sonra istenilenleri yerine getirmeyeceğini söyledi

Bunun üzerine on binlerce âsi, Saray’a girdiler ve Sultan’ı ayak divânına çağırdılar. Sultan’ın divâna gelmemesi üzerine şehzade Mustafa’yı odasından çıkartıp, biat ettiler. II. Osman’ı da Yedikule zindanlarına kapattılar, 20 Mayıs 1622 günü kementle boğulan Genç Osman’ın yerine I. Mustafa padişah ilân edildi. Cenazesi Sultanahmet Cami’indeki türbesine gömüldü.

3.Mustafa

Perşembe, 04 Ekim 2007

Osmanlı Hanedanı’ndan yirmi altıncı padişah. Babası III. Ahmet, annesi Mihrişah Kadın Efendi’dir. III. Mustafa, I. Mahmut ve III. Osman’ın saltanatları boyunca, Topkapı Sarayı’ndaki dairesinde yaşamıştı. 30 Ekim 1757′de tahta çıkan III. Mustafa’nın 1768 veya 1769′a kadar devam eden ve bir barış devresi olan saltanatının ilk yılları, Osmanlı tarihinin son büyüklük ve huzur seneleri olmuştur. Fransa ve Avusturya’nın durakladığı bu tarihlerde İngiltere ile Rusya ve Prusya gelişmiş ve kuvvetlenmişti.

III. Mustafa saltanatı boyunca devleti kalkındırmakla uğraşmış, oğlu III. Selim, onun ıslahat fikirlerini devam ettirmiştir. III. Mustafa büyük bir ihtiyat hazinesi toplamış, askerî ıslahata girişmiş, birçok bayındırlık eseri yaptırmıştır. Fakat Rus savaşının çıkması, bu hamleleri yarıda bıraktırmıştır. İlk sadrazamı Ragıp Paşa’nın ölümünden sonra devlet adamı bulmakta büyük sıkıntı çekmiştir.III. Mustafa’nın şiirde mahlası “Cihangir”dir. Büyük imarcı padişahlardan olup özellikle 22 Mayıs 1766 zelzelesinden sonra İstanbul’u ihya etmiştir.

III. Mustafa tahta çıktığı zaman sadarette, eniştesi Damad Koca Ragıp Paşa bulunuyordu. Bu büyük devlet adamını ölümüne kadar sadarette bıraktı. 8 Nisan 1763′de Ragıp Paşanın ölüm yılında Yedi yıl Savaşı bitmiş ve Avrupa’da İngiltere, Fransa’yı ikinci dereceye düşürerek büyük güç kazanmıştı. Ragıp Paşa bu savaşta Prusya kralı II. Friedrich’i tutmakla beraber, Prusya’yı Rusya’ya karşı silahla desteklemekten çekinmiştir. Savaştan sonra Almanya ve Rusya ile anlaşan Prusya, Lehistan’ın taksimine hazırlanmış, bu mesele Doğu Avrupa’da yüzyıllardan beri süregelen dengeyi bozmuştur. Lehistan’ın büyük devletler arasından çıkması, II. Katherina Rusya’sına büyük bir kudret kazandırmış, Osmanlı Devleti bu kudreti önleyememiş ve Rusya, Karadeniz’e inmiştir. Ragıb Paşa, Avrupa’da Yedi yıl Savaşı devam ederken Osmanlı İmparatorluğu’nda bir barış ve huzur devri yaşatmış, ancak birkaç yıl sonra kopacak Rus savaşı, bu Yediyıl Savaşı’nın bir sonucu olarak başlamıştır.

Sultan III. Mustafa, 21 Ocak 1774′te ölmüş, saltanatı 16 yıl, 2 ay, 22 gün sürmüştür. Ölüm sebebi, Rus savaşının verdiği teessürdür.

İngiltere, Fransa ve Rusya’nın Osmanlı Devleti’nden fazla güç kazandıkları, III. Mustafa’nın son yıllarında ortaya çıkmıştı. Mühedishâne-i Berrî-i Hümâyûn ve Mühendishâne-i Bahrî-i Hümâyunun kurucusu, III. Mustafa’dır.

III. Mustafa, devrinin önemli şahsiyetleri, devlet adamı ve kumandan sadrazam Hekimoğlu Ali Paşa ile devlet adamı diplomat, şair ve bilgin sadrazam Damad Koca Ragıb Paşa’dır.1768-1774 Osmanlı-Rus Savaşı ve savaşın sebepleri:

1739 Belgrat Antlaşması’ndan sonra Rusya, açıkça Osmanlı Devleti’ne savaş açmaktan çekinmekle beraber Osmanlı İmparatorluğu’nun Ortodoks tebaası arasında propagandaya başlamış, Karadağ ve Batı Gürcistan’da huzursuzluklar çıkarmıştır. Ruslar, Romanya prensliklerinde, hatta Arnavutluk ve Mora’da bile propagandaya başlayarak Ortodoksları Osmanlılara karşı kışkırtmışlardır. Ancak yeni bir Osmanlı-Rus Savaşı’nın gerçek sebebini Lehistan meselesi teşkil etmiştir.

Lehistan, Osmanlı Devleti, Avusturya ve Rusya gibi üç büyük devlet arasında gerçek bir denge unsuruydu. Bu unsurun ortadan kalkması, dengeyi kökünden bozabilirdi. Bu dengeyi bozmayı ilk deneyen II. Katherina, 1725′ten, Büyük Petro’nun ölümünden beri durgunluk devresine giren Rus ileri hamlesine yeniden başlamak istiyordu. II. Katherina, Büyük Petro’nun başaramadığı işi başarmak, Avrupa’nın en büyük devletleri arasına girmek niyetindeydi. Bunun için Lehistan’da Rus nüfuzunu kurmak için harekete geçti. III. Augustus ölür ölmez Lehistan’ı işgal ettirdi ve tahta Kont Stanislas Poniatovvski’yi çıkarttı.

Osmanlı Devleti bu durumu tanımadı ve Rusya’yı protesto etti. Henüz Osmanlı Devleti ile karşı karşıya gelmek istemeyen II. Katherina, Rus işgalinin geçici olduğunu bildirdi. Ancak Rus işgalini ve yeni kralı tanımayan Leh asilleri, devamlı şekilde, Lehistan’ın eski koruyucusu olan Osmanlı Devleti’nden yardım istiyorlardı. Ruslar, Bar şehrinde toplanan Leh milliyetçilerinin üzerine yürüdüler. Milliyetçiler Osmanlı sınırı geçerek Balta’ya sığındılar. Ruslar, Lehlerin arkasından Balta’ya girdiler ve Leh milliyetçileriyle beraber kasabanın halkını da öldürdüler. Bunun üzerine İstanbul’daki Rusya büyükelçisi Obreskov tutuklandı. Osmanlı Devleti 8 Ekim 1768′de Rusya’ya savaş ilân etti.

Osmanlı ordusu hazırlıksızdı. Ancak büyük bir ihtiyat hazinesi biriktirmiş olan III. Mustafa, bu parayla 1768-1769 kişi içinde seyyar ordunun hazırlanabileceği fikrindeydi. Savaşın bir veya iki yıl geciktirilmesine taraftar olan sadrazam Muhzinzâde Damad Mehmet Paşa istifa etmişti. Gerçekte, Lehistan’daki Rus nüfuzuna göz yummak ve Osmanlı Devleti’ne ait bir kasabanın altüst edilmesine aldırmamak, Osmanlı Devleti’nin geleceği bakımından büyük tehlikeler taşıyordu. Üstelik Osmanlı Devleti’nin Rusya’ya yenilmesi hemen hemen imkânsız sayılıyordu. Ancak II. Katherina Osmanlı Devleti’ne baş eğdirmeden Lehistan’dan toprak koparmanın kabil olmadığını, Karadeniz’e inmeden de Rusya’nın İngiltere ve Fransa derecesinde Avrupa’da sözü geçen bir büyük devlet sayılamayacağını çok iyi kavramıştı. İlk hedef olarak Kırım’ı seçti.

Sadrazam ve serdar-ı ekrem Yağlıkçızade Mehmet Emin Paşa 27 Mart 1769′da Bavutpaşa ordugahına geçti ve 3 Nisanda hareket etti. Serdar-ı ekrem Tuna deltası üzerinde vakit geçirirken, Hotin çevresinde Osmanlı-Rus savaşları başlamıştı.

Hotin, Lehistan’ın kapısı olan çok önemli bir Osmanlı kalesidir. Bu kalenin Rusların eline geçmesi demek, Lehistan’ı Rus istilâsına açık bırakmak demekti.

Ruslar, ilk hedef olarak, askerî ehemmiyeti bu derece büyük olan Hotin’i seçtiler. Ruslar Mayısın ilk günü kaleye saldırıda bulundular. Ancak bu saldırı püskürtüldüğü gibi Dinyester’i jieçene kadar takip edildiler. Bu zafer üzerine III. Mustafa “Gazi” unvanını almıştır. Ağustosta Ruslar, yeni bir Hotin kuşatması denediler fakat bu da Osmanlıların zaferiyle sonuçlandı. Kırım ham IV. Devlet Giray’la serdar Moldovancı Ah Paşa, Rusları takip ettiler ve ağır zayiat verdirdiler.

Hiçbir şey yapmadan orduyla Dobruca ve Besarabya’da vakit geçiren sadrazam Mehmet Emin Paşa’nın Edirne’ye çağırılıp idam edilmesinden sonra Moldovancı Ali Paşa, sadrazam ve serdar-ı ekrem oldu. Ali Paşa 9 Eylülde Dinyester’i geçip Ukrayna’ya girdiyse de, askerini bir müddet sonra geri aldı. 16 Eylül günü bu teşebbüsünü tekrarladı. Ancak Dinyester üzerine kurulan köprünün çökmesiyle bu teşebbüs de sonuçsuz kaldı. 4 gün sonra sadrazam kışlamak üzere ordusunu Hotin’den İsakçı’ya çekmeye başladı. Bunu duyan Hotin’deki Osmanlı muhafızların hepsi kaçtılar. Kale kumandanı vezir Abaza Paşa’nın çevresinde ancak birkaç kişi kaldı. Bunun üzerine sadrazam, Abaza Paşa’ya kaleyi olduğu gibi bırakıp kendisine katılmasını emretti. Böylece 21 Eylülde Ruslar, içinde bir tek Osmanlı askeri kalmayan Hotin’i işgal etti. Hotin’in düşmesi üzerine Moldovancı Ali Paşa’nın yerine İvazzade Halil Paşa sadrazam ve serdar-ı ekrem oldu. Böylelikle Osmanlı başarısıyla başlayan savaş, 1769 yılının sonbaharı girerken, Rus üstünlüğüyle gelişti. Ruslar Kafkasya’da Osmanlı Devleti’ne tâbi birçok yerleri işgal etmişlerdi.

II. Katherina İngilizlerin yardımıyla modern bir Rus donanması kurmuştu. Karadeniz, kapalı bir Türk gölü olduğu için bu donanma tabiatıyla Baltık Denizi’ndeydi. Osmanlı Devleti, Rusya’ya savaş açar açmaz, 1768′in sonlarında, Rus donanması, Akdeniz’e girdi. İstanbul’daki Fransız büyükelçisi Saint-Priest Kontu, Rus donanmasının Akdeniz’e doğru hareket ettiğini Babıâli’ye bildirdi. Ancak vezirlerden hiçbiri, Rusların böyle bir deniz seferini başaracağına ihtimal vermedi ve hiçbir tedbir alınmadı. Rusların ciddî bir donanması bile olduğuna inanmak istemeyen vezirler, Baltık Denizi’nden Akdeniz’e bir yıldan fazla bir zamanda gelecek bir Rus deniz kuvvetine kulak asmıyorlardı. Rus donanmasının Mora’ya yaptığı çıkarma Muhsinzade Mehmet Paşa’nın gayretleriyle önlendi. Diğer taraftan kaptan-ı derya Hüsameddin Paşa’nın da yardıma gelmesiyle Rus donanması Mora sularından çekildi. Rus donanması Mora ile Girid arasındaki Cerigo Adası’na sığındı. Hüsameddin Paşa’nın kumandasındaki Osmanlı donanması da Ruslarla birkaç çarpışmadan sonra Sakız sularına geldi. Bunun üzerine Rus donanması da Ege Denizi’ne girdi ve Mora bozgununu telâfi için fırsat aramaya başladı.

6 Temmuz sabahı iki donanma, Sakız Boğazının kuzeyinde Koyun Adaları açıklarında karşılaştı. Osmanlı toplarının üstünlüğü karşısında Amiral Elphinston, geri çekildi.

Kaptan-ı derya Hüsameddin Paşa, Rusların yeniden savaşı göze almayacakları düşüncesiyle, gün batarken Çeşme limanına girdi .

Çeşme bozgunu, Avrupa’da büyük akisler yaptı. Ruslar, Limni’yi 2 ay kuşatmalarına rağmen alamadılar. 22 Ekimde Mondros limanına giren Cezayirli Hasan Bey, düşman donanmasını ric’ate mecbur bıraktı. Ruslar, Baltık Denizi’ne dönmek üzere Ege Denizi’nden çıktılar. Limni zaferi üzerine Hasan Bey’e “Gazi” unvanı ve Kaptan-ı Deryâ’lık verildi.

Kont Romanzov Boğdan’a girmiş ve ülkenin büyük kısmını işgal etmişti. Kont Panin’in kumandasındaki Rus kuvvetleri de Bender Kalesi’ni kuşatmaya başladı. Bender Besarabya’da Dinyester’in güney kıyısında mühim bir Osmanlı kalesiydi. Romanzov, Besarabya’nın güneyine inmiş, İsakçı’nın kuzeyinde Kartal mevkiinde karargâhını kurmuştu. II. Kaplan Giray, Boğdan seraskeri ve Rumeli beylerbeyisi vezir Abdi Paşa, Yeniçeri Ağası vezir Kapıkıran Mehmet Paşa, düşmanı Kartal’dan söküp atamadılar. Bunun üzerine bizzat sadrazam ve serdar-ı ekrem Ivazzâde Halil Paşa, Dobruca’dan çıkarak Besarabya’ya girmiş oldu. Kuzeyde Kırım Hanı olduğu için, Kont Romanzov’un durumu ümitsizdi. Kont, 31 Temmuz gecesi sürpriz taarruzuyla Osmanlı saflarına girdi. Osmanlı ordusunun bozulması sonucu sadrazam Babadağı’na çekildi. Tuna nehrinin kuzey yalılarındaki Osmanlı kaleleri, doğudan, Karadeniz’den itibaren batıya doğru Kilya, İsmail, Kalas ve İbrail ile Dinyester’in ağzındaki Akkerman düştü. Bu durumda uzun zamandan beri kuşatma altında olan Bender’in mukavemeti bahis konusu olamazdı. Ruslar, Karadeniz kıyılarına bile inmişlerdi. 27 Eylülde Bender düştü. Kartal bozgunu ye Tuna’nın kuzey yalılarının kaybedilmesi üzerine İvazzâde Halil Paşa azledildi Karadağ’da Rusların çıkarttıkları ayaklanmayı bastırmaktan dönen Damad Cihangirli Mehmet Paşa, Bosna beylerbeyliğinden sadrazam ve serdar-ı ekrem oldu.

Ruslar, 1770′de savaşı kazanmış durumdaydılar. 1771′de artık Kırım’a inebilir ve Karadeniz’e çıkabilirlerdi.

1770 Aralığında II. Kaplan Giray azledildi ve yerine III. Selim Giray Han, tekrar han oldu.

Rusların Kırım’ı işgali (13 Temmuz 1771):

1771  bahan sonunda Prens Dolgoruki, Kırım’ın giriş yerindeki Orkapı Kalesi’ni kuşatmaya başladı. Kale 24 Haziranda düştü. Selim Giray, Orkapı’nın düştüğünü ve Rusların Kırım’ı işgale başladığını öğrenince, Kırım’ın savunmasını Osmanlılara bırakıp İstanbul’a gitti.

Kırım seraskeri vezir Silahtar İbrahim Paşa 13 Temmuzda Prens Dolgoruki’ye teslim oldu ve böylece 13 Temmuz 1771′de Kırım Yarımadası, Rus işgaline girdi.

Kırım’ı işgal etmekle beraber Ruslar, Karadeniz’in kuzey kıyılarındaki Osmanlı kalelerini düşüremediler. Bunların en önemlisi olan ve Odesa’nın batısında bulunan Özü vezir Hazinedar Ali Paşa’nın parlak savunmasıyla kurtuldu. Ağır zayiat veren Ruslar 2 Ağustosta Özü kuşatmasını bıraktılar. Kuburun Kalesi de Abdullah Paşa’nın savunmasıyla kuşatmadan kurtuldu. Eflâk’ı işgal eden Ruslar, Yerköyü Kalesi’ni de alıp Osmanlıları Tuna’nın kuzeyinden atmak istediler.

Buna karşılık eski sadrazam Muhsinzâde Mehmet Paşa’nın Bükreş’i almak istemesi bir sonuç vermedi.Ruslar, Dobruca’ya ayak basarak Tulça Kalesi’ni aldıkları gibi Babadağı’na kadar akın yaptılar. Bunun üzerine serasker Muhsinzâde karargâhını Babadağı’ndan kaldırarak, Varna’nın kuzeyindeki Hacıoğlupazarcığı’na çekildi. 11 Aralıkta Şumnu’ya kışlamak üzere çekilen Muhzinzade Damad Mehmet Paşa tekrar sadrazam oldu.

1772  yılında önemli bir askerî harekât olmadı. Ruslar, son güçlerini harcamışlardı.

Uzayıp giden savaş, büyük Avrupa devletlerini endişelendiriyordu. Prusya ile İngiltere, Rusya’yı; Fransa ile Avusturya Osmanlı Devleti’ni alttan alta destekliyorlardı. Lehistan’ın, Kırım’ın, Romanya’nın Rus işgalinde kalması Viyana’da büyük memnuniyetsizlik doğuruyordu. Bu ülkelerin büyük bir kısmında eskiden beri Avusturya’nın gözü vardı. III. Mustafa gibi, II. Katerina da bütün ihtiyat hazinesini savaşa harcamıştı. Bu durumda, Prusya ve Avusturya’nın aracılığı ile 10 Haziranda Yerköyü’nde Osmanlı - Rus mütarekesi imzalandı. 6 Ağustosta Romanya’da Focşani’de barış konferansı açıldı. Müzakereler hiçbir netice vermedi. Rusların isteklerini Osmanlılar kabul etmedi. Barış konferansı 9 Kasım ‘da bu defa Bükreş’te toplanmaya başladı. Bu suretle 1772 yılı neticesiz barış müzakereleriyle geçti ve iki taraf, son sözlerini söylemek üzere yeniden askerî hazırlığa başladı.

Ruslar, Kırım gibi bir Osmanlı ülkesinde bile basan kazandıkları Osmanlılardan ayrılıp istiklâl elde etme propagandasına, Mısır ve Suriye’de de giriştiler ve Memluk beylerini, istiklâl bahasına Osmanlılara baş kaldırmaya teşvik ettiler. Memlûklerden Cin Ali Bey, bu propagandaya kapıldı. Büyük bir servete sahip olan Cin Ali Bey, Kahire’de belediye reisi idi. Mısır beylerbeyisi Gürcü Mehmet Paşa, Ali Bey’in durumunu ve Ruslarla Babıâli’ye bildirdi ve Memlûk beyini ortadan kaldırmak emrini aldı. Ancak başarı kazanamadı. Kendini Mısır, Suriye, Lübnan ve Filistin sultanı ilân eden Ali Bey, Ruslardan büyük yardım görüyordu. Hatta Çeşme galibi Kont Orloff, Ali Bey’i desteklemek için Beynıt ve Sayda gibi Lübnan Umanlarında görünmüştü. Ancak Cin Ali Bey’in damadı Ebû-Zeheb’le arasının açılması, ortaya yarım yüzyıl önce bir Mehmet Ali Paşa’nın çıkmasını önledi. Ebû Zeheb, Osmanlı desteğini sağlayarak, kayınpederinin üzerine yürüdü ve onu birçok defalar bozdu. Ali Bey, Suriye’ye döndü.

Bir müddet Suriye’de kalan Cin Ali Bey, Ruslardan yardıma kuvvet alarak Kahire’ye yürüdü. Ancak 1 Mayısta yenildi ve kuvvetleri dağıldı. Bir hafta sonra aldığı yaralardan öldü ve başı kesilerek İstanbul’a gönderildi.

Mısır meselesini halleden Osmanlı Devleti artık Bulgaristan’a inmiş olan Rusları durdurmak için büyük çaba gösterdi. Yerköyü’nün de düşmesiyle Osmanlıların Romanya ile ilgileri kesilmişti. Yerköyü’nün karşısındaki Rusçuk’ta üslenen serasker vezir Dağıstanlı Ali Paşa’nın gayretlerine rağmen Yer-köyü geri alınamadı. Bu defa Ruslar Tuna’yı atlayıp Ruscuk’u düşürmek istediler. Ancak Mertin meydan savaşında büyük zayiat vererek yenildiler. Ünlü Rus kumandanlarından Prens Pepnin, 1200 düşman askeriyle esir edilip İstanbul’a sevk edildi. Varna muhafızı vezir Numan Paşa ise Babadağı’nın güneyinde düşmana yenildi. Bunun üzerine Mareşal Romanzov’un kumandasındaki Ruslar, Güney Dobruca’da Tuna’nın güney kıyısı üzerindeki Süistre’yi kuşatmaya başladılar. Serasker vezir Osman Paşa ve Silistre muhafızı vezir Hasan Paşa 29 Haziranda Mareşal Romanzov’u bozdular. Ruslar Silistre kuşatmasını kaldırarak Romanya’ya çekildiler. III. Mustafa, Osman Paşa’ya “Gazi” unvanını verdi.

Ruslar birkaç ay sonra, Bulgaristan’a sarkmak teşebbüslerini bu defa Varna önlerinde denediler. Dobruca’yı işgal ettiler ve Varna önlerine geldiler. 20 Ekimde düşman 1500 ölü ve binlerce yaralı verdikten sonra Varna önünden çekildi. Ruslar Bulgaristan’ı ele geçirmekten ümitlerini kestiler. Ancak işgal ettikleri Dobruca ve kuzey-doğu Bulgaristan’daki Osmanlı Devleti’ne ait şehir ve kasabaları tahrip ettiler.

1773  yılındaki teşebbüsler de, Rusların taarruz gücünü kaybettiklerini gösterdi. 1774′ün ilk günlerinde III. Mustafa teessür içinde öldü ve barış işi kardeşi I. Abdülhamit’in ilk aylarına kaldı.

1774  baharında Ruslar barış görüşmelerine tesir edebilmek için birkaç teşebbüs daha yaptılar. Mareşal Romanzov’un Şumnu’ya yaklaşması ve başkumandanlık karargahını burada kurmuş olan sadrazam Muhsinzade Mehmed Paşa’nm ağır hasta olması yüzünden Osmanlı Devleti Rusya’nın barış teklifini kabul etti. Sadaret kethüdası Resmî Ahmet Efendi başdelege ve Reisü’l-küttab İbrahim Münib Efendi ikinci delege oldu. Rusları Prens Renin ve Mareşal Romanzov temsil ediyordu. Konferans Tuna kıyısı yakınlarında Küçük Kaynarca’da açıldı .

2.Mustafa

Perşembe, 04 Ekim 2007

Osmanlı Hanedanı’ndan yirmi ikinci padişah. Babası Sultan IV. Mehmet, annesi, Emetullah Rabia Gülnûş Sultan’dır. İstanbul’da doğdu. Amcası II. Ahmet’in ölümü ile tahta çıktı (1695)

Sultan II. Mustafa, iyi eğitim görmüş, şair, musikişinas, hattattı. Şehzadeliğinde gördüğü hadiselerden çıkardığı tecrübelerle devlet idaresini vezirlere emânet etmemeye kararlıydı. Gayretli ve kahramandı. Devletin derdine çare bulmak için elinden geleni yapmaya hazırdı. Ancak, tahta çıktığında Osmanlı orduları dört cephede savaşıyorlardı.

Bu sırada Venediklilerle İzmir açıklarındaki Koyun Burnu ve Sakız Adası çevresinde geçen deniz savaşları Osmanlıların lehine sonuçlanmıştı. Kaptan-ı derya Mezamorta Hüseyin Paşa, Venedik, Papalık Malta ve Toskana müşterek Haçlı filosunu Ege Denizi’nden atmıştı. Bu arada düşmanın eline geçen Sakız Adası da 5 ay sonra yeniden Osmanlıların eline geçmişti.

Ege Denizi’nde Venediklilerle savaşılan II. Mustafa’nın ilk günlerinde, 1695 başlarında, Kırımlılar da yeniden Lehistan’a girmişlerdi. Kral Sobiesky, iyi Türkçe bilen Brianowsky’yi sulh müzakeresi için Bağçesarayı’na göndermişse de, bundan bir sonuç alamamıştı. Bunun üzerine Selim Giray Han sonradan kalgay olan 3. oğlu Şehbâz Giray’ı 70.000 atlı ile Lehistan’a gönderdi. Şehbâz Giray, Lwow (Lem-berg) banliyölerine kadar Galiçya’yı çiğnedi. Birçok yer tahrip edildiği gibi 30.000 de esir, Kırım’a getirildi. Venedik, Ege Denizi’nde yeniden faaliyete geçmişti. 77 parçalık Venedik donanması Sisam Adası açıklarına geldi. Düşmanı karşılamak için 14 Eylül -de hareket eden Mezamorta Hüseyin Paşa 17 Eylül -de Venedik donanmasını buldu. Türk toplarının ateşi karşısında Venedik donanması, karardığın basmasından faydalanarak Midilli açıklarına çekildi. 19 Eylülde kaptan-ı derya Venedik donanmasını bu sularda da yakaladı. Meydana gelen çatışmada birçok gemi battı; bir kısmı da hasara uğradı. Bunun üzerine düşman donanmasında panik başladı. Venedik donanması kaçmaya kalktı. Ancak kaçarken bir gemisi daha battı ye 10 gemisi bir daha kullanılmayacak derecede ağır hasara uğradı. Osmanlıların hiç zararı yoktu. “Yara muharebesi” denen bu vuruşmada 300 Türk şehit ve yaralısı olduğu halde 5.000 düşman öldü. Bu büyük zaferden sonra Venedik, Ege Denizi’nde herhangi bir başarıdan ümidini kesti.

Sultan II. Mustafa, Sakız zaferini haber aldıktan birkaç gün sonra, 2 Mayıs 1695’te Sürmeli Ali Paşa’yı azletti ve Elmas Mehmet Paşa’yı sadarete getirdi.

25 Mayısta II. Mustafa, pek sevgili hocası Erzurumlu Feyzullah Efendi’yi saltanatının sonuna kadar muhafaza edeceği meşihat makamına getirdi.

Sultan II. Mustafa, Elmas Mehmet Paşa ile beraber 30 Haziran 1695′te Avusturya cephesi için, Edirne’ye hareket etti. Bu sefere şeyhülislâm Hacı Feyzullah Efendi de katılıyordu. Padişahın bizzat ordunun başına geçmesi orduda büyük güç kaynağı olmuştu. Bu savaşta Avusturyalıların tahkim ettiği Lippa alınmış, Lugos üzerine harekete geçilmişti. Avusturya ordusu Lugos ‘u vermemek için Osmanlı ordusuyla karşılaştı ise de, II. Mustafa ordunun ön saflarında bizzat vuruşarak üç saat içerisinde mutlak bir galibiyet kazanmıştı. Bu, I. Viyana bozgunundan sonra kazanılmış en büyük zaferdi. II. Mustafa’ya Gazilik unvanı verildi.

Osmanlı ordusu İstanbul’a dönerken Ruslar üçyüz bin kişilik bir kuvvetle Azak’ı kuşattılar. Ancak üç aylık bir kuşatmadan sonra büyük kayıplarla çekilmek zorunda kaldılar. Beş yıl sonra Ruslar, hazırladıkları büyük bir donanma ile (3 Haziran 1696), Azak Kalesi’ni muhasaraya başladılar. Azak garnizonu henüz değiştirilmemiş ve kale tamir edilmemişti. Onun için kalenin akıbeti tehlikedeydi. Bunun üzerine İstanbul’dan kuvvetler sevk edilmiş, fakat çok geç kalınmış, muhasara başlamış ve gelişmişti. Kale iki aylık bir savunmadan sonra 6 Ağustosta teslim oldu.

II. Mustafa devrinde cereyan etmiş en önemli olay Avusturya ile yapılan ve Osmanlıların kesin mağlubiyetiyle sonuçlanan Osmanlı-Avusturya savaşıdır. Bu savaşta Osmanlı kuvvetleri, biraz da komutanların kendi aralarındaki anlaşmazlıkları yüzünden Avusturya’nın meşhur generali Prens Ojeni komutasındaki kuvvetlere yenilmiş ve meşhur Karlofça Antlaşması’nı imzalamak zorunda kalmıştır. Karlofça Antlaşması’yla Osmanlıların Avrupa’da yayılma devri sona ermiş ve gerileme devri başlamıştır.

Macaristan’ın kaybı ve netice itibariyle bütün savaşın Osmanlı yenilgisiyle bitmesine sebep olan Zenta bozgunu, Osmanlı tarihinin en kötü olaylarından biridir.

II. Mustafa saltanatının barış yıllarında bazı ıslahatlar yapmak gerektiğine inanıyordu. Devlet adamları arasında kıyasıya bir çekişme vardı. Şeyhülislâm Feyzullah Efendi bütün iktidarı elinde bulunduruyordu. Onun tasvibi alınmadan hiçbir şey yapılamıyordu.   Sonunda   yine   onun   oyunlarıyla 1702′de sadrazamlığa getirilen Rami Mehmet Paşa derhal büyük çapta faaliyete girişti. Bütün imparatorlukta asayiş meselesini ele aldı. Hac yollarını düzeltti. Vergilerde ıslahat yaptı. Göçebe aşiretlere toprak dağıtıp yerleştirdi. Bayındırlık eserleri yaptırdı.   Eski   binaları   tamir   ettirdi.   Selanik   ve Bursa’daki büyük dokuma fabrikalarını yenileştirdi, genişletti. Üretimlerini arttırdı. Avrupa kumaşlarının imparatorluğa ithalini yasakladı. Kapıkulu ocaklarını sık sık teftiş ettirdi ve yolsuzluklara engel olmaya çalıştı. Bütün bu ıslahatı, kendisine birçok düşman kazandırdı. Bilhassa asker olmaması, sivil idareden gelen nadir sadrazamlardan biri bulunması, tenkit edildi. Üstelik artık herkesin sevgisini kaybetmiş olan Feyzullah Efendi tarafından iktidara getirildiği için, Rami «Paşa yıpranıyordu. Büyük diplomat ve devlet adamı, daha sadaretinin ilk aylarında bu ortam içinde bunaldı. 49 yaşında genç, bilgili, azimli bir adamdı. Devletin iç bünyesindeki bozuklukların mutlaka düzeltilmesinin şart olduğunu kavramıştı. Feyzullah Efendi ile arası açıldı. Şeyhülislâmın kendisinden önce ve sonra hiçbir şeyhülislâmda görülmedik derecede nüfuz kazanması ve kendisine sorulmadan bir şey yapılmaması Rami Paşa’yı bıktırdı.

Rahmi Paşa, Feyzullah Efendi’nin her makamı akrabası ve adamları ile doldurmasına razı olabilecek bir adam değildi. Ulemâ, kendilerine bütün yüksek görevleri kapatan bu görülmemiş şeyhülislâma can düşmanı haline gelmişlerdi. II. Mustafa’nın bu derecede gafleti şaşırtıcıdır. Zenta ve Karlofça’dan sonra tamamen ye’se düştüğünü gösteriyordu.

Edirne, padişahın daima bu şehirde oturmasının nimetlerini topladığı için sakindi. Fakat İstanbul, yukarıda sayılan birçok sebepten dolayı kaynıyordu. Nihayet huzursuzluk sipahilere ve yeniçerilere de sirayet ederek “Edirne Vakası” denilen olay patlak verdi . Şeyhülislam Feyzullah ve dört oğlu azledildi. Şeyhülislâm öldürüldü. II. Mustafa tahttan indirildi. Hapsedilen II. Mustafa bu hayata fazla dayanamadı, 19 Aralık 1703′de öldü.

4.Mustafa

Perşembe, 04 Ekim 2007

Osmanlı Hanedanından yirmi dokuzuncu padişah. Babası I. Abdülhamit, annesi Ayşe Sineperver Sultan’dır. 29 Mayıs 1807′de, amca oğlu III. Selim’in halinden sonra tahta çıktı. Tahta çıktıktan, sonra, imzaladığı garip bir vesika ile dikkati çekti. Yeni hükümdarın, eski hükümdarı deviren ihtilalcileri ilk fırsatta yok etmesi, Osmanlı tarihinde istisnası olmayan bir vakıa idi. Asîler bunu biliyorlardı. Kendileriyle işbirliği yapmış olmasına rağmen, hanedan gayretiyle IV. Mustafa’nın bu tutumundan korkuyorlardı. Bu düşünceyle, 31 Mayısta bir vesika imzalandı. Bu vesikaya göre yeniçeriler, devlet işlerine karışmayacaklarına, padişah da buna karşılık yeniçerileri III. Selim’i deviren ayaklanmadan hiçbir şekilde sorumlu tutmayacağına söz veriyorlardı. Kabakçı Mustafa’ya “turnacıbaşı” rütbesiyle Boğaz’ın Rumeli kale ve tabyaları kumandanlığı verilmişti. Ayaklanmanın hâin siması Kaymakam Köse Musa Paşa, bir müddet fırsattan istifade ile şunu bunu haraca kesip sevret topladıktan sonra, Bursa’ya sürüldü. 18 Haziranda, seferde olan İbrahim Hilmi Paşa, azledildi Çelebî Mustafa Paşa, sadrazam ve serdar-ı ekrem oldu.

2 yıla yakın bir zamandan beri devam eden aleyhte gelişen Rus Savaşı, 25 Ağustosta bir mütareke yapılarak bir yıl için durduruldu. Mütareke 8 aylıktı ve Rusya, Napoleon’un baskısıyla buna mecbur olmuştu. Kabakçı Ayaklanmasında Nizam-ı Cedîd taraftarlarından ve bu hareketin başı olanlardan ele geçirilenler, ayaklananlar tarafından parçalandı ve malları yağmalandı. Ancak en değerli Nizam-ı Cedîd erkânı kaçıp, Rusçuk’ta Alemdar Mustafa Paşa’ya sığındılar. Bu zatlara “Rusçuk Yârânı” adı verilmiştir. Rusçuk Yârânı’nın başına Alemdar Mustafa Paşa geçmişti. Zaten II. Selim’i seven ve Nizam-ı Cedîd’e inanan paşa, ekserisi genç olan bu ateşli inkılâpçıların tesiriyle bir yıl içinde bir darbe yaparak İstanbul’daki mürteci idareyi yıkmaya karar verdi. Alemdar’ın emrinde büyük kuvvetler bulunuyordu. Alemdar, cahil, fakat vatanperver, cesur ve sadık bir askerdi. Rusçuk Yârânı ise aydın ve merkezî idarede yetişmiş adamlardı. Alemdar’ın İstanbul hakkında açık bir fikri yoktu. Hayatı Tuna yalılarında geçmişti. Hezargrad âyânı iken himayesinde yetiştiği Tirsiniklioğlu İsmail Ağa’nın yerine Rusçuk âyânı olmuş, Tuna yalılarında kendini sevdirmiş, Ruslara karşı başarı göstermiş, vezâret rütbesiyle taltif edilmişti.

Cebren İstanbul’a yürüse, büyük ölçüde kan döküldükten başka , III. Selim de katledileceği için maksat gerçekleşmezdi. İstanbul hükümeti, Alemdar’ın niyetinden gafildi. Gerçek idare, şeyhülislam Topal Ataullah Efendi’nin elindeydi. Şeyhülislâm ve zorbalardan, IV. Mustafa da bunalmıştı. Rusçuk Yârânı’nın bazıları, İstanbul’a geldiler. Saray ve Babıâli ile gizli temaslara başladılar. Alemdar, İstanbul’a çağırılırsa zorbaları temizleyeceğinden ve IV. Mustafa’nın devlete hâkim olacağından bahsettiler. IV. Mustafa Alemdar’ı İstanbul’a çağırmaya razı oldu. 28 Haziran 1808′de ordusuyla Edirne’ye gelen Alemdar, sadrazamı kandırmayı başardı. O da IV. Mustafa gibi zorba tahakkümünden ve Ataullah Efendi’nin mürteci idaresinden bıkmıştı. Alemdar, 14 Temmuzda Edirne’den İstanbul’a doğru hareket etti. Önden 80 süvari göndererek 13 Temmuz gecesi, Rumelihisarı’ndaki evinde Kabakçı Mustafa’yı bastırıp öldürttü. Çorlu konağında Kabakçı’nın kellesi Alemdar’a sunuldu. 19 Temmuzda Alemdar, İstanbul’a vardı. IV. Mustafa, Davudpaşa Sarayı’na inip Alemdar’ı kabul etti.

2 gün sonra Alemdar, Babıâli’de sadrazamı ziyaret etti. Şeyhülislâm Ataullah Efendi, Alemdar’ın kuvvetlerine güvenen IV. Mustafa tarafından azledildi.

İrtica hareketine karışan ilmiye mensupları, o gün ve ertesi gün, çeşitli yerlere sürülerek İstanbul’dan uzaklaştırıldılar. Bu durumda sadrazam Alemdar’a hizmetinden dolayı teşekkür edip Ruscuk’a dönmesini emretti. Bu vaziyet karşısında Alemdar Mustafa Paşa 28 Temmuz sabahı harekete geçti. 10.000 askeriyle Babıâli’ye giderek, sadrazamdan zorla mühr-i hümâyûnu aldı. Silistre beylerbeyi ve Tuna seraskeri Alemdar Mustafa Paşa, hukuken değilse bile fiilen sadarete geçti.

Alemdar, Babıâli’den Topkapı Sarayı önüne geldi IV. Mustafa, Babıâli baskısını öğrenmiş, Alemdar’ın maksadını anlamış, uğursuz tedbirlerini almıştı. Paşa IV. Mustafa’yı hemen tevkif etmek fırsatını da kullanamayarak, şeyhülislâmı,tahttan vazgeçirmesi için padişaha gönderdi. Şeyhülislâmın sözlerini dinlemeyen IV. Mustafa, III. Selim’le Veliaht Mahmut’un, öldürülmeleri emrini verdi. Hayatta başka Osmanoğlu bulunmadığı için, bu durum tahakkuk ederse, Alemdar, mecburen kendi hükümdarlığını kabul edecekti. Başçuhadar Gürcü Abdülfettah, İmrahor Kör Mehmet, Hazine kethüdası Ebe Selim, Tebdil Hasekisi Bağdatlı Hacı Ali ve Bostana Deli Mustafa adlarındaki Enderun’un yüksek rütbeli görevlileri 20 kadar neferle beraber III. Selim’in dairesine girdiler. Eski hükümdarı korumak isteyen zevcesi Re’fet Kadı Efendi yere serilip, padişahın hizmetçilerinden Pakize Usta yaralandıktan sonra, silahı olmadığı için o sırada üflemekte olduğu ney’iyle nefsini savunmaya çalışan III. Selim, sağ şakağına yediği bir kılıç darbesiyle şehit edildi. Padişahın üzerine kapanan Re’fet Kadı Efendi ile iki cariyeye dokunmayan katiller, daireyi terk ettiler. Alemdar Mustafa Paşa için, yapılacak bir şey yoktu. Bu durum karşısında IV. Mustafa halledilerek.II. Mahmut tahta çıkarıldı.

IV. Mustafa, Topkapı Sarayı’nın bir dairesine gönderildi.

Alemdar, 15 Kasım günü sabahın erken saatlerinde ölmüştü. Aynı gün şeyhülislâm, IV. Mustafa’nın idamı için fetva verdi. II. Mahmut, ağabeyini öldürtmekte tereddüt ediyordu. Ancak eski padişahın âsilerle işbirliği ettiği kesin şekilde anlaşılmıştı. Zorbalar, Sultan Mustafa’nın adını haykırmaya başlamışlardı. Bunun üzerine aynı günün gecesi Kadı Âbdurrahman Paşa’nın öncülüğüyle kuşakla boğduruldu. 18 Kasımda cenazesi, babası I. Abdülhamit’in Bahçekapısı’ndaki türbesine gömüldü.