Yavuz Sultan Selim
Perşembe, 04 Ekim 2007Osmanlı Hanedanından dokuzuncu padişah. Osmanoğullarının ilk halifesi. Babası II. Bayezid, annesi Dulkadiroğlu Ayşe Hatun’dur. Amasya’da doğdu. Amasya’da tahsil ve terbiye gördü. Daha sonra Trabzon sancakbeyi olmuştur. Buradaki uzun sancakbeyliğinde, İran serhaddi sayılan topraklar üzerinde bir hükümdar gibi saltanat sürmüş; babası II. Bayezid’in tahttan feragati üzerine, iki ağabeyi hayatta bulunmasına rağmen, tahta geçmiştir.
Yavuz Selim tahta çıktığında, kardeşleri yer yer Anadolu’da çeşitli olaylar çıkarıyorlar, iç-gaileler bitmek bilmiyordu. Özellikle Trabzon’da iken Safevîlerle yıllarca savaşan Yavuz, İran üzerine sefer açarak Safevî meselesine son vermek istiyordu. Yavuz İran savaşına karar vererek Anadolu’ya geçti. 1512-1513 kışında vaziyet o derece büyük bir önem kazanmıştı ki, Yavuz İstanbul’a dönmedi ve kışı Bursa’da geçirdi. Kardeşi Sultan Ahmet, babasının kendisine terk etmek istediği saltanatı ele geçireceğine emindi. Nihayet 24 Nisan 1513′te Bursa Yenişehri’nde iki kardeşin kuvvetleri karşılaştı. Yavuz, ağabeyinin kuvvetlerini rahatça dağıttı. Esir edilen Sultan Ahmet, boğuldu. 47 yaşında idi. Sultan Ahmet’in 6 oğlundan 5′i de boğulmak suretiyle idam edildi. Sultan Ahmet’in oğullarından Şehzade Murat ise kaçtı; 1513′te Tebriz’de Şah İsmail’in kızı ile evlendi. Şah İsmail, Yavuz’u yenince, Anadolu’yu ele geçirecek Rumeli’de ise damadını padişah yapacaktı. Sultan Ahmet’in büyük oğlu olan Şehzade Murat, 1519′da ölmüştür. Sultan Selim bunlardan başka evvelce ölen kardeşlerinin oğulları olan 5 şehzadeyi daha öldürttü. 12 Mart 1513′te ise Sultan Korkut idam edilmiştir.
Yeni bir sefer için ordu 20 Mart 1514′te emir aldı. 23 Nisanda ordu, Üsküdar’dan hareket etti; Temmuzda Erzincan’a ve 5 Ağustosta da Erzurum’a vardı.
22 Ağustosta ordu, Çaldıran sahrasında, Şah İsmail’in muazzam kuvvetleri ile karşı karşıya geldi. 23 Ağustos sabahı Çaldıran Savaşı başladı. Çaldıran Savaşı Osmanlıların galibiyetiyle sonuçlandı. Şah İsmail İran içlerine çekildi.
Yavuz Çaldıran sahrasında 2 gün kaldı. 26 Ağustosta yürüyüşe başladı. 11 gün sonra Osmanlı ordusu, mukavemet görmeksizin Tebriz’e girdi. Burada da ayrıca muazzam bir ganimet ele geçirildi. Yavuz 1.000 kadar Türk-Azeri sanatkâr, bilgin ve şâiri Tebriz’den İstanbul’a şevketti.
Yavuz Tebriz’den çekildikten ve Azerbaycan, Safevîler tarafından geri alındıktan sonra Şah İsmail, Amasya’ya Osmanlılara elçiler göndermiş, ancak bir anlaşma yapılamamıştır.
Çaldıran yıkımından sonra İran, Doğu Anadolu ve Kuzey Irak’ı savunmamış ve ülkeler, Osmanlılara geçmiştir. Yavuz, 11 Temmuz 1515′te 1. seferinden İstanbul’a döndüğü zaman, Doğu-Anadolu fütuhatı devam ediyordu.
19 Mayıs 1515′te Kemah Kalesi fethedilmiştir. 12 Haziranda da Dulkadiroğlu Beyliği, Osmanlı Devleti’ne katılmıştır. Yavuz, ana tarafından mensup olduğu Dulkadiroğullarına büyük makamlar vermiştir.
Yavuz’un ana tarafından büyükbabası olan Dulkadiroğlu Alâüddevle Bozkurt Bey, istiklâlini silâhla savunmuş, fakat Maraş’ın kuzey-batısında Göksün yakınlarından geçen Turnadağı Meydan Savaşı’nda Osmanlı kuvvetlerine yenilmiş, şehit düşmüştür. Yavuz, merkezi Maraş olmak üzere Dulkadir Beyliğini kurmuş ve bunun başına “Paşa” unvanı ile Dulkadiroğlu Ali Bey’i geçirmiştir.
Güney-doğu Anadolu’nun merkezi, Diyarbakır (Amid) şehri idi. Amid, Çaldıran’dan önce Osmanlılara itaat etmişti. Ancak Şah İsmail, Amid’in kaybının, Güney-doğu Anadolu’dan ebediyen vazgeçmek demek olduğunu biliyordu. Tebriz’e döndükten sonra, Ustaclıoğlu Kara Hân’ı gönderip şehri kuşattı. Çaldıran darbesinden sonra Safevîlerin askerî güçle Amid’i muhafaza etmelerine imkân yok. Bunu bilen Safevîler, yerli Kürt beylerini elde etmeye çalıştılarsa da başaramadılar. Bunun üzerine Yavuz, Erzincan beylerbeyisi Bıyıklı Mehmet Paşa ile Amasya beylerbeyisi Şâdi Paşa’yı Amid üzerine gönderdi. Vaziyeti gören Kara Han, vuruşmayı kabul etmedi. Amid’i bırakıp güney-doğuya, Mardin’e çekildi.
Güney-doğu Anadolu’da son Safevî mukavemeti Diyâr-ı Bekr beylerbeyisi Bıyıklı Mehmet Paşa’nın 4 Mayıs 1516′daki zaferi ile kırıldı.
Koçhisar’da Mehmet Paşa, Safevîleri tamamen imha etmiştir. Kara Hân, Osmanlı tüfek ateşiyle vurulup ölmüştür. Kara Han’ın kardeşi Süleyman Han, Mardin Kalesi’nde 7 Nisan 1517′ye kadar mukavemet etmekle beraber, Mardin şehri, Osmanlılarda kalmıştır, Mardin Kalesi’nin de bir yıl kadar sonra düşmesi ile, Safevîler, Güney-doğu Anadolu’dan atılmışlardır. Koçhisar zaferi üzerine bu çevredeki bütün Safevî kaleleri teslim alınmıştır. Urfa ve Siirt de Osmanlılara geçmiştir. Bu arada Mardin ile Siirt arasındaki Hısn-ı Keyfâ, Eyyûbi Melikliği de, Osmanlı toprağı olmuştur.
Sultan Yavuz Selim, 5 Haziran 1516′da 2. seferine çıkmak üzere, Topkapı Sarayı’ndan Üsküdar’daki ordugâha geçti. Sefer, Mısır-Suriye, Memlûk İmparatorluğu’na karşı idi. Bu, bir Osmanlı hükümdarının Mısır-Suriye’ye karşı çıktığı ilk ve son seferidir. Veziriazam, Sinan Paşa, Yavuz’dan 38 gün önce İstanbul’dan hareket etmiş, Kayseri’ye gitmiş, buradaki 40.000 kişilik ordunun başına geçmiştir. Yavuz, Memlûklere elçiler göndererek, seferin Safevîler üzerine ve İran’ı fethetmek maksadıyla olduğunu bildirmiştir. Sultan Kansu, daha 18 Mayısta Kahire’den hareket ederek Suriye’ye gelmişti. Memlûkler, Osmanlılarla savaş çıkarmamaya azamî gayret göstermekle beraber, imparatorluklarını şiddetle savunmaya kararlı idiler. Bu sıralarda Memlûk Sultanlığı, Osmanlı Devleti ve İran’dan sonra dünyanın en büyük ve güçlü devleti vaziyetinde idi. Tebriz’de de panik başlamıştı. 27 Temmuzda Yavuz, Osmanlı-Memlûk sınırını geçmiş, 28 Temmuzda Malatya yakınlarına gelmiştir. Artık seferin Memlûkler üzerine olduğu belli olmuştur. 18 Ağustosta Osmanlılar, Besni yakınlarına gelmiştir. Besni Yavuz’a teslim olmuştur. .
Ramazanoğlu Mahmut Bey, 1514 sonunda Osmanlılara itaat etmiş ve Osmanlı hizmetine girdiğini, Yavuz’a bildirmiştir. Yavuz, Çukurova’da Adana merkez olmak üzere, Ramazanoğullarını sancak beyliği ile bırakmıştır. Ramazanoğlu Mahmut Bey, Yavuz, Mısır seferine çıkarken, Osmanlı ordusunda idi. 27 Temmuzda Anadolu’dan gelen Ramazanoğlu birlikleri, Osmanlılara katılmışlardır.
Yavuz, ikinci büyük meydan savaşım kazanmıştır (24 Ağustos 1516). Sultan Kansu, Osmanlı kuvvetlerini Hitli şehrine pek yakın Dabık Ovası’nda karşılamıştır.
Osmanlıların bu zaferinden sonra Yavuz, Haleb’e girdi. Haleb, Kuzey Suriye beylerbeyliğinin merkezi yapıldı ve Karaca Paşa, ilk Haleb beylerbeyisi oldu.
Memlûkler, Halife’yi ve Mukaddes Şehirler’i (Mekke, Medine ve Kudüs) ellerinde tutmakla, İslâm dünyasına karşı üstünlük iddia ede gelmişlerdi. Kudüs, aynı zamanda Hıristiyan dinin de mukaddes şehri olduğundan, Memlûkler, Hıristiyan hacılarından da faydalanıyorlardı. Bu savaşla bütün bu manevî üstünlükler, Osmanoğullarına geçmiştir.
Sultan Yavuz Selim Haleb’teki ilk Cuma namazında (29 Ağustos 1516) halife ilân edilmiştir. Halifelik böylece Osmanoğullarına geçmiştir.
Daha sonra Kahire’de ve Mekke’de bulunan Emânâtı Mukaddese’nin de İstanbul Topkapı Sarayı’ndaki Hırka-i Şerif Dairesi’ne nakli ve Kudüs, Mekke ve Medine şehirlerinin Osmanlılara geçmesi ile, Yavuz’un halifelik sıfatı tamamlanmıştır.
Yavuz, Haleb’den hızla güneye indi. 19 Eylülde de Hama, 21 Eylülde Humus alındı. Buralarda hiçbir Memlûk mukavemeti olmadı.
Sultan Yavuz Selim, 27 Eylülde Şam’a geldi. Emevîlerin bu tarihî başkentinde 15 Aralığa kadar kaldı. Yavuz, Şam’da iken Osmanlı ordusu Filistin’i fethetti. Lübnan kendiliğinden teslim oldu. Fethedilen topraklarda 2 eyalet kuruldu. Haleb ve Şam, merkez oldu. Bu suretle Kudüs sancağı, Orta Filistin’i, Gazze sancağı Güney Filistin’i içine alıyordu. 15 Aralıkta Yavuz, Şam’dan ayrıldı. Canberdi Gazâli’nin kumandasındaki 10.000 kişilik bir Memlûk kuvveti Filistin ile Sina arasında dolaşıyordu. Vazifesi, Osmanlıların çölü geçmesine engel olmaktı. Bu kuvveti yok etmek ve yolu açmak için Yavuz, 1 Aralıkta veziriazam Sinan Paşa’yı Şam’dan Gazze’ye göndermişti. Hân-Yûnus kasabası civarında Osmanlılar ile Memlûkler karşılaştılar. Sinan Paşa 9.000 Memlûk’ü öldürmek veya esir etmek suretiyle büyük bir meydan savaşım kazandı. Lübnan umûmî valisi olan Canberdi Gazâb 1000 atlısı ile perişan bir halde Mısır’a kaçtı.
30 Aralıkta, Yavuz Kudüs’e geldi. Yavuz 13 gün içinde Sina Çölü’nü geçmiştir. 11 Ocakta el-Arîş köyüne varılmıştır. Sinan Paşa, 6.000 atlı ile önden gidiyordu. Nihayet Süveyş Berzahı geçildi ve Mısır’a gelindi. Ordu Kahire’ye yaklaştı.
Tumanbay, Kahire’yi fevkalâde tahkim etmiş ve ordusunu pek güzel hazırlamıştı.
24 Ocakta Osmanlılar, Kahire’ye girdi.
28 Ocakta II. Tumanbay, Kahire’ye girdi. Osmanlı ordusu ve Yavuz, Kahire dışında idiler. Şehirde küçük bir Osmanlı birliği vardı. Sultan Tumanbay, bu birliği kılıçtan geçirdi. Veziriazam Yunus Paşa Kahire’ye girdi. Sultan Tumanbay’in ancak 10.000 askeri vardı. Mısırlılar, şehri şiddetle savundular. Çok kanlı sokak vuruşmaları oldu. 30 Ocakta II. Tumanbay Kahire’yi bırakmaya mecbur oldu. Şehir tekrar Osmanlıların eline geçit ve kuvvetli birliklerle korundu.
Mekke Şerifi, oğlunu Kahire’ye gönderdi. Mukaddes Makamlar’ın anahtarları, Mekke ile Medine’deki Emânât-ı Mukaddese, Yavuz’a sunuldu. Bu suretle 6 Temmuz 1517′de Hicaz da, Osmanlılara dâhil oldu.
Gene 1517′de Kahire’ye gelen Yemen elçileri, Memlûklerin yerine Yavuz Sultan Selim’in yüksek hâkimiyetini tanıdıklarını bildirmişlerdir. Yavuz Sultan Selim, muzaffer Orduyu Hümâyûn ile 10 Eylül 1517′de Kahire’den çıktı.
19 Mayısta veziriazam Pirî Mehmet Paşa, kuvvetli bir ordu ile Aylıtab’a Yavuz’dan ayrılmıştır. Hedef, başta Musul olmak üzere Kuzey Irak’ın fethidir. Yavuz, bu suretle İran’a karşı ikinci seferine başlangıç yapmış oluyordu.
Yavuz, büyük bir ihtişamla, büyük bir muvaffakiyetle İstanbul’a dönüyordu. İslâm dininin başkanlığı demek olan halifelik, 767 yılından beri bu sıfatı haiz olan Abbasilerden Osmanoğullarına, yani ilk defa olarak bir Türk hanedanına geçmiştir. Mukaddes Emânetler, Osmanlı Türklerinin elindedir. Mukaddes Şehirler (Mekke, Medine, Kudüs)’de Osmanlıların idaresindedir. İstanbul’da Büyük Cihangir’i karşılamak için en büyük merasimler hazırlanmıştır.
Yavuz’un bütün gösterişi, devlet işlerindedir. Husûsî hayatında mahçub, mütevâzi ve sakin bir adamdır. Geceleri odasında gözlük takıp kitap okuduğu anlarda, alelade bir Türk bilgininden hiçbir farkı yoktur. Son derece sade giyinmektedir. İstanbul’da halkın hissiyatını ve yapılacak merasimleri öğrenince son derece sıkılmıştır. Şahsına gösterilecek olan bu derece alâyişten utandığı için, bir gün sonra merasimle şehre girmesi lâzımken, birkaç saat önce, gece vakti, yanında birkaç kişi ile kayığa binmiş, gizlice Topkapı Sarayı’na çıkmıştır. Ertesi gün halk ve devlet adamları, Padişah’ın Saray’da olduğunu öğrenmişler ve hiçbir merasim yapılamamıştır. Yavuz 25 Temmuz 1518′de İstanbul’a gelmiş ve 4 Ağustosta da Edirne’ye hareket etmiştir. Yavuz, Edirne’de, Avrupa’nın en kudretli deniz ve kara devletleri olan Venedik ve Macaristan ile sulhu yenilemiştir.
20 Aralık 1518′de veziriazam Pirî Mehmet Paşa, Kuzey Irak’ı fethetmiş olarak Edirne’ye döndü. Bu suretle İran imparatorluğunun en kıymetli parçalarından olan Musul eyâleti Osmanlı topraklarına katıldı.
Yavuz, 22 Eylül 1520′de vefat etmiştir. Ölüm sebebi, sırtında çıkan ve “şîrpence=aslan pençesi” denen bir.çıbandır. Ölümü, Veliaht Süleyman, Manisa’dan İstanbul’a gelinceye kadar 8 gün saklanmıştır.