‘kapıkulu’ olarak etiketlenmiş yazılar

Sipahi

Perşembe, 11 Ekim 2007

Osmanlı Devleti’nde ordunun iki ayrı atlı sınıfına verilen ad. 1. Tımarlı Sipahisi: Tımarlı sipahisi bir atlı ordudur. Orduyu hümâyûnun esası ve en büyük kısmıdır. Kapıkulu sınıfları gibi maaşlı değildir. Azablar gibi ücretli de değildir. Levendler ve akıncılar gibi ganimetle geçinmez. Yaşaması için devlet kendilerine toprak verir. Toprağın üzerinde köylü vardır. O köylüden vergiyi tımarlı sipahiler toplar. Hem kendisi geçinir, hem de atları ve silâhları ile çağrıldığı anda yığınak mevkiinde hazır bulunarak savaşır. Selçukluların Arapça “İktâ” dedikleri böyle toprağa Osmanlılar “dirlik” demişlerdir. Dirlik küçükse adı “tımar”, büyükse “zeamet” adı verilir. Zeametin büyüğüne de “hass” denir.

Sipahiler umûmi adı altında toplanan tımarlı ve zaîmler, Osmanlı ordularında en iyi kısımdır. 2 çeşit tımarlı olurdu: Tezkireli ve tezkiresiz. Tezkireli timarlılar, timarı merkezden yani İstanbul’da Divân-ı Hümâyûn’dan doğrudan doğruya alanlardır. Tezkiresiz tımarlılar ise dirliklerini beylerbeyinin arzı üzerine alırlar.

Timar veya zeamet sahibi ölünce, ekseriye oğluna, yoksa kardeşine veya yeğenine verilirdi. Fakat bunun için timar ve zeametin bağlı olduğu alaybeyi ve sancakbeyinin onayı lâzımdı. Bu suretle dirlikler, tecrübesiz insanların eline geçmezdi.

Timar ve zeamet sahipleri, arazileri üzerindeki toprakları 3 yıldan fazla işlemezlerse, dirliklerini kaybederlerdi. Toprağı işlememek, Allah’a karşı da bir günâh sayılırdı.

Sipahi sefere gidince yerine “korucu” denilen bir vekil bırakırdı. Bu şahıs, dirlik sahibinin yokluğunda toprağın düzenli işlenmesine bakardı.

Devletin her eyâletinde timar ve zeamet bulunmazdı. Meselâ Cezayir, Tunus, Trablusgarp, Mısır, Yemen, Bağdat gibi eyaletlerde hiç timar ve zeamet yoktu. Genellikle Müslüman nüfusun bulunduğu eyâletlerde timar ve zeamet teşkilâtı yapılmıştır. Bunun da sebebi Timarlı Sipahisi’nin tamamen Osmanlı ırkına ait bir sınıf olmasıydı.

Kanunî devrinde timarlı sipahisi, gerek sosyal, gerek askerî bakımdan en parlak devrini yaşamıştır. Osmanlı atlı ordusu, iki orduya ayrılmıştı: Rumeli atlı ordusu ve Anadolu atlı ordusu ilk zamanlarda Rumeli timarlı ordusunun kumandam Rumeli beylerbeyisi, Anadolu timarlı ordusunun kumandam Anadolu beylerbeyisi idi. Fakat sonradan her iki kanada da padişahça seçilen vezirler kumanda etmeye başladı.

Zaîm ve sipahi öldüğü zaman timar sahibi oğulları varsa, onlar babaları ölmeden timarlı oldukları ve timarlıların bütün haklarına sahip bulundukları için, timarı olmayan diğer kardeşleri, zâîm ve sipahinin büyük ve ikinci ve üçüncü oğulları gibi muamele görürlerdi. Timar tasarruf eden her sipahi timarını ne şekilde almış olursa olsun, müstakil timarlı sipahi sayılır, babasının ölümü, onun aleyhinde bir muamelede bulunulmasını gerektirmezdi.

XVI. yüzyılın son çeyreğinden itibaren ve devamlı olarak timarlı sipahisi azaldı. Kapıkulları çoğaldı. Timarlar, saray adamlarına, daha sonraları mahallî halka verilmeye başlandı. Bu şekilde birçok eyalette toprak ağaları, “âyân” denen bir çeşit derebeyleri doğdu.

Fatih’in ve Kanunînin üzerlerinde o kadar durdukları, onların başında cihan devleti kurdukları timarlı sipahisi, merkezin kapıkullarının gelişmesine engel olması yüzünden gittikçe kötü duruma düştü. XVIII. yüzyıldan itibaren bu durum belirginleşti ve timarlı sipahisi büsbütün önemini kaybetti.

Timar sistemi, Anadolu ve Rumeli’nin Türkleşmesinde de büyük hizmetler görmüştür. Rumeli eyaleti ile diğer Avrupa eyaletlerinde ve Batı Anadolu ile Orta Anadolu’nun Kuzey kesimini içine alan Anadolu eyâletinde, hattâ birkaç Orta ve Doğu Anadolu eyâletinde tatbik edilen bu sistem, bu büyük ülkelerdeki Müslüman olmayan nüfusun devlet aleyhine davranışlarına karşı başlıca engellerden biri olmuştur. Bu sebeple ekilebilir toprak, çok büyük çoğunluğu bakımından Osmanlı halkının eline geçmiş ve onun elinde kalmıştır.Timarlı sipahisi, bir Osmanlı asilzade topluluğudur. Ellerindeki köylüye adalet dağıtırlar. Köylerin şenlenmesine, bayındır hale gelmesine her türlü yardımda bulunurlar. Padişahın, imparatorluğun uzak köşelerindeki temsilcileridir. Mağrur, varlıklı, savaşçı adamlardır. Köylüyü soymayı akıllarından geçirmemişlerdir. Zaten kanunların gösterdiği vergi ve resimlerin dışında akçe almaları mümkün değildi.

Timarlı sipahisi XVI. yüzyılda gelişti, XV. yüzyılda Osmanlı ordusunun yarısından fazlası bu sınıftandı. XVI. yüzyılın ilk yansında en önemli devrini yaşadı. XVI. yüzyılın ikinci yansından itibaren önemini kaybetmeye başladı. XVII. yüzyılda kapıkulu ocakları timarlı sipahiyi sayı ve önem bakımından geçtiler. XVII. yüzyılın son yıllarında, hele XVIII. yüzyıldan itibaren sayıları kadar önemleri de azaldı.

Bahriye sancaklarındaki timarlar genellikle levendlere, reislere, derya beylerine yani donanmadaki denizcilere verilirdi. Timarlı sipahisi bazı büyük deniz seferlerine de verilmiştir. Levendler ve “azab” denilen deniz piyadeleri yetmediği zaman, donanmaya kapıkulu ve timarlı askeri de yüklenirdi.

1826′da II. Mahmut, timarlı sipahilerin her yıl İstanbul’a üçte birinin gelerek kışlalarda modern eğitim görmelerini emretti. Bunlara, derecelerine göre erlikten yüksek subaylığa kadar rütbeler verdi. Fakat “Asâkir-i Mansûre Süvarisi’ adım alacak, bundan böyle umarlarında değil kışlalarda yaşayacak, modern eğitim görecek ve yeni askerî usûlü öğreneceklerdi.

Tanzimat’tan hemen sonra Sultan I. Abdülmecid 19 Ocak 1841 fermanı ile birçok timarlı sipahiyi emekliye ayırdı, fakat timarlarını hayatlarının sonuna kadar ellerinde bıraktı. 1844′te bir kısım timarlı sipahisi atlı jandarma olarak hizmete alındı.

2. Kapıkulu Sipahisi:

Yeniçeri ocağından sonra en mühim kapıkulu ocağı olarak, kapıkulu sipahisi görülür. Timarlı sipahisinden ve diğer atlı sınıflardan farkı, aynen yeniçeriler gibi XVI. yüzyılda devşirme çocuklarından meydana gelmiş bir kapıkulu ve merkez askeri olmasıdır. XVI. yüzyıl sonlarından itibaren bunların en büyük çoğunluğu Türk asıllı kimselerden seçilmiş, bunların da mevcudu bu tarihten sonra çok artmıştır.

Kapıkulu sipahisi, yeniçerilerin büyük rakibi oldukları için, onlar kadar ayaklanmalara karışmamışlardır. Bazen hiç karışmamış, bazen karşı ihtilâlci olarak yeniçeriler karşısında yer almışlar, fakat bazen de ihtilâli onlar çıkartmışlardır. Kapıkulu sipahisine “timarsız sipahi” de denilmiştir. Çok iyi süvari, okçu ve kılıç dövüşçüsü idiler.

Kapıkulu sipahisi veya timarsız süvari sınıfı, XVI. hatta XVII. yüzyılda seçkin bir sınıftı. Yeniçerilerden daha fazla maaş alırlardı.

Timarsız süvari ocağı, 6 alaydan kurulmuş bir tümendi. 6 alay, sırasıyla şöyleydi: Sipahiler, silâhdârlar, sağ ulûfeciler, sol ulûfeciler, sağ garibler, sol garibler.

“Sipah Bölüğü” denilen, birinci alay, kırmızı sancaklı olup en itibarlıları idi. Sultan Fatih Mehmet tarafından büyük devlet adamlarının ve kumandanların çocuklarından meydana gelen bir süvari bölüğü olarak kurulmuş sonra devşirmeler de alınmaya başlanmıştı. Bu alay, seferde hükümdarın veya serdarın arka tarafında durur, aynı zamanda saltanat bayraklarını korurdu. Otağ-ı hümâyûnu bir gece sipahi alayı, bir gece silâhdâr alayı sıra ile beklerlerdi. Sipahi alayının bazı birlikleri ordunun önünden gider, istihkâm sınıfının işlerine katılırlardı.

“Silâhdâr alayı” denilen ikinci alay, sarı sancaklıydı. “Sancak tepeleri”nin yığılmasına bakmak görevi bu alayındı. Ordu-yı hümâyûn yoldan geçerken, birkaç kilometrede bir tepelerdeki bayrakları görerek yolunu bulurdu. Orduya padişah kumanda ediyorsa, yani sefer-i hümâyûn ise, bu tepeler yolun her iki tarafına, serdar-ı ekremler kumanda ediyorsa yalnız sol tarafına yapılırdı. 23 adet tuğcu da genellikle bu alaydan seçilirdi. Yedekçiler, sefer-i hümâyûnlarda, padişahın yedek atlarını çeker, fakat binemezlerdi. “Buçukçu” denilen asker de bu alaydan seçilir, padişah, cami, türbe gibi yerlere ziyarete gittiği zaman fakirlere yarımşar altın dağıtırlardı. Bunların başlarındaki teğmenlere “tuğcubaşı”, “yedekçiba-şı” ve “buçukçubaşı” denilirdi.

Sağ ulûfeciler (ulûfeciyân-ı yemîn) alayının sancağı yeşil, sol ulûfeciler (ulûfeciyân-ı yesâr) alayınınki sarı-beyazdı. Sağ ulûfeciler seferde yeniçeri tümeninin sağında giden sipâh alayının sağında, sol ulûfeciler ise, yeniçerilerin solunda giden silâhdâr alayının solunda yer alırlardı.

Sağ garîbler (gurebây-ı yemîn) ve sol garîbler (gurebây-ı yesâr) alayları, seferlerde ağırlıkların muhafazası ile görevli idiler. Sancağ-ı Şerifin çevresinde yürürlerdi. Sağ garîblerin alay sancağı sarı-beyaz, sol garîblerin ise yeşil beyaz idi.

Bu 6 alay eşit derecede sayılmaz, en üst derecedekine daha mühim savaş görevleri verilirdi. Tecrübeli ve değerli savaşçılar, üst alaylarda idi.

Timarsız (ulûfeli) sipahilerin çoğunluğu İstanbul’daki kışlalarında oturur, bir kısmı taşrada büyük merkezlerde bulunurdu.

Kapıkulu sipahisi, ordunun asıl süvari sınıfı değildi. Asıl süvari sınıfı timarlı sipahiler ve ikinci derecede akıncılar idi.

Kapıkulu

Perşembe, 11 Ekim 2007

Osmanlı Devleti’nde doğrudan doğruya hükümdarın şahsına bağlı hassa veya merkez ordusu askerlerine verilen ad. Osmanlı Devleti’nde ordu fikri Orhan Gazi ile başlamıştır. Osman Gazi döneminde de Gaziyân-ı Rum, Ahiyân-ı Rum, Abdalân-ı Rum, Bacıyân-ı Rum adlarını taşıyan Ahiler ve Bâbaîler vardı. Ama bunların teşkilâtlandırılması Orhan Gazi döneminde olmuştur. Kuruluşu kesin olarak bilinmemekle beraber Orhan Gazi döneminde yaya ve müsellem denilen ilk muvazzaf birlikler mevcuttu.

Candarlı Kara Halil’in gayretleriyle kurulan bu birlikler, devlet hudutlarının genişlemesi sonucu yetersiz kaldı ve Osmanlı Kapıkulları teşkil edildi. Osmanlı Kapıkulları devlet merkezinden Osmanlı padişahlarının emir ve kumandası altında ve onların şahıslarına bağlı, maaşlı yaya ve atlı askerî ocaklar olarak kurulmuşlardır.

Kapıkulu ocaklarına asker sağlamak amacıyla I. Murat, Gelibolu’da bir Acemi Ocağı kurarak esir Hıristiyan gençlerinin belirli bir terbiye aldıktan sonra Kapıkulu ocaklarına kabul edilmeleri kaidesini koymuştur. Kapıkulu ocaklarının temelini teşkil eden Yeniçeri Ocağı’nın kuruluşu ise Edirne’nin fethini takip eden günlerde olmuştur. Osmanlı Devleti’nde Kapıkulu ocaklarının kuruluşu H. 761 (1360) tarihinde Pençik kanununun çıkarılması ile başlar. Kapıkulu için başlangıçta esirlerin beşte birinin yetiştirilmesi düşünülmüşken, daha sonra bu durum ihtiyacı karşılamamış ve devşirme sistemi kurulmuştur .Bu gençler ister esir, ister devşirme olsun 3,5, 8 yıl çiftçilerin hizmetinde çalıştırılarak Türk âdetlerini öğrenmeleri sağlanırdı. Bundan sonra bu gençler Acemi Ocağı’na geri dönerler ve ocakta askerî disipline tabi tutulurlardı.

Kapıkulu ocaklarının kuruluşları sırasında tespit edilen kanun ve nizamlar hakkında tafsilatlı bilgi yoktur. Bu ocaklar zaman içinde geliştirilmişler ve en mükemmel duruma Sultan Kanunî Süleyman zamanında gelmişlerdir. Acemi Ocağı, kaynak olarak bir tarafa bırakılırsa. Kapıkulu ocaklarından ilk kurulanı Yeniçeri Ocağı’dır. Bu ocağı Topçu, Cebeci ve Top Arabacıları Ocağı takip etmiş, atlı birlikler olarak da Silahdarlar Ocağı kurulmuştur. Sultan Fatih Mehmet zamanında Sipahi ocağı kurulmuş, bunlara sağ ve sol olmak üzere Ulufeciler ve Garipler ocakları eklenerek, atlı sınıflar altı ocağa çıkartılmıştır. Devletin sınırları genişledikçe Kapıkullarına merkez ordusu olmaları özellikleri yanında kale muhafızlığı görevleri de verilmiştir. Ayrıca eyaletlerde Yerlikulu, Yeniçeri, Topçu ve Cebeci birlikleri teşkil edildiği gibi, Lağımcı ve Humbaracı ocakları da açılmıştır. XVI. yüzyıl ortalarında acemiler dışında yaya olarak Yeniçeri, Cebeci, Topçu, Top Arabacı, Lağımcı ve Humbaracı ocakları, atlı olarak da Sipahi, Silahdar, Sağ Ulufeciler, Sol Ulufeciler, Sağ Garipler ve Sol Garipler ocaklarından meydana gelmekteydi.

İki buçuk yüzyıla yakın bir süre padişahın Hassa kuvvetlerini teşkil ettikleri ve devamlı olarak padişahların maiyetinde bulundukları için Kapıkulu ocakları sıkı bir disiplin altında kalmışlar ve Osmanlı ordusunun çekirdeğini meydana getirmişlerdir. Padişahlar bu dönemlerde Kapıkullarının başında seferlere katılırlar ve asker padişaha büyük saygı duyardı. Padişahlar sefere katılmamaya başlayınca askerle padişah arasıdaki saygı-sevgi bağı gevşedi. Padişahın denetiminden mahrum askerlerde disiplin yok oldu. Ayrıca XVI. yüzyıl sonları ve XVII. yüzyıl başlarında açılan Avusturya ve İran seferlerinde, ihtiyaç sebebiyle dışarıdan asker alınması da ordu disiplinin bozulmasında etkili olmuştur. Böylece XVIII. yüzyılda Kapıkulu ocakları disiplinsiz, her hangi bir topluluk haline gelmiştir. Bu duruma karşı ilk defa tedbir almayı düşünen II. Osman, Kapıkullarının şiddetli tepkisiyle öldürülmüştür. Şiddet kullanarak ordu içindeki disiplini sağlamaya çalışan IV. Murat, bu işi başaramadan ölmüştür. XVII. ve XVIII.yüzyıldaki ağır yenilgiler Kapıkullarına kuvvetli bir ıslahat yapılması fikrini doğurmuştur. Kapıkullarının temelinde ıslahat yapılması fikrine ilk inanan padişah III. Mustafa’dır. III. Mustafa, II. Osman’ın düştüğü hatayı tekrarlamamış, direk yeniçerilere değil Topçu Ocağı’nı ıslahla işe başlamıştır. I. Abdülhamid zamanında da Sürat Topçuları Lağımcı ve Humbaracı ocaklarında başarılı sonuçlar alınmıştır. III. Selim ise Bostancı Ocağı’na bağlı olarak Nizamı Cedîd adlı yeni bir ocak kurmuştur. Fakat Batı tekniğine uygun olarak yapılan bu ıslahat korkunç bir tepkiyle karşılanmış ve III. Selim çıkan ayaklanma ile öldürülmüştür . Alemdar Mustafa Paşa Nizam-ı Cedîd gibi Sekban-ı Cedîd adlı yeni bir ocak daha kurduysa da kısa bir süre sonra çıkan ayaklanma ile bu hareket de başarıya ulaşamamıştır. II. Mahmut Yeniçeri Ocağı’nı ıslah etmek için Eşkinci Ocağı’nı kurmuştur. Bu sefer de büyük bir tepkiyle karşılaşıldı ise de II. Mahmut kararlı bir şekilde, sadrazam. Selim Mehmet Paşa, Darendeli İzzet Mehmet Paşa ve Ağa Hüseyin Paşa gibi devlet adamlarının yardımlarıyla ile ayaklanan yeniçerilerin kışlalarını topa tutturdu ve kuruluşundan 465 yıl sonra Haziran 1826′da Kapıkulu ocaklarını ortadan kaldırdı.